'Azaltılmış İslam' dili ciddi bir problem!

Hem anayasal bir düzenleme üzerinden söylem geliştirilmeye çalışılıyor, hem de yarım ağızla dinden destek isteniyor. Oysa söylenmesi gereken söz basit değil mi?

'Azaltılmış İslam' dili ciddi bir problem!

 

2012, Kutlu Doğum Haftasının teması “kardeşlik” olarak belirlenmiş. “Bir’iz, Bir’deniz, Kardeşiz” sloganı ile başlayan hafta etkinliği 14 Nisan akşamı Sayın Başbakan’ın da katıldığı açılış programı ile başlamıştı. Programa katılan Kemal Kılıçdaroğlu da bir konuşma yaptı. Kardeşlik üzerinde yoğunlaşması gereken programda derinden derine söz düellosu vardı.

Sayın Başbakan Kur’an için, “O süs eşyası değildir; ilham kaynağıdır.” dedi. Salonda bulunan herkes de bu sözü alkışladı. Acaba, “ilham kaynağı” tanımlaması Kur’an için ne kadar doğru? İlham kaynağı için sözlük şöyle diyor: 1. Allah’ın kullarının kalbine getirdiği mana. 2. İçe doğma, gönle doğma, kalbe gelme. 3. Bir sanat eserinin meydana getirilmesi sırasında sanatçıyı sevk eden his unsuru, esin. 4. Kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu, bilgi. (Doğan, Sözlük)

Kur’an, ilham kaynağı değil, hayat nizamıdır

Acaba bunlardan hangisini kastetmiş olabilir Sayın Başbakan? Hangisini kastederse kastetsin Kur’anı tarif etmeye yetmiyor bu sözler. Sayın Başbakan’a bu sözü söyleten saik “Doğrudan doğruya Kur’andan alıp ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” diyen Akif’in düşüncesidir. Akif’in en çok eleştirildiği, doğruluğundan ziyade yaklaşım tarzının sorun olduğu bir ifade bu. Nitekim Üstad Rasim Özdenören de geçtiğimiz günlerde dünyabizimde bunun üzerinde durdu.

Kur’an için söylenmesi gereken söz, onun “hayat nizamı” olduğudur. Kur’an, hayat nizamı olduğu içindir ki Akif, Sayın Başbakanın okuduğu o beyti söylemiştir: İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin/ Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için

Biz ilhama değil, sözün kendisine, yani ayetlere/sünnete (nass) uymakla sorumluyuz

Kur’an’dan ilham alan sanatçılar olabilir. Bu, nihayetinde kalbe doğuştur veya bir esere başlangıç için işaret fişeğidir. Ama ilham olduğu söylenen içe doğuş ile söylenen sözler, yazılan eserler yine beşerîdir. Kaldı ki, İslam âlimleri tefsir ilminde “dirayet tefsiri” denilen yorumları bile böyle görür; bu yorumlar bile eksiklikten, yanlışlıktan uzak değildir. “İlhamı Kur’an’dan alınmıştır” diye o eseri baş tacı etmeyiz, biz Müslümanlar -o ilhamlı eserin varsa getirdiği bir hayat tarzı- ona uymak zorunda değiliz. Biz ilhama değil, sözün kendisine, yani ayetlere/sünnete (nass) uymakla sorumluyuz.

Dediğimiz gibi, Sayın Başbakan’ın sözü, doğrunun tamamı değil. Acaba muradı bizim demek istediğimiz de sözün söylenişinde mi bir problem var diye düşünüyorum; bu kez sözün daha önce de aynı lafızla tekrar edildiğini hatırlıyorum ve bu soruya “evet” diyemiyorum.

Mehmet Görmez’in “millet kardeşliği” icadı da sorunlu

İkinci problem konuşma Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez’in konuşması idi. Üç kardeşlikten bahsetti Sayın Görmez.

Âdem’in çocukları olgusundan hareketle “evrensel bir kardeşlik” anlayışı çizdi önce. Doğru değil mi. Elbette hepimiz Âdem’in çocuklarıyız. Ama bu, maddi bir bağ. Allah’ın değer verdiği bağ ise iman bağı. Tek kelime ile Tevhidî bağ. Böyle olduğu içindir ki Hz. Nuh’un, “Yavrucuğum, gel bizimle birlikte bin gemiye, küfürde ısrar edenlerle birlikte olma.” çağrısına uymayan (iman etmeyen) oğul; tufanda boğulunca Hz. Nuh’un " Ya rabbi, oğlum benim ehlimdendi.” sözü Rabbimiz tarafından reddedilmiş ve “Ey Nuh! O senin ehlinden değildir, zira salih (iman eden biri) değildi.” denilmiş ve bir peygamber, nesebi yakınlık saydığı için Allah tarafından uyarılmıştır. Anlaşılacağı gibi Rabbimiz neseb bağını değil; iman bağını esas alıyor. Baba ile oğul olsa bile.

Bundan dolayı Sayın Görmez’in iman kardeşliğinden sonra bir de üçüncü bir kardeşlik, “millet kardeşliği” icat etmesi sorunludur. “Biz aynı zamanda millet olarak da kardeşiz” demekle, hem iman kardeşliğine olan vurgu zayıflatıldı hem de diğer ırklardan olanların bu özellikleri yok varsayıldı. Ve de Hz. Nuh’un itiraz edilen durumuna düşüldü.

