banner17

Başörtüsünü kimler, niçin eleştiriyor?

Tesettür tartışmaları 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış, modern bir olgudur. Farklı gruplar farklı sebeplerle konuyu gündeme taşıdılar. Kur’an’da başörtüsünün yer almadığını ileri süren mealciler de bunlardan biri. Hafsa Orhan yazdı.

Başörtüsünü kimler, niçin eleştiriyor?

Bu yazı, bugün özellikle mealcilik üzerinden yer yer yeniden baş gösteren tesettür tartışmalarına dair genelden özelden doğru bir inceleme yapma amacını taşımaktadır. Temel kavramlarla başlayalım.
Mealcilik nedir?
Günümüzde dinle ilgili öne çıkan tartışma alanlarından bir tanesi, ‘mealcilik’ olarak adlandırılan akımdır. Öncelikle, en basit haliyle mealcilik nedir? Doç. Dr. Şaban Öz’ün açıkladığı üzere, mealcilik iki türlü tanımlanabilir: Kur’an’ın meal ve tefsirinin okunmasının desteklenmesi şeklinde mealcilik ve hadisleri inkâr ederek (ya da değerini aza indirgeyerek) Hz. Peygamber’i (sas) devreden çıkaran, ashabın icmasını yok sayan, ibadetlerin Kur’an’dan veya meallerinden dinde müçtehit olmayan kimselerin kendi anlayışlarına göre hüküm çıkarmanın desteklenmesi şeklinde mealcilik. Ehl-i sünnet uleması tarafından sorunlu görülen bu ikinci gruptur. Bugün mealcilik (bir başka isimle Kur’an’cılık) ile anlaşılan ve kastedilen de daha çok bu görüştür. 
Bu yazıda mealcilikle ilgili tartışmaların detaylarına girilmeyecek, bilakis, özellikle yukarıda tanımlanan ikinci anlamıyla mealciliğin belirli bir mesele –tesettür meselesi- üzerinden yansımaları incelenecek. Mealciliğin özellikle bu mesele üzerinden incelenmesi tesadüf değildir. Zira tesettürün tartışılır olması da mealci akım dâhilinde hadislerin tartışılır olmasıyla benzer bir zamana, 20. yüzyıl başlarına denk gelmekte. Nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Tesettür maddesinde H. Yunus Apaydın bu gelişmeyi şöyle özetler: “Modern döneme kadar kadının başını örtmesinin dinin bir emri olduğunda herhangi bir tereddüt ortaya çıkmamış, kadının örtünmesi konusu modern dönemde bir mesele haline gelmiştir. XIX. yüzyıldan itibaren başörtüsünün İslâm toplumlarında tartışılmaya başlanmasını dinin bu yönde bir emrinin bulunup bulunmadığından ziyade sosyal, siyasal, ideolojik sebeplerle açıklamak daha doğru olur.” Aslında tam da bu noktada mealciliğin konu açısından önemi bir kez daha ortaya çıkmakta, çünkü tesettür meselesi bu akım dolayısıyla artık dinî olarak da tartışılır hale gelmiştir.
Tesettür nedir?
Yazıya devam etmeden önce tıpkı mealcilik kavramına olduğu gibi tesettür kavramına dair de genel bir tanım vermek doğru olacaktır. DİA’daki “Tesettür” maddesinde kelimenin kök anlamı şöyle açıklanmakta: “Kelimenin kökünü oluşturan setr, ‘örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak’ gibi mânalara gelir… ” Bu kök anlamdan hareketle tesettürün sözlüklerde şöyle geçtiği belirtilmektedir: “… örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek.”
Tesettüre yönelik eleştiriler
Her ne kadar bu yazıda özellikle mealciliğin tesettürle ilgili görüşleri incelenecek olsa da başlangıçta tesettüre dair genel eleştiriler özetlenecektir. Bunun sebebi, aşağıda da görüleceği gibi, genel eleştirilerden bazısının argümanlarının zaten mealciliğe –bilinçli veya bilinçsizce- dayanıyor olmasıdır. 
Yukarıda bahsedildiği üzere, tesettür tartışmaları özellikle 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış, modern bir olgudur. Bunun modern zamanlarda ortaya çıkmasının önemli bir sebebi, Batı’nın hem düşünce hem pratik hayat boyutundaki üstünlüğünün Batılı olmayana doğrudan ve/veya dolaylı yansımasıdır. Buna göre, açık veya kapalı, şöyle bir çıkarım söz konusudur: İleri olan Batı’dır. Demek ki Batı gibi ilerlenmek isteniyorsa –en iyi ihtimalle bazı açılardan- Batı gibi olmak gerekmektedir. O halde odak noktası, Batı gibi olunmasını engelleyen şeylerdir. Bunların başında da –görünür olması büyük bir etken olduğu için- tesettür gelmekte. Tesettür konusunda hayli detaylı bir doktora çalışması yapan Kanadalı mühtedi Katherine Bullock, Türkçeye Müslüman Kadınları ve Tesettürü Yeniden Düşünmek şeklinde çevrilen kitabında bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Tesettürsüzlük Batı’yı yakalamaya çalışan seçkinlerin en önemli önceliği oldu. Böylece ‘tesettür’ bir ulusun ilerlemişliğinin veya geri kalmışlığının kudretli bir sembolü haline geldi.” Bunun arkasında yatan saiklerin –özellikle Batı medeniyeti ve görme/nazar ilişkisinin- daha detaylı bir şekilde incelenmesine sonra geçilecektir. 
