Osmanlı’yı paylaşmak amacıyla hazırlanmış 100 proje

Geriye dönüp baktığımızda, tarihte Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman dostça olmadığını görüyoruz. Bunu en başta Endülüs’te görüyoruz. Daha sonra Haçlı seferlerinde, Avrupalıların Osmanlı Devleti’yle olan münasebetlerinde görüyoruz. Bugüne geldiğimizde de durum geçmişte olduğundan farklı değil. Son yirmi beş otuz yılda İslam coğrafyasında meydana gelen hadiseler, Hıristiyan Batılı devletlerin İslam dünyasında meydana getirdikleri kaos, bunalım ve felaketler; bizim de şahidi olduğumuz, hatta bizzat yaşadığımız bir durumlar.

Batılıların çok yakın bir geçmişte Bosna’da meydana gelen ve soykırıma kadar varan savaştaki gayri insani tutumları hafızalarımızdaki yerini muhafaza etmekte. Yine Libya’da, Irak’ta,  Suriye’de ve İslam coğrafyasının değişik bölgelerinde halen devam eden felaket ve bunalımlar, Hıristiyan dünyanın Müslümanlara hiçbir zaman dostça yaklaşmayacağını göstermektedir. Türk İmparatorluğunun Parçalanması Hakkında Yüz Proje (1281-1913)  isimli eserin yazarı olan ve 1896-1900 yılları arasında İstanbul’da elçilik görevinde de bulunan Trandafir G. Djuvara, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki bu dostane olmayan münasebetleri ve bunun Hıristiyanlardan kaynaklanan bir tutum olduğunu kitabında şu sözlerle açıklıyor: “Doğrusunu söylemek ve tarafsız olmak gerekirse, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman dostça olmadığını belirtmek lazım; kabul edelim ki modern hoşgörü anlayışına rağmen, bu milletler arasında, bugün de özellikle Hıristiyanlardan kaynaklanan bir hınç alma duygusu bulunmaktadır.”

Osmanlı’yı paylaşma projeleri ilk defa bir araya getiriliyor

Trandafir G. Djuvara, Romanya hariciyesinde üst düzey görevlerde bulunmuş bir diplomattır. Tarihe ilgi duyan yazarın çeşitli eserleri vardır. Rumen kültür hayatında derin izler bırakmış bir şahsiyettir. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 3. baskısı 2018 yılında yayınlanan kitabı Pulat Tacar çevirmiş. Kitapta 93 proje yer alıyor. İlk 11 proje Osmanlı öncesi döneme ait. 12. projeden itibaren bütün projeler Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve taksimatıyla ilgili. Kitabın en önemli özelliği, yazarının da ifade ettiği gibi Avrupa kütüphanelerinde, devlet arşivlerinde bulunan Osmanlı’yı paylaşma projelerini ilk defa bir araya getiriyor olmasıdır. Djuvara, şimdiye kadar hiçbir yerde yer almamış bazı projeleri ilk defa kitabında yayınlamış olduğunu ve 1571 İnebahtı (Lepanto)  Savaşı’yla ilgili bilinmeyen bir belgeyi de ilk defa paylaştığını ifade etmektedir. Bu belgenin çevirisi kitabın ekler bölümünde yer almakta.

Din adamlarının, ünlü düşünürlerin, devlet adamlarının, çarların, prenslerin, hükümdarların hazırlamış oldukları ve kitapta kronolojik bir şekilde yer verilen projeler arasında, hayalci projeler bulunduğu gibi, akılcı ve gerçekçi, hatta daha sonra hazırlanacak projelere ilham kaynağı olan planlar da bulunuyor.