Öyle trajik bir durumla karşı karşıyayız ki...

Ya, işte böyle. Azaltılmış İslam, Türkiye’yi bölünme noktasına getirince, sonradan dinden gelecek destek, tam gelmiyor ve yetmiyor. Çünkü azaltıldığından bahsettiğimiz İslam, bir (öbür) kesim tarafından kabul bile edilmiyor, onun yerine Zerdüştlük’ten, Ateizm’den, din ile, namaz ile alay eden bir güruhtan söz edilmesi gerekir.

Bir yanda yeni anayasaya “Türkiye vatandaşlığı” girsin isteniyor; yani Türkiye vatandaşlığından daha öte bir kavram olan din-iman kardeşliği temel alınmıyor; hem anayasal bir düzenleme üzerinden söylem geliştirilmeye çalışılıyor, hem de yarım ağızla dinden destek isteniyor. Oysa söylenmesi gereken söz: “Herkes  İslam’a sarılsın. Bütün derdlerin devası İslam’dır.” sözü değil mi?

Öyle trajik bir durumla karşı karşıyayız ki… Birileri, Türk-Kürt ayrımını Din’in bile çözemediği (!) bir sorun olarak görecek. Çünkü yukarıdaki çözümü görmüyor böyle diyenler. İkincisi, Diyanet’e üstesinden gelemeyeceği bir yük veriliyor veya Diyanet böyle bir misyonu üstleniyor. Diyanet, sonuç itibariyle bir devlet dairesi. Üstelik laiklik, Alevi-Sünni farkı vs. sebebiyle kaldırılması gerektiği söylenen bir kurum bu. Üçüncüsü, devletin önce silahlı mücadele ile, sonra ekonomik yatırımlarla, buna ilaveten okul, dil, tv gibi kültürel yollarla çözemediği bir sorunu laiklik ilkesine rağmen dinden yararlanarak çözmeye kalkıyoruz ki buradaki vusulsüzlük, usulsüzlükten kaynaklanıyor.

Özetle söylenmesi gereken şudur : 1. Kur’an hayat nizamıdır. 2. Sadece Mü’minler kardeştir. Kardeşlik hukuku sadece kardeşler arasında geçerlidir. Mü’min olmayanların hukuku vardır ve ona titizlikle uyulur; ancak bu hukuk kardeşlik hukuku değildir. Kitap bize der ki : "Allah’a ve âhiret gününe iman eden hiçbir kavmin babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa Allah’a ve peygamberine düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin." (Tevbe 72)

 

M. Yusuf Selman değindi

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2012, 16:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
abbas yolcu
abbas yolcu - 7 yıl Önce

selam tabi olanadiyanet işleri başkanı kardeşliği etle tırnak gibi görmektedir.bu da yanlıştır.kardeşlik yanyana yürüyemeyen insanların oluşturdukları bir toplum biçimidir. böyle anlarsak tarifler yerine oturur.birde m dogan ilham ile ilgili birinci maddenin sonundaki yere mana yerine "şey" kelimesini kullanmış.ben anlayamadığım için yorum yapamıyorum.

tespih
tespih - 7 yıl Önce

kutlu doğum programında seyircilerin "türkiye seninle gurur duyuyor" diye bağırmaları da ürperti vericiydi !

Erdal
Erdal - 7 yıl Önce

yapılan, farkında olunsun ya da olunmasın, dinin araçsallaştırılması. Rabbimiz kelamını ona uyalım diye, hayatımızı ona göre düzenleyelim diye inzal etti. yoksa herhangi bir iktidarın ya da ulus-devlet'in üniter yapısını müstahkem kılmak için değil!Ayrıca DİB başkanı 'millet'in 'din'e tekabül ettiğini bilmiyor mu acaba? müslüman olarak kardeşsek aynı milletteniz demektir, yok eğer değilsek aynı ulustan olmak beni kardeş kılmıyor arkadaş!

kesmecelerin hamdi
kesmecelerin hamdi - 7 yıl Önce

Yorumcuların söyledikleri dahil, eleştirilecek değerde bir şey yok.Ancak Ayet 'ancak müminler kardeştir' demiyor ve bu çeviri cinayettir. Ayet 'müminler kardeştir' diyor sadece ve ebeveyn kardeşliğini referans almıştır. Müminlerden başka kardeş yok denmesi için istisna edatıyla gelmesi gerekirdi. Böyle bir şey yok. Sadece başta bir 'inne' var ki tekit içindir. Ayet yazmayın nolur...

Mustafa Tarhanacı
Mustafa Tarhanacı - 7 yıl Önce

Kur’an hayat nizamıdır ve müminler kardeştir doğru fakat bunu rahat koltuklarımızdan söylemekle T.C. gibi bir memleketi yönetirken söylemek arasında fark var. Partinin hakikatleri tam manası ile eksiksiz ortaya koyma ve uygulama iddiası yok. Özgürlüklerin yolunu açıyor. Hakk’ı yaymak sivil halka düşüyor. Maalesef Türkiye Osmanlı değil. Dönüşüm halkın ihlaslı duaları ve azimli gayretleri ile olacaktır. Partiyi, devlet kurumlarını ya da birilerini suçlayıp şikayet etmektense AMELİ arttırmak lazım

banner19

banner13