Baudelaire’in Le Balcon’u versus Sezai Karakoç’un Balkon’u

"Gösterişin, teşhirin bunca ilerlediği bir zamanda artık her yer ve herkes gözler önünde. Evleri boydan boya kaplayan, perdesiz veya tül perdeli pencereler yaşamımıza girmiş halde. Balkonlarımızda veya büyük pencereli tül perdeli veya perdesiz evlerimizde Baudelaire kadar rahat ve o denli mutlu olmakla acaba o balkondan biz de mi düştük?" Harun Yakarer yazdı.

Baudelaire’in Le Balcon’u versus Sezai Karakoç’un Balkon’u

Edebiyat kültürden etkilenir, kültüre etki eder. Bu savın mücessem bir sav olduğunu farklı milletlerin edebiyatlarına ait edebi ürünleri karşılaştırmalı olarak inceleme imkanı bulduğumuz zaman daha net anlayabiliyoruz. Buna binaen Fransız edebiyatının ve dünya edebiyatının en önemli şairlerinden olan Baudelaire’in Le Balcon adlı şiiri ve edebiyatımızın en önemli şairlerinden, büyük mütefekkir Sezai Karakoç’un Balkon adlı şiirindeki “balkon” temasını kültürel değerler, gelenek ve yabancılaşma kavramları açısından ele alacağız.

Baudelaire’in “Balkon”u:

Charles Baudelaire’in Erdoğan Alkan tarafından çevrilen şiirlerinin toplandığı Kötülük Çiçekleri kitabının açıklamalar bölümünde Balkon için şöyle diyor Alkan: “Baudelaire bu şiirde ustaca tensel aşkla tinsel aşkı yoğurur. Ama ağır basan tinsel aşktır, bir çocuğun annesine karşı duyduğu derin sevgidir. Babası öldüğünde şair altı yaşında idi. Neuilly’deki kutu gibi küçük bir evde annesini kimseyle bölüşmeksizin mutlu günler yaşadı. Bu şiir de işte o günleri anlatır.”

Baudelaire, annesiyle yaşamış olduğu mutlu günlerden hatıralarını anlattığı “Le Balcon” şiirinde hep bir karanlık içinde aydınlığı, sıcaklığı vurgular. Yalnız kaldığı bir akşamda, yalnızlık duygusunun en yoğun yaşandığı anların bir ürünü olan bu şiirde yaz sıcağı ya da kömürün sıcaklığı ile anne sıcaklığı birleşir. Karanlık içindeki güneş ve yine karanlık içindeki kömürün aydınlığı annenin varlığı ile bütün haline gelir. İşte sıcaklık ve aydınlık kaynağı olan annesiyle o daracık evlerinin daraltan havasından ferahlığa çıkan bir kapı olarak balkon vardır. Balkona çıkılır ve çocuk, annenin göğsüne başını koyar. Anne ve çocuk sonsuz, ölmeyecek bir saadetin kelimeleriyle konuşurlar. Kömür alevinin sıcaklığı ve aydınlığı vurur üzerlerine. Balkon bu güzel anların yaşandığı mekandır.

         

“O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen

Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!

Ne söylediysek çoğu ölmeyecek şeylerden!

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!”

Baudelaire o sıcak yaz akşamlarında annesiyle birlikte balkona çıkar ve anne-oğul sevgisinin nihayetsiz güzelliklerini tadar. Şiirin bu bölümünden çıkaracağımız üzre ve zaten bildiğimiz gibi Batı kültüründe aile mahremiyeti kavramından asla İslâm’daki gibi söz edilemez. Bunu dev pencereler, geniş balkonlar ve tül perdeler vasıtasıyla da görebiliriz. Bizim esas üzerinde durduğumuz, bu dizelerin ardında yatan zihniyettir. Batı zihniyetinin mimari alandaki bir ürünü olan balkon, doğal olarak o kültürün içinde yetişmiş bireyler için kötü manalar çağrıştıracak bir şey değildir. Diyebiliriz ki balkon ile yaşayan Batılı, özgürdür. Özünün gereğini yerine getirmiştir. Baudelaire zaviyesinden de balkonun onun hatırasında ortaya çıkardığı çağrışım “pembe buğulu bir akşam”dır.

Baudelaire’in annesi için yazmış olduğu bu şiiri Cahit Sıtkı Tarancı bir sevgiliye yazılmış gibi çevirmiştir. Fransızcasından eseri çeviren Cahit Sıtkı elbette bunu göremeyecek bir şair değil. Buradan Baudelaire’in hayatına da baktığımız zaman bir oidipus kompleksi ile karşılarız. Anne ve sevgili kavramları iç içe geçmiş bu şiirden yola çıkarak annesine aşık ve her sevgilisinde de annesini arayan, fakat anneden ve üvey babadan da nefret eden bir çocuk çıkar karşımıza. Eğer bu şiiri bu bağlamda okursak balkonun anneli okumadaki masumiyeti de ortadan kalkmaktadır. İçinde “sevişmek, öpüşmek, nefesini içmek” eylemlerinin olduğu umumun nazarına açık bir balkonda elbette mahrem kavramından söz etmek mümkün olmayacaktır.

