Peygamber kokulu şehir: Medine-i Münevvere

Yesrib’den Medine’ye bir şehrin değişimi ve dönüşümü

İki cihan serveri Peygamberimiz çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Mekke’de geçirdikten sonra, tebliğ şartları iyice ağırlaştığından dolayı, İslâm’ı 13 sene tebliğ ettiği Mekke’den Medine’ye göçmek mecburiyetinde kalır. Hz. Muhammed(sav) ve Mekkeli muhâcirler milâdî 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret ederler. Bu İslâm’ın dönüm noktalarından biri olur. Bu tarih Müslümanlar arasında kullanılan hicrî takvimin başlangıcıdır.

Bu yıllarda Medine, köy görünümünde bir tarım sahasıydı. Bugünkü anlamda Medine(şehir) olamamıştı. Resulullah’ın burayı teşrif etmesi, şehrin maddî ve manevî kalkınmasını da beraberinde getirmiştir. Medine, Efendimizin önderliğinde Mescid-i Nebevî merkez alınarak, onun etrafında imar ve inşa edildi. Kısa zamanda Medine’nin çehresi ve ruhu değişti. Yesrib’in Medine’ye dönüşümü, köklü bir zihniyet değişiminin mimarîye yansımasıdır. Bu anlamda bir milâttır. Daha sonraları kurulan Kûfe, Basra, Bağdat, Şam, Belh, Buhârâ, Semerkand gibi kadim İslâmî şehirler de ilhamını bu kutlu şehirden almışlardır.

Eski ismi Yesrib olan Medine’nin o zamanki adı bizzat Peygamberimiz tarafından değiştirilmiştir. Şehrin yeni adı “şehir” anlamına gelen “Medine” olmuştur. Fakat bu mübarek şehrin “Tâbe, Tayyibe, Daru'l-İman, Daru's-Sünne, Azra, Cabire, Mecbûre, Muhabbe, Mahbûbe, Kasime, Kasametul-Cabire, Yendede” olmak üzere daha birçok adı vardır. “Medine” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de Mekkî ayetlerde “Medâin” şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır. Şehrin eski adı olan “Yesrib” ifadesi Kur’an’ın sadece bir yerinde geçmektedir.

İslâm'da inşa edilen ilk mescid: Kuba Mescidi

İslâm’da bina edilen ilk mescid Peygamber Efendimizin hicret esnasında inşa ettiği Kuba Mescidi’dir. Bugün Medine sınırları içinde yer alan bu mescid, muhacirlerin dayanışma içinde inşa ettiği yeryüzündeki ilk Müslüman ibadethanesidir. Kuba Mescidi; Hz. Muhammed(sav)’in Mekke'den hicret ederek gelişinde, Medinelilerin sevgi ve coşkuyla kendilerini karşıladıkları bölgede yer almaktadır. Müslümanlar namazlarını ilk defa burada cemaatle kılmışlardır. Söz konusu mescid, bu yönüyle de çok önemli bir yere sahiptir.

Peygamberimizin, hicretin ilk durağı olan Kuba’da 14 gün kaldığı söylenir. Kur'an-ı Kerim'de bu mescid ve cemaatiyle ilgili şöyle buyrulmaktadır: "... İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever."(Tevbe 108) Peygamberimiz diğer zamanlarda da bu mescidi ziyaret ederek burada namaz kılmış ve şöyle buyurmuştur: “Kim güzelce hazırlanıp namaz kılmak için abdestli olarak Kuba Mescidi’ne gider ve orada (iki rekât) namaz kılarsa bir umre yapmış gibi sevap kazanır.”

Aşk ve muhabbet kokan müstesna bir şehirdir Medine-i Menevvere

Medine-i Münevvere, Arap Yarımadası’nın batısında, Hicaz bölgesinde yer almaktadır. Bu ilk İslâm devleti, Arabistan’ın Hicaz bölgesindeki kutlu topraklarda kurulmuştur. Medine, Mekke’nin yaklaşık dört yüz kilometre uzağındadır. İslâmiyet’in yayılmasının dönüm noktalarından biri olan hicret hadisesi gerçekleşene kadar Medine’nin adı Yesrib’di. Medine ufuklarından doğan Resul-i Ekrem Efendimiz, bu asil şehre İslâm’ın ruhundan üflemiştir. Burası günümüzde Suudî Arabistan’ın dördüncü büyük şehridir.

