Osmanlılar’da medrese teşkilatı

Medrese, İslâm ve Osmanlı memleketlerindeki tahsil müesseselerinin adıdır. Ayrıca “dar-ül fünun” yani üniversite yerine de kullanılır.

İslâm’ın ilk devirlerinde öğretim camilerde yapılmakta idi. Sonraları öğretim yavaş yavaş medreselere yöneldi. Bununla beraber camiler yine de öğretim merkezi olma durumlarını kaybetmediler. Osmanlılar devrinde tanzim edilen vakfiyelerde medreselerin asıl vazifelerinin bugünkü talebe yurtlarına benzedikleri görülmektedir. Bugün medreselerle ilgili bilgilerin çoğunluğu medreseler adına düzenlenmiş olan vakfiyelerden öğrenilmektedir. Kurucusu ister bir devlet büyüğü olsun ister bir vatandaş olsun her medresenin bir vakfiyesi bulunmakta ve bu vakfiyede medresenin nasıl işleyeceği müderrisinin, talebelerinin ve vazifelilerin özellikleri ve bunların alacakları para belirtilmekte idi. 

İlk Osmanlı medreseleri

İlk Osmanlı medresesinin kuruluşuyla ilgili genel kanaat, İznik Orhan Gazi Medresesi’dir. İzmit’te Süleyman Paşa Medresesi’nin ilk kurulan Osmanlı medresesi olduğunu da söyleyenler vardır. Osmanlı beyliğinin merkezi olan İznik’te 1331 yılında Orhan Gazi tarafından bir cami ve bir medrese yaptırılmıştır.

I.Murad’ın 1365-66 yıllarında Çekirge’de yaptırdığı medrese, Yıldırım Bayezid’in 1388 yılında Ulu Camii yanında yaptırdığı medrese ve Bursa’da yaptırdığı diğer medreseler, Çelebi Mehmed’in 1418-19 yıllarında Yeşil Cami yanında yaptırdığı medreseler ilk Osmanlı medreseleridir.

II.Murad’ın 1435 tarihinde Edirne’de darü’l hadis ve 1447-48 yıllarında üç şerefeli yaptırdığı medrese ilk medreselerdendir. II.Murad yine Bursa’da Muradiye Medresesi’ni yaptırmış ve bu medrese devrinin en önemli medreselerindendir. Osmanlıların bir buçuk asırlık kuruluş döneminde l.Murad, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve II.Murad dönemlerinde medrese teşkilatında önemli gelişmeler olmuştur.

Sonra gelen Osmanlı padişahları da Bursa ve Edirne’de çeşitli medreseler yaptırmışlardır. Fatih Sultan Mehmed de İstanbul’da önemli medreselerden olan sahn-ı seman medreselerini yaptırmıştır.

Medreseler müderrislerin (medreselerde ders verenler. Günümüzde profesör karşılığındadır) yevmiyelerine göre 20’li, 40’lı ve 60’lı medreseler şeklinde derecelendirilmiştir. Şöyle ki müderrisinin maaşı yüksek olan medresenin derecesi de yüksek demekti. Derecesi en yüksek olan medrese Fatih’in yaptırmış olduğu sahn-ı seman medreseleri idi. Daha sonra Kanuni aynı dereceli Süleymaniye medreselerini yaptırmıştır.

İlk Osmanlı medreselerinde okutulan dersler arasında gramer (dil bilgisi), mantık, feraiz (farzlar), kelam, belagat (iyi konuşma sanatı), fıkıh, hadis ve tefsir vs. vardır. Fatih’in yaptırdığı medreseleri olan sahn-ı semanlarda tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve edebiyat ağırlıklı olmakla beraber önceki devirlere göre ihtisaslaşma biraz artmıştır. Ayrıca sahn-ı semana girmeden önce ilk ve orta tahsilde talebe hendese (geometri, mühendislik), heyet (şekil, duruş, görünüş, topluluk, gök ilmi.) ve hesap derslerini görüyordu. Süleymaniye medreseleri açılınca önceki derslere ilaveten tıp, tabiiyat (tabiatla ilgili bilimler.) ve riyaziye (matematik) dersleri de okunmaya başlamıştır. Bundan önce tıp ilmi darü’ş şifa denilen hastanelerde veriliyordu. İlk Osmanlı darü’ş şifası da Yıldırım Bayezid tarafından Bursa’da yaptırılmıştır.

Osmanlı medreselerini kuruluş amaçlarına ve gördükleri hizmete göre iki grupta değerlendirmek mümkündür.