Fakat içeriden olsun dışarıdan olsun bir şeyin sadece farklı oluşu dolayısıyla eleştiriye maruz kalmasının insaf sınırları dahilinde olmadığının farkındalığı sayesinde olsa gerek ki, ‘meşrulaştırıcı’ açıklamalara gidilmektedir. Bu açıklamalardan bir tanesi, tesettürün bir “baskı sembolü” oluşudur. Baskı burada, kadınsılığın bastırılması, dayatılabilir olması, sosyal hayattan tecrit gibi pek çok meseleyle bağlantılı. Bullock, tesettürü bir baskı sembolü olarak görmenin farklı faraziyeleri ve farklı anlayış düzeylerini temsil eden farklı müntesipleri olduğunu dile getirmektedir. Örneğin, ana akım popüler kültür görüşü ya da (liberal) feminist ekolün görüşü gibi. Peki, Batı’nın tesettürü bir baskı sembolü olarak görmesi ne zaman başlamıştır? Bullock, bazı delillerden hareketle bunun 18. yüzyıl itibariyle kabul edilmiş bir şey olduğu kanaatinde. ‘Yerli’ seçkinler ve oryantalistlerin bu söyleme katılmalarının çok da gecikmeyeceği tahmin edilecektir.
20 yüzyılın özellikle ikinci yarısında tesettüre yöneltilen yaygın bir eleştiri de onun “siyasal İslam’ın önemli sembollerinden biri” olarak ortaya konmasıdır. Burada siyasal İslam nedir, bu tabir doğru mudur gibi tartışmalara girilmeyecektir. Fakat böyle bir iddia özellikle İran İslam Devrimi’nden hareketle ortaya atılmıştır. Türkiye’de siyasal İslam’ın yükselişi olarak adlandırılan 1990 ve sonrası süreç için de tesettürün sembolize edilişine sıkça vurgu yapılmaktadır. Buradaki temel eleştiri, tesettürün daha görünür hale gelmesinin siyasal İslamcılığın yükselişiyle paralel gitmesidir. 
Samime Ali’nin TED konuşması
Yukarıdakiler kadar keskin olmasa dahi –bunun bir sebebi de özellikle içeriden gelen bir eleştiri olmasıdır- bugün yaygın bir şekilde dile getirilen bir tesettür eleştirisi, onun tabiri caizse “miadını doldurmuş bir unsur” oluşudur. Buna tarihselci okuma denebilir. Bu bağlamda bir örnek, TED Talks’da yaklaşık 20 dakikalık bir konuşma yapan Samina Ali’den (https://www.youtube.com/watch?v=_J5bDhMP9lQ) verilebilir. 
Ali konuşmasına bizi Hz. Peygamber (sas) dönemine götürerek başlar. Cilbab giymeyen bir kadının saldırıya uğramasının ardından meselenin Peygamberimiz’e (sas) getirildiğini, onun da meseleyi Allah’a havale ettiğini, bunun neticesi olarak da ayet indirildiğini dile getirmektedir. Buradan şuraya uzanır Ali; o dönemde tesettürle ilgili pratikler kadının toplumdaki konumu ve geleneklerden etkilenmiştir. Buna göre, o zamanın uygulamalarını birebir bugüne, hele de tesettürün bir gelenek olmadığı, Amerika gibi bir ülkeye taşımanın ‘uygunsuzluğu’na hüküm vermektedir. 
Tam bu noktada iddiasını ispatlamak üzere Kur’an’a döner. Kur’an’da kadın giysisiyle ilgili 3 ayet yer almaktadır. Bunlardan biri Hz. Peygamber’in (sas) eşleriyle ilgilidir (söz konusu ayet, aşağıda paylaşılacak olan 3 ayetin ilkidir). Diğer ikisi ise tarihsel uygulamalarla ilgilidir. Velhasıl, hicab, Kur’an’ın hiçbir yerinde kadın giysisi olarak geçmemektedir. O halde sorun, bazı din adamları tarafından verilen fetvalar vb. ile dinin bu alanına ilaveler yapılmış olmasından kaynaklanır. 
Bu sebeptendir ki –bir önceki eleştiriyle de bağlantılı olarak- kadının hicab (perde) arkası kalması ya da dışarıda olduğunda neredeyse görünmez olacak şekilde hicaba bürünmesi söz konusudur. Ali’nin bu yorumu, mealcilikle de ilişkilidir zira fark edileceği üzere eleştirisini Kur’an ayetleri üzerinden yapmakta, doğrudan herhangi bir hadise veya fıkhi hükme atıfta bulunmamaktadır.

