Peygamberimiz nasıl bir kumandandı ve silah arkadaşları kimlerdi?

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), savaş stratejisini çok iyi bilen düşmanın savaş planlarını, savaşma şekillerini çok iyi analiz eden ve buna göre düşünerek harekete geçen son derece akıllı, dirayetli bir ordu komutanı idi. Bazen kendi içtihadı ile zaman zaman da ashabının bu konuda ehil olanları ile istişare ederek karar veren iyi ve cesur bir komutan idi. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir Peygamber’in (sav) üstün komutanlığı dünya tarihindeki diğer komutanlarla asla kıyaslanamaz. O'nun rahmet Peygamber’i (s.a.v) oluşu komuta ettiği savaşlara da yansımış, barışçı bir yaklaşımla savaş sırasında sivillerin ve çevrenin korunmasına son derece dikkat etmiştir. Bu davranışı ile önemli bir savaş hukuku ve stratejisi ortaya koymuştur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) barışa önem veren cesur bir komutan ve rahmet peygamberi oluşu aşağıdaki Hadis-i Şerifte tüm inceliğiyle gözler önündedir!

Düşmanla karşılaşmayı, savaşı temenni etmeyiniz ve Allah'tan afiyet dileyiniz. Ama düşmanla, savaşla karşı karşıya kaldığınızda ayağınızı sağlam tutup sebat ediniz ve Allah'ı çokça zikrediniz. Eğer düşmanlar bağıra çağıra naralar atarlarsa siz vakarınızı koruyunuz, sükûnet üzere olunuz.”

Yine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Ey ümmetim! Savaş hâlinde iken bile; zulmetmeyiniz, işkence etmeyiniz! çocukları öldürmeyiniz!”

“Ey ümmetim! Savaş hâlinde iken bile; çocukları, mâbedlerine çekilip ibadetle meşgul olan (Hristiyan, Yahudî vs.) kişileri, kadınları, yaşlıları ve savaş hârici işler için kiralanan kişileri öldürmeyiniz! Ayrıca; kiliseleri yakıp yıkmayınız, ağaçları köklerinden kesmeyiniz!” buyurmuştur. Böyle bir kumandan olan Peygamberimiz’in (s.a.v) elbette kumandanları da var idi.

Peygamberimizin kumandanları

Hicretin birinci senesinde cihada izin verildi. İzin verilmesiyle birlikte seriyye, (düşman üzerine gönderilen süvari müfrezesi) yani kumandanlar ara sıra Medine’den çıkarak müşriklere taarruz etmeye başladılar.

Önceleri kumandanlar, Peygamberimiz’in amcası Hz. Hamza, amcası oğlu Haris oğlu Ubeyde ve halası oğlu Cahş oğlu Abdullah’tı.

Ebu Bekir Sıddık, Ömerü’l Faruk, Avf oğlu Abdurrahman ve Cerrah oğlu Ebu Ubeyde de fırka kumandanlığı yapmışlardır. Ebu Talip oğlu Ali ile Harise oğlu Zeyd ise daima fırka kumandanlığı görevlerinde bulunmuşlardır.

Ashabdan Esved oğlu Mikdad diye bilinen Amr oğlu Mikdad, hatip ve şairlerden Revahe oğlu Abdullah, Muhsini Esedi oğlu Ukkaşe, Vehebi Esedi oğlu Şuca ve Meslemetü’l Ensari oğlu Muhammed de kumandanlardandır.

As oğlu Amr ve Velid oğlu Halid Müslüman olarak Medine’ye hicret ettiklerinde kumandanlık görevlerinde istihdam edildiler. Bilhassa Peygamberimiz’in (sav) “Allah’ın kılıcı” diye vasıflandırdığı Velid oğlu Halid’i daima kumandanlık görevinde bulundururdu.

O sırada Ebu Katede el Ensari, Zeydü’l Ensari oğlu Sa’d ve Ubade el- Ensari oğlu kays ve diğer bazı Ashab da kumandanlık görevinde bulundurulurlardı. Ebu Musa el Eşari’nin amcası Ebu Amir de Evtas muhaberesinde bir fırkanın kumandanı idi.

Avvam oğlu Zübeyr kılıç sallamakta ve Ebu Vakkas oğlu Sa’d da ok atmakta gayet usta ve ikisi de son derece cesaretli ve kahramanlardı. Ubeydullah oğlu Talha da İslam kahramanlarındandı. Resullah’ın en son tayin ettiği ordu kumandanı Üsame’dir ki, anlatıldığı gibi Hz. Ebu Bekir, bu emri yerine getirmiştir. (Hz. Ebu Bekir (r.a) halife seçildikten sonra ilk iş olarak Üsame ordusunun hareket etmesini sağlar)

Kumandanlardan biri de ilk muhacirlerden olan Ümmeyetü’d Damri oğlu Amr idi. Amr cesaretli, çevik, eli çabuk, cahiliye günlerinde çok sabıkası olan ve nice tehlikelerden kurtulup arta kalmış garip halli bir zattı.