Paylaşımla ilgili yaklaşımlar

Projelerle ilgili olarak dikkat çeken bir husus paylaşmanın zamanıyla ilgilidir. Burada iki yaklaşım söz konusudur. Birincisi savaşa katılanlar arasında uyuşmazlıkları önlemek ve fetih hareketinin etkisini azaltmamak için paylaşmanın fetihten sonra yapılmasını öneren yaklaşımdır. İkinci yaklaşım ise, birinci yaklaşımın tam tersi yönündedir. Bu yaklaşıma göre paylaşma planı önceden yapılırsa taksim sırasında Hıristiyanlar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar önlenebilecektir. Rahip Michel Febvre’nin hazırladığı 1682 tarihli, 45. projede Febvre, üçüncü bir yaklaşım, bir orta yol önerir. Bu rahibin önerisine göre Türklere karşı sefere çıkacak hükümdarlar ayrı ayrı sefere çıkacaklardır. Her hükümdar kendi fethettiği toprağı muhafaza edecek, böylece Türkler daha çabuk yenilecektir. Son aşamada fethettikleri toprakları, eyaletleri aralarında değiş tokuş edebileceklerdir. En uygun hakem Roma’daki papadır. Papa her hükümdara saldıracağı yerleri gösterecektir.

Projeler hususunda tartışılan konulardan birisi de, Türklere karşı yapılacak seferlerin gayesidir. Önceleri kutsal toprakları kurtarmak için yapılan ve dini bir gaye güden seferler, ilerleyen zamanda maddi çıkarlar için yapılmaya başlanmıştır. Bu durum bazı proje sahipleri için şikâyet konusudur. Nitekim François Savary de Breves, 1620 tarihli projesinde bu gaye değişimi ile ilgili şikâyet ve yakınmasını şu sözlerle dile getiriyor: “Dinsel duyguların hükümetlere ilham verdiği ve Kutsal Toprakları kurtarmak için ittifaklar yapılmasını sağladığı dönemden artık çok uzaktayız. Hıristiyan güçler arasındaki rekabet öyle noktalara ulaşmıştır ki, bundan böyle inananları harekete geçirebilecek etken, sadece devletlerin yüksek çıkarları olacaktır.”

Ünlü Alman düşünür Leibniz’in Projesi

Proje hazırlayanlar arasında ünlü düşünür, diplomat ve devlet adamları da var. Bunlardan birisi de Alman filozof Leibniz’dir. Leibniz’in Projesi (1672) başlığını taşıyan projede, filozofun proje üzerinde dört yıl düşünerek kaleme aldığı belirtilmektedir. Latince yazdığı projesini Fransa Kralı XIV. Louis’ye sunmuş. Fransa Kralı bu projeyle ilgilenmiş. Leibniz projesinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması için şartların çok uygun olduğunu açıklıyor. Ünlü düşünüre göre sadece Mısır değil, tüm Doğu ayaklanmak için korkmadan dayanacağı bir kurtarıcı gücün gelmesini beklemektedir. Mısır işgal edilince Türk imparatorluğunun kaderi bağlanacak, her yanı yıkılacaktır. Bu projede Mısır Fransızların ödülü olacaktır. Bununla birlikte Hıristiyanların galibiyeti sonrasında paylaşılmanın nasıl gerçekleşeceğine dair Leibniz’in bir şey söylemekten kaçındığını, sadece Mısır’ı Fransa’ya verdiğini belirtiyor Djuvara ve şu yorumu yapıyor: “Geri kalan bölümlerin, ortak eyleme sundukları katkıların ödülü olarak Avusturya’nın, Macaristan’ın, Lehistan’ın ve komşu devletlerin payına düşeceğini mi düşünüyordu? Bu çok olasıdır. Ancak Leibniz, herkesin iştahını korumak amacıyla bilinçli olarak bu önemli konuda görüş açıklamıyordu.”

İstanbul’u eline geçiren dünyanın hâkimi olur

Birçok proje Avrupalı devletlerin arasındaki rekabet ve kıskançlıktan dolayı uygulanamamıştır. Bunda aralarındaki denge siyasetinin önemli rolü vardır. Osmanlı Devleti’ne ait hangi toprakların kimde kalacağı hususu aralarındaki anlaşmazlıkların ve uyuşmazlıkların en başta gelen sebeplerindendir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin parçalanıp dağılmasını geciktirmiş hep. Paylaşma hususunda aralarında ittifak kuran devletler, müzakerelerde ilerleme kaydederek sona yaklaştıkları halde, başta İstanbul olmak üzere, kimin nereyi alacağı konusunda anlaşmazlıklara düşmüşler. Sonuçta kurdukları ittifaklar bozulmuş, aralarında gerginlikler bile meydana gelmiş.  