Medeniyetin beşiğidir Medine. Medine ilim ve irfan yurdudur. Bugün Medine’nin nüfusu bir milyonu aşmıştır. Kur’an nurunun sindiği şehirdir burası. Zira Kur’an-ı Kerim’in yarıdan fazlası bu kutlu şehirde nazil olmuştur. İslâm Peygamberi Resulullah Efendimiz, Medine’ye hicret ettikten sonra tıpkı Mekke’nin olduğu gibi, Medine’nin de harem sınırları içerisinde olduğunu ilan ederek şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbi! Hz. İbrahim, Mekke’yi harem kıldığı gibi, ben de Medine’yi harem kıldım. Onun iki kayalığı arası harem bölgesidir. Ağaçları kesilmez, hayvanları avlanmaz, otu yolunmaz, ağaçlarının yaprakları koparılmaz.”

Şehirlerin anası, ilk İslâmî şehir prototipi: Medine

Medine İslâm’daki ilk şehirleşme örneğidir. Tabir caizse ilk İslâmî şehir prototipidir. Burası ilk İslâmî devletin de başşehridir. Medine’de zaman da mekân da bereketlidir. Şahsına münhasır bir kokusu ve dokusu olan bir şehirdir Medine. Gül kokar uhuvvetin simgesi olan bu şehrin her bir zerresi. Başka şehirlerde hissedemezsiniz bu manevî rayihayı.

Muhabbetin en katıksızına ve en koyusuna şahittir bu kutlu topraklar. Zira Medine toprakları ümmetin gülünü taşıyor kara bağrında. Onun için gül kokar Medine’nin her yanı. Edebin hakiki mânâsının ruhuna nüfuz ettiği bu topraklar, ümmetin en bakir hatıralarını saklıyor kara bağrında. Hiçbir şehirde Medine’nin arı duruluğuna ve sükûnetine şahit olmazsınız. Çünkü en ufak bir gürültünün bile Efendimizin şahs-i manevisini rencide edeceğine inanılır. Hassasiyet Mescid-i Nebevî’de parmakların ucuyla yürüme noktasına varır. Yüzlerde kardeşin kardeşe tebessümü hiç eksik olmaz. Selâm ümmetin remzidir burada.  Mescid-i Nebevî’den okunan ezanlar yüreklerde yankılanır günde beş vakit... Bütün renkler İslâm’ın solmaz rengine bürünmüştür burada. Bütün diller, tevhidi terennüm eder.

Medine-i Münevvere’de asr-ı saadetin başka bir örneği bulunmayan huzur iklimine girdiğinizi hissedersiniz; coşku ve cezbeye kapılırsınız. Resulullaha gönderilen salat-ü selâmlar arzdan arşa yükselir. Yeşil kubbenin ışıltısı içinizdeki karanlıkları aydınlatır. Bu kadim şehrin dağı da, taşı da, tozu da inşirah neşvesi katar ruhunuza. Kuş gibi hafiflersiniz.

Hz. Muhammed(sav)’e kucak açan bir kutlu beldedir Medine. Barış ve esenlik yurdudur. Üzerinde birçok kutsal mekânı saklayan eşsiz bir diyardır. Teslimiyetin şahikasıdır. Kutlu davetin en yüksek perdeden yankı bulduğu yerdir. Zira burada yeşermiştir İslâm, burada taht kurmuştur yüreklere. Nübüvvet pınarı, burada dindirmiştir yüreklerin hararetini.

Müslümanların üç kutlu mescidinden biri olan Mescid-i Nebevî buradadır. Resulullah Efendimiz vefatından sonra Mescid-i Nebevî’ye defnedilmiştir. Burada uyumaktadır kıyamete dek sürecek sonsuzluk uykusunu. Onun içindir ki kavuşması ne kadar keyifliyse, ayrılışı da bir o kadar hüzünlüdür Medine’nin. Zira bu şehir canımızdan içre can olan bir sevgiliyi uyutuyor o altından beşiğinde. Onun içindir ki gidişi coşku, dönüşü hüzündür Medine’nin. Bedenimizi alıp götürsek de gönlümüzü bıraktığımız yerdir Medine. Hasretin en koyusudur.