 


Mealcilerin tesettüre ilişkin görüşleri
Yukarıda sayılan 4 eleştiriye ilaveten ve yazının da temelini oluşturmak üzere mealcilerin eleştirilerine geçilecek olursa şunlar söylenebilir: Tıpkı Ali’nin yaptığı gibi Kur’an’daki ilgili ayetlerin Türkçe tercümeleri ortaya konur önce.  Sonra bunlardan -yine Ali’nin yaptığı gibi- özelde yüzü de örten çarşafın gerekli olmadığı, genelde ise bugünkü yaygın kullanımıyla başörtüsü ve tesettüre gerek duyulmadığı sonucuna varılır. Fakat yukarıda da belirtildiği gibi, bunun dışında hadislere, fıkhi hükümlere herhangi bir atıf söz konusu değildir. Bu bağlamda kendisine atıfta bulunulan ayetlerin Türkçe tercümeleri şöyledir:
“Ey inananlar, yemeğe davet edilmeden Peygamberin evlerine gitmeyin, davet edilirseniz yemek vaktini beklemek üzere daha önce gitmeyin; fakat çağrılınca gidin ve yemek yiyince dağılın, konuşmak için uzun uzadıya oturmayın; şüphe yok ki bunlar, Peygamberi incitir de utanır sizden ve Allah ise doğruyu söylemekten çekinmez ve kadınlarından bir şey istediğiniz zaman hicab ardından isteyin; bu, sizin yürekleriniz bakımından da daha temizdir, onların yürekleri bakımından da ve Allah’ın Peygamberini incitmeniz caiz olmadığı gibi onun eşlerini de bundan böyle ebediyen almayın; şüphe yok ki bu, Allah katında pek büyük bir günahtır.” (Ahzab, 33/53)
“Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına söyle; dışarı çıkacakları vakit cilbablarını giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi sağlar ve Allah, ğafurdur, rahimdir.” (Ahzab, 33/59)
“İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler ve hımarlarını, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar; kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babasından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut kendi malları olan kölelerden, yahut erkeklikten kesilmiş veya kudreti olmayan erkek hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların gizli hallerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başka erkeklere ziynetlerini göstermesinler; gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar…” (Nur, 24/31)
Fark edileceği üzere bu ayetlerde kadınların giysisi ve tesettüre ilişkin şu üç kelime yer almaktadır: Hicab, cilbab ve hımar. Hicab, Samia Ali’nin videosu boyunca yüzü kapatacak şekilde çarşaf olarak çevirdiği kelimedir (bunun doğru olup olmadığını ve Ali’nin konuşmasının eleştirilmesini bir sonraki yazıya bırakıyorum). Fakat mealciler açısından asıl eleştiri oklarına tabi tutulan üçüncü ayettir. 
Mealcilere göre, Nur suresinin 31’inci ayetinde geçen “humur” kelimesini hep “başörtüleri” diye çevrilmektedir ama aslında bu kelime sadece “örtüler” anlamına gelir. Onlara göre ayette “baş” ifadesi yoktur. Dolayısıyla da ayette geçen “örtü”den kasıt, vücudun örtülmesi, yani elbisedir. 2008 yılında Yeni Şafak’ta kaleme aldığı “Kur’an’da başörtüsü var mı, yok mu? tartışmasına dair” yazısından Hakan Albayrak da bu yorumu eleştirmişti.
Bir sonraki yazımızda konu üzerine yapılan eleştirilerle devam edeceğiz.
 

Hafsa Orhan
 

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:46
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
hasana sadme
hasana sadme - 2 ay Önce

bir teorinin pratiğe tesiri anlamında güzel bir giriş inşAllah devamı gelir

banner8

banner19

banner20