Sezai Karakoç’un “Balkon”u:

Mimari eleştirisinin yapıldığı “Balkon” şiirinde Karakoç, bu eleştiriyi ölüm ile birleştirir. Bunun sebepleri arasında elbette kardeşinin balkondan düşüp ölmesi de vardır, fakat o bu durumu yine Hira dağının bir çocuğu olarak Olimpos’un çocuklarına karşı bir medeniyet, bir kültür eleştirisi olarak yöneltmiştir. Balkon, yaşamın ölüme çıkan bir körfezidir ona göre. Ebubekir Eroğlu’nun yorumuna göre ise anneler bu körfezde durarak, arkalarında ev olduğuna göre, yaşama bağlıdırlar ve yaşamın içindedirler. Modern mimarinin eleştirildiği bir şiir olan Balkon şiirinin arka planında, özünden farklı hale gelmenin trajik sonuçları olacağı gerçeğini de bulmaktayız. Çocuğu ve dahi toplumu hayata bağlayan ve medeniyete hayat veren anne, çocuğunun ve dahi toplumun geleceğinin ölmesi üzerine bahtı kara bir maderdir artık.

“Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde”

Kent hayatının bize dayattığı mimari tarzın bir sonucu bahçesiz, dar ve üst üste evlerin bulunduğu binalarda, içeri tıkılıp kalmış çocukların çıkıp nefes alabilecekleri tek yer balkondur. Balkonsa çocuklar için nefes alabilecekleri yer gibi görünse de aslında ölümün cesur körfezidir. Bunu şöyle de okuyabiliriz: Batı, çözümsüzlükler içinde kalmış Doğu dünyası için bir nefes alabilecekleri tek yer olarak görünmekte, fakat aslında Batı, Doğu toplumları için ölümün cesur körfezi olmaktadır. Çünkü kendi olmaktan vazgeçenler elbette başkalaşır ve artık onlar bir ölüden farksız hale gelir.

“İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü”

Balkonda artık çamaşırlar ve şezlong vardır. Çamaşırların balkona asılması ve herkesin görebileceği balkonda şezlong (kelime bilinçli seçilmiştir, şezlong Batı’ya divan ya da minder bize aittir) üzerine uzanmak da mahremiyetin zedelendiği bir başka haldir. Bu halleri çoğaltmak mümkün... Burada mahremiyeti zedeleyen teşhir edilmiş çamaşırlar bir kültürün kefeni, üzerine uzanılan şezlong ise bir kültürün tabutu gibidir.

“Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da”

Gidişata bakılarak gelecek hakkında çıkarımlarda bulunulan bu dizelerde ölümden sonra artık insanların ölüleri gömecek toprağa da uzak kalacakları vurgusu yapılmaktadır. Modernitenin ve kentleşmenin esir aldığı insanlar öldükten sonra da rahat edemeyeceklerdir. Yine farklı bir okuma ile burada Batı kültürü kıskacında kendi olmaktan çıkmış ve Batılılaşmış toplumların yine de rahata kavuşamayacakları yorumu çıkarılabilmektedir. Nitekim günümüz de bunu göstermektedir.

“Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların”

Şiirin sonundaysa şair koşa koşa; çocukları ölümden koruyan, sanatını insandan yana kullanan ve evleri balkonsuz yapan mimarların alnından öpmeye gider. İslâm medeniyetinin bir şairi olan Sezai Karakoç, bu mimarları toplumu Batılılaşma ve batıllaşma yolundan geri çevirecek hamleyi yaptıkları için de alnından öpmeye gider. Çünkü balkona çıkan çocuk geleceği, geride kalan gözü yaşlı anne geleneğimizi, balkon ise bizi kendine benzetmeye çalışan Batı medeniyetini temsil eder. Balkona çıkan çocuk ölmüştür ve yüzündeki son gülümseme de kaybolmuştur. Anne gözyaşları içinde kalmıştır.

Bağlam:

Baudelaire, içinde yaşadığı toplumun tabii şartlarıyla “Le Balcon” şiirinde kendi zihniyeti dairesinde bir balkon çizer. Bu balkonda annesiyle birlikte güzel zamanlar geçiren şair için de elbette o mekan hep güzel şeyleri çağrıştıracak ve hayali kurulan yer olarak hatırında kalacaktır. Orada annesinin sıcak okşayışları, onun göğsüne başını koyması, hep güzel şeylerden konuşmaları, sonu gelmez öpüşler vardır. Bunlar ise umuma açık balkonda geçmektedir ve bu, mahremiyetin olmadığı Fransızlar için elbette bir sorun teşkil etmez.