Müslümanların üç kutlu mescidinden biri: Mescid-i Nebevî

Hz. Muhammed(sav)’in hicreti İslâm’ın dönüm noktalarının başında gelmektedir. Zira Mekke’de sadece bir cemaat olan Müslümanlar, Medine’ye varınca devletleşme sürecine girmişlerdir. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Resulullah, Medine’ye vardığında herkes onu misafir etmek için adeta birbiriyle yarışıyordu. Medine halkı Efendimizin “Kusra” isimli devesinin yularından tutup onu kendi evlerine çekmek istiyorlardı. Peygamberimiz, yardımsever Medinelilerin bu davranışlarından hoşnut olsa da, deveyi serbest bırakmalarını istedi. Deve bir müddet gittikten sonra bir evin yakınında çöktü.  Resulullah devenin çöktüğü yere en yakın evin sahibi Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye misafir oldu. Bu misafirlik yedi ay sürdü.

Peygamberimiz, devesinin çöktüğü, iki yetime ait olan, bu yeri satın alarak buraya Mescid-i Nebi’yi inşa ettirdi. Fakat o yıllarda yapılan mescit, ancak zamanın imkânlarının elverdiği ölçüde, basit tarzda oluşturulmuştu. Mescidin sütunları hurma kütüklerindendi. Çatısı yine hurma dallarındandı. Duvarları taştandı. Minberi ve mihrabı yoktu. Efendimiz Cuma hutbesini bir ağaç kütüğünün üstünde yapardı. Mescidin bir kısmı “suffe” denilen fakirlere tahsis edilmişti.  Mescidin yanında Peygamberimiz için yapılan ev de kerpiçtendi.

Mescid-i Nebevî sadece bir ibadethane değildi. İslâm’la ilgili bütün etkinlikler burada yapılıyor, mühim kararlar burada alınıyordu. Bu anlamda bir siyaset ve meşveret sahasıydı; eğitim ve kültür merkeziydi. Bütün faaliyetler buradan yürütülüyordu. Onun hemen bitişiğinde gündüzleri eğitim için, geceleri ise misafirlerin barınması için kullanılan ve adına “suffa” denilen bir yer vardı. Seçkin sahabe ve âlimler İslâm’ın ilk üniversitesi sayılabilecek bu mekânda yetişmişlerdi. Aynı zamanda Medine dışından gelenler de burada ağırlanıyordu.

Urfalı Şâir Nâbî’nin Peygamber aşkı

Medine bir aşk ve muhabbet diyarıdır. Gözyaşlarının kızgın çölleri buharlaştırdığı yerdir. Urfa’da ikamet eden Nâbî de bu aşkı yüreğinin derinliklerinde hissedenlerdendir. Yüreği Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan Şâir Nâbî, meşakkatli bir yolculuktan sonra bir seher vakti Medine’ye ulaşır. Urfalı Nâbî iki cihan güneşinin kabrinin bulunduğu topraklara, Ravza-i Nebi’ye geldiğinde dudaklarından gayri ihtiyarî şu ateşin beyitler dökülür:

“Sakın terk-i edebden, Gûy-i Mahbubi Hüdadır bu
 Nazargâh-i ilâhidir makam-ı Mustafa’dır bu.
 Felekte mâh-ı nev Babu’s-Selâm’ın sîne-çâkidir,
 Bunun kandili cevzâ, matla-ı nûr-u ziyâdır bu.
 Habib-i Kibriyâ’nın hâb-gâhîdir fazilette,
 Tefevvuk-kerde-i arş-i cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
 Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil,
 İmadın açtı mevcûdât-ı çeşmin tûtiyadır bu.
 Murâât-i edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
 Metef-i kudsiyândır cilvegâh-ı enbiyâdır bu.”