Djuvara’nın ünlü Fransız düşünürü Montesquieu’nun Romalıların Büyüklüğü ve Çöküşü Hakkında Düşünceler kitabından alıntıladığı şu sözler, Avrupalı büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını geciktiren rekabetlerini ve menfaatlerine olan bağlılıklarını çok net bir şekilde yansıtmaktadır: “Türklerin imparatorluğu şu sıralarda Bizanslıların eskiden düştüğü zayıflık derecesindedir; ancak, daha uzun süre yaşamaya devam edecektir; çünkü, fetihleriyle bu imparatorluğu tehlikeye atacak hükümdarlar bulunsa bile, Avrupa’nın üç büyük tacir ülkesi çıkarlarına öylesine bağlılar ki, hemen Osmanlıların yardımına koşarlar.” Yazar, Montesquieu’nun bu sözlerini büyük bir kehanet olarak görür ve bu kehanetin geçerliliğini 180 yıl koruduğunu belirtir.

Kitapta 64 ve 65. projeler olarak yer alan, Napolyon ve I. Aleksandr’ın Projeleri (1808) başlığını taşıyan projede yazar, Napolyon’un sürgünde iken kaleme aldığı Sainte-Helene Hatıralarından, Napolyon’un paylaşımla ve İstanbul’la ilgili olarak Avrupalıların aralarındaki rekabeti çok güzel ortaya koyan şu sözlerini nakleder: “Türk imparatorluğunu Rusya’yla paylaşabilirdim. Bu taksim aramızda birkaç defa söz konusu oldu. Konstantinopolis sorunu her seferinde Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtardı. Başkent İstanbul aramızdaki en büyük sorundu ve uzlaşmanın gerçek engeliydi. Rusya orasını istiyordu, ben de vermeye razı olmuyordum. İstanbul çok değerli bir anahtardır, bir imparatorluğa değer; orasını eline geçiren dünyanın hâkimi olur.”

Doğu’nun istikbali küçük ulusların olacaktır

Uğrunda yüzyıllarca büyük uğraşlar verilen paylaşım, büyük devletlerin menfaatlerine göre gerçekleşmemiş. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında şüphesiz yüzyıllarca çalışılan bu projelerin rolü de çok büyüktür. Ama paylaşım, Balkanlarda kurulan Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Arnavutluk ve Bulgaristan devletlerinin kurulmasıyla gerçekleşmiştir yazara göre. Djuvara, bu konuda Fransa’nın İstanbul’daki eski elçisi ve büyükelçisi Mösyö Contans’ın kendisine söylediği, “İnanın bana, Doğu’nun istikbali küçük ulusların olacaktır” sözlerine atıf yaparak şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: “Doğu Avrupa’daki küçük devletlerin büyük devletler tarafından yutulacağını öngören genel kanının tamamen karşıtı olan derin bir görüştü bu. Şimdi, Mösyö Constans’ın kehanetleri gerçekleşme yolunda, ama sonsuza dek bağımsız kalabilmek de o küçük devletlerin gayretine kalıyor.” 

Kitap, Avrupalıların Osmanlıyı Avrupa’dan atmak için yüzyıllarca hiç durmadan çalıştıklarını gösteren bir belge niteliğinde. Napolyon’un İstanbul hakkında yukarıda söylediği sözler, bana Fatih Sultan Mehmed Han’ın ve diğer ecdadımızın ne kadar ileri görüşlü, derin ve geniş bir perspektif sahibi olduklarını tekrar hatırlattı. Zira İstanbul, dün olduğu gibi, bugün de bizim bu topraklarda varlığımızın en büyük sebebidir. Kitabı okuyunca bunu bir kere daha idrak etmiş oldum.