Sezai Karakoç yetiştiği toplumun getirdiği ve benimsediği dinin, yani İslâm’ın emrettiği yaşama biçimiyle kişiliğini oluşturmuş bir şairdir. Bunun gereği olarak da özüne uygun yaşayabilen ve her zeminde, ister şiir olsun ister düşünce yazıları, özüne uygun yazabilen şahsiyetlerden biridir. Balkon şiirinde yaşanmış bir olaydan hareketle mimari ve sosyolojik bir eleştiri olduğunu görmekteyiz. Geleneğin bırakılıp modernizmin benimsenmesi meselesi şiirin arka planında asıl anlatılmak istenendir.

Bir şiiri anlamanın en iyi yollarından biri de şairin başka bir şiirinden faydalanmaktır. Sezai Karakoç’un Masal başlıklı şiirinde bir baba vardır ve babanın oğulları Batı gelmeden Batı’ya varırlar. Kendi vatanından, yani kendi ben’inden dışarı doğru çıkan bu çocukların sonu hep ölüm olur. Balkon şiirinde de evinden, yani kendi ben’inden dışarı çıkış ve ölüm söz konusudur. Masal şiirinde geride kalan bir baba, Balkon şiirinde ise annedir.

Benimsemiş olduğu zihniyetin gereğini yerine getiren Sezai Karakoç’ta, Baudelaire’in tam tersine balkon, hep kötü şeyleri çağrıştırmaktadır: Ölümü, gözyaşını, geride kalan anneyi; arka planda kendi olmaktan vazgeçmiş bir toplumu, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir milleti ve geride bırakılmış gözü yaşlı bir anne gibi duran geleneği…

Sonuç:

İslâm kültüründe ve aile yaşamında mahremiyet önemlidir. Allah Resulü Efendimiz’in (asm) bir sünneti de akşam olduğunda ışığı yakmadan önce perdeleri çekmektir. Bu tutum çoğu sünnet gibi toplumumuz için sünnet olduğu akla getirilmeksizin uygulanan bir gelenek haline gelmiştir. Balkon kültürü ile bu durum örselenmiş diyebiliriz.

“Özgür” kelimesini özü gür olmak diye anlamlandıran ismet Özel’e göre “özgürlük insan olarak aslımızda, bizim halis cevherimizde, fıtratımızda bulunan şeyin fışkırması, serpilip hayat bulmasıdır”, “özgür olmak bize insanlığımızı temin eden iç özelliklerimizi, halis, katışıksız, arı vasıflarımızı baskılardan kurtarmak demektir”. Devamında da ekler İsmet Özel: Önce özgür olmalıyız, yani Müslüman olduğumuz ve bizi müslim kılan ayırıcı vasıflar hakkında kesinliklere, sarahate ve vuzuha ulaşmalıyız. Buna göre Batı kültüründen tüm etkilenmelerimiz bizi biz olmaktan başka bir şey haline getirmiş oluyor. Yani ortada biz kalmadığına göre ölmüş bir şey var demektir.

Gösterişin, teşhirin bunca ilerlediği bir zamanda artık her yer ve herkes gözler önünde. Evleri boydan boya kaplayan, perdesiz veya tül perdeli pencereler yaşamımıza girmiş halde. Balkonlarımızda veya büyük pencereli tül perdeli veya perdesiz evlerimizde Baudelaire kadar rahat ve o denli mutlu olmakla acaba o balkondan biz de mi düştük?

Harun Yakarer

Yediiklim, Ekim 2015

Kaynakça:

1. KÖTÜLÜK ÇİÇEKLERİ, Charles Baudelaire, Türkçesi: Erdoğan Alkan, Varlık Yayınları

2. ŞİİRLER IV-ZAMANA ADANMIŞ SÖZLER, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları

3. ŞİİRLER III-KÖRFEZ/ŞAHDAMAR/SESLER, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları

4. TAŞLARI YEMEK YASAK, İsmet Özel, Tiyo Yayınları

5. BALKON, Charles Baudelaire, Çeviri: Cahit Sıtkı TARANCI, //www.siir.gen.tr/

6. SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE ÖLÜM, Münire Kevser BAŞ, //www.turkishstudies.net/

7. SEZAİ KARAKOÇ’UN ŞİİRLERİNDE MODERNLİK ELEŞTİRİSİ, Zekeriya BAŞKAL, //turkoloji.cu.edu.tr/ 

Yayın Tarihi: 21 Mayıs 2021 Cuma 16:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Turgut Akça
Turgut Akça - 1 ay Önce

teşekkür ederim, güzel bir karşılaştırma olmuş.

banner26