Cennetin bu dünyadaki ayağı: Cennetü’l Bâkî

Ziyaretçilerine haşyet, sükûnet, ürperti ve vakar aşılayan Cennetü’l Bâkî Mezarlığı, Medine’nin manevî tapusu hükmündedir. Burada ehl-i beytin ulularından, Efendimizin torunu Hz. Hasan’ın, kızı Hz. Fatıma’nın mütevazı kabirleriyle karşılaşırsınız. Resulullah’ın, küçük yaşta vefat eden oğlu İbrahim’in minik kabri de buradadır. Hz. Peygamberin eşlerinden Hz. Aişe, Sıddıka, Hafsa, Sevde, Zeynep binti Cahş, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Cuveyriye ile Safiye validelerimizin ve Resulullah’ın diğer kızları Zeynep Rukiye ve Ümmü Gülsüm’ün mezarları da burada bulunmaktadır. 83 yaşında şehit edilen üçüncü halife Hz. Osman, Peygamberimizin sütannesi Halime’de burada sonsuzluk uykusunu uyumaktadır. 

Peygamberimizi amcası Hz. Abbas, Hz. Ali’nin oğlu, Efendimizin torunu Hz. Hüseyin, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, Zeynel Abidin’in oğlu Muhammed Bakır, onun oğlu Cafer-i Sadık bu mütevazı kabristanda uyumaktadır sonsuzluk uykusunu. Cennetü’l Bâkî’den bahsederken burada medfun olan Harre Şehitlerini de unutmamak lâzım. Bu kabristanda kubbe ve mermer gibi dünyevî şatafatlar göremezsiniz. Küçücük mezar taşlarına mevtaların isimleri bile yazılmamıştır. Onların hayatları nasıl sade idiyse mezarları da öyle sadedir. Bu kabristanda 30 bin civarında sahabenin medfun olduğu söylenir. O günden bugüne buraya gömülen Müslümanları sayısının bir milyonu bulduğu muhtemeldir.

Resulullah’ın muhabbetine mazhar olan aşk şehri: Medine

Namazda yöneldiğimiz kıble Mekke olsa da, tevhidin ışığıyla aydınlanan gönüllerin kıblesi Hz. Muhammed(sav)’i bağrında misafir eden Medine-i Münevvere’dir. Medine deyip de geçmemek lâzım. Resulullah’ın canından çok sevdiği şehirdi kutlu Medine. Allah’ın Habibi, ancak bu şehirde güven, huzur ve sükûn bulurdu. O, bu gül yüzlü şehre meftundu.

Medine, acı tatlı hadiseleri imkân sahasına taşıyan zamanın canlı şahididir. Manevî dinamikleri çepeçevre kuşatandır. Sevgisi pak gönüllere sirayet edendir. Vaktin su gibi aktığı yerdir. İman kardeşliğinin sözden öze, özden yüze sirayet ettiği bir hakikat beldesidir.

Yetmiş şehit sahabeye kutlu mezar olan Uhut Dağı’nı sırtında taşır Medine. Allah Resûlü’nün(sav) “Uhud bir dağdır; biz onu severiz, o da bizi sever.” dediği Uhut’la derti dertli söyleşir bu ruhanî şehrin puslu ufukları. Bedir, Uhut ve Hendek Savaşlarını görmüştür bu hüzünlü, mağrur ve mağdur şehir. Vaktiyle acıların en dayanılmazlarına şahit olmuştur.

İslâm’ın manevî merkezlerinin başında gelen Medine’nin, pörsümüş ruhları diriltici havasını ancak teneffüs edenler bilir. Burası gül kokulu Peygamber diyarıdır. Mescid-i Nebevî’nin ihtişamlı minarelerinden süzülen ezanların ulûhiyeti, ruhları kirlerinden arındırır; ümmeti dirilişe, birleşmeye çağırır. Ravzanın misk ü amber kokusu gönüllere dolar.

Medine, kifayetsiz kelimelerle anlatılmaz; ancak yaşanır. O, İslâm’ın müşfik ikliminden rayihalar saçar ümmet coğrafyasına. Allah bizi bu kardeşlik ikliminden ayırmasın.

YORUM EKLE

banner26