Ümmeyetü’d Damri oğlu Amr İslâm devrinde de Peygamber’in (sav) habercisi olarak bilinirdi. İşleri araştırmakta, haber ulaştırmakta ve düşman memleketlerine girip çıkma hususunda garip hikâyeleri vardır.

Mesela hicretin dördüncü yılında Kare kabilesinden bir topluluk Hz. Peygamber’e (sav) gelip: “Bizde Müslümanlar var, birkaç adam gönder, Kur’an okutsunlar, dini öğretsinler” demeleri üzerine Resullah (sav), altı kişi göndermiş ve içlerinden Sabit oğlu Asım’ı reis tayin etmişti.  Ancak müşriklerin maksadı ise onlara zulmedip Mekke reislerinden bir şeyler koparmakmış. Bu nedenle Sabit oğlu Asım ve arkadaşlarının üzerine hücum etmişler. Asım ile üç kişi onlara karşı gelip kendilerini savununca onları şehid etmişler ve geri kalan ikisini yakalayıp Uhud Savaşı’nda yakınları ölen Mekke müşriklerine satmışlar.  Mekke reisleri onları asıp idam ederek yüreklerini soğutmuşlar. Bu arada Ebu Süfyan’ın Hz. Peygamber’i öldürtmek için Medine’ye gönderdiği şahıs da yakalanmıştı.

Bunun üzerine Hz. Peygamber, Ebu Süfyan’ı öldürtmek için Ümeyye oğlu Amr’ın yanına Ensardan Eslem oğlu Seleme’yi de katarak Mekke’ye gönderdi.

Ümeyye oğlu Amr’ın bir devesi vardı. Seleme’yi de ona bindirirdi.  Mekke’ye yaklaşınca Amr devesini iki dağın arasına bağlayıp bıraktı. Seleme’ye: “Haydi şimdi doğru Ebu Süfyan’ın yanına gidip onu öldürelim” demiş ise de Seleme: “Önce Kabe’ye gidip tavaf etsek ve ikişer rekat namaz kılsak” deyince gidip tavaf etmişler ve namaz kılmışlar. O sırada Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, Amr’ı görüp tanıyınca: “İşte Ümeyye oğlu Amr!” diye bağırmış.  Amr ise Cahiliyye döneminde sabıkalı ve korkunç bir adam olduğundan işitenler: “Amr buraya muhakkak kötü niyetle gelmiştir” diyerek koşup Amr’ın arkasına düşmüşler.  Amr arkadaşı Seleme’ye: “İşte benim korktuğum bu idi. Artık Ebu Süfyan’ı bırakalım, hemen başımızın çaresine bakalım” deyip kaçmışlar.  Mekke’nin dışında bir dağa çıkıp bir mağaraya girmişler ve geceyi orada geçirmişler. Amr’ı aramaya çıkanlardan Malik Temimi oğlu Osman, atına binip sabahleyin o mağaranın önüne gelince, Amr kaplan gibi sıçrayıp hançerle Osman’ı vurunca Osman can acısıyla öyle bağırmış ki Mekke’den duyulmuş.

Etraftan sesini işitenler, koşup gelirken Amr yine mağaraya girip saklanmış. Gelenler Osman’ı son nefesinde bulmuşlar ve “Seni kim vurdu?” deyince “Amr” deyip can vermiş ve “Amr mağaradadır” diyememiş.  Onlar cenazeyi taşıyıp defnetmek telaşına düşmüşler. Arayıcılar ise Amr’ı bulmak için etrafa koşmuşlar. Amr da: “Arayıcıların arkası kesilsin de o zaman çıkalım” diyerek, Seleme ile birlikte iki gece daha o mağarada kaldıktan sonra çıkmışlar.  Seleme deveyi bulup binmiş ve Medine’ye gelip durumu Resullah’a (sav) arz etmiş. Amr ise o gün yürüyüp hayli yol aldıktan sonra akşamüstü Decnan denen yere ulaşmış ve bir mağarada gizlendiği sırada, Duiloğulları kabilesinden bir koyun çobanı gelip mağaraya girmiş ve “Sen kimsin?” demiş, Amr da: “Duiloğulları Kabilesinden’im” deyince çoban yan yatıp:

Sağ bulundukça Müslüman olmam,

İman yolunun yolcusu olmam.” diye şarkı söyleyerek uyumuş.  Amr, onu öldürdükten sonra çıkıp Medine’ye gelirken Resullah’ın durumunu araştırmak için Mekke reisleri tarafından çıkarılmış olan iki casusa rastlayınca birini okla vurup öldürmüş ve ötekini de yakalayarak Hz. Peygamber’in huzuruna getirerek başından geçenleri anlatmış.  Resullah (sav) gülümsemiş ve Amr’a dualar etmiştir.

Allah hepsinden razı olsun.

YORUM EKLE

banner26