1-Genel Medreseler

Bunlar, İslâmi ilimlerle İslâm dünyasına dışarıdan gelen ilimlerin belirli nispetlerle okutulduğu medreselerdir. Genel olarak kadı (İslâm hukûkuna göre hüküm veren hâkim), müderris ve müftü yetiştirmek için kurulmuşlardır. Bu medreselerde müderrislerin aldıkları yevmiyeye ve okutulan kitaplara göre tasnif söz konusudur. Bunlar, yirmili medreseler (haşiye-i tecrid), otuzlu medreseler (haşiye-i miftah), kırklı medreseler (haşiye-i telvih), ellili medreseler, altmışlı medreseler, sahn-ı seman ve Süleymaniye medreseleridir.

2-İhtisas Medreseleri

Bunlar, ihtisas gerektiren İslâmi ilimlerden birini ya da ulum-i dahileden (İslâm dünyasına dışarıdan giren ilim) birisini öğretmeyi hedef alan medreselerdir.

İhtisas medreselerinin başında darü’l hadisler gelir. Bunlar Hz. Muhammed’in hadis-i şerifleriyle ilgili ilimleri öğretmek amacıyla kurulmuş medreselerdir. Osmanlı darü’l- hadislerinde, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim ve Meşarik gibi eserler okutulurdu.

İhtisas medreselerinin diğeri Darü’l Kurralar’dır. Kur’an’ı Kerim’in doğru okunuşu ve Hz. Peygamber’e dayanan doğru okuyuş rivayetlerini (Peygamberimiz’den duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi) öğretmek üzere kurulmuşlardır. İlki Yıldırım Bayezid tarafından Bursa’da açılmıştır. Genellikle cami hizmetlileri yetiştirilirdi. Ders kitabı olarak Muhammed b.Muhammed el Cezeri’nin “el-Cezeri” diye şöhret bulan eseri ile ilm-i kıratta Ebu Muhammed eş Şatibi’nin “Şatibiye” diye şöhret bulan “Kaside-i Lamiye”si okutulurdu.

Darü’t Tıblar, tıp ilimlerinin ve uygulamasının beraber okutulduğu ve öğretildiği medreselerdi. Daha önceleri “darü’ş şifa” olarak anılan bu müesseseler, Süleymaniye medreselerinin kurulmasından sonra “tıp medresesi” adını almışlardır.

3-Sahn-ı Seman ve Süleymaniye medreseleri

Fatih Sultan Mehmed döneminde medrese kurumu çok önemli gelişmeler göstermiştir. İstanbul’un fethiyle Osmanlı Devleti cihan devleti olma yoluna girmiş ve Fatih’in karizmatik önderliğinde geniş çaplı kültürel açılımlara yönelinmiştir.

Fatih, İstanbul’un fethinden sonra bugünkü Fatih Külliyesi’nin olduğu yerdeki eski yapıları yıktırıp, burayı dümdüz hâle getirip sahn medreselerini yaptırmıştır. Arapça’da bu tür düzlüklere ve geniş alanlara “sahn” dendiği için bu medreselere sahn medreseleri adı verilmiştir. Buraya Fatih Külliyesi adı altında büyük bir külliye yaptırılmıştır. Bu külliye cami, hastane, tımarhane, han, ilkokul ve kütüphaneden oluşmaktadır. Fatih burada yaptırdığı sekiz klasik medreseye ilaveten, bunları klasik tahsil için yeterli görmeyerek onları tamamlamak üzere sahn’ın dışarısına sekiz medrese daha yaptırmıştır. Tetimme denilen bu medreseler, sahn medreselerinde okuyacak talebeyi hazırlamak içindi ve bir nevi idadi (lise) mahiyetindeydi.

Fatih külliyesi, doğrudan eğitim amaçlı üniteleriyle Osmanlı düşünce ve eğitim geleneğinde önceki ve sonraki dönemler için belirleyici olmuştur. Fatih Külliyesi’nde, sıbyan mektebinden en üst düzey medreseye kadar dönemin bilgi ve insan yetiştirme kültürü ile bütünleşen akademik amaçlı bir yapı oluşmuştur.

Sahn-ı Seman ve Tetimme kurulduktan sonra ülkedeki değişik medreseleri bir sistem içerisinde toplamak ve derecelerine göre teşkilatlandırmak için medreselerin eğitim hiyerarşisi içerisinde geniş kapsamlı bir organizasyona ihtiyaç duyuldu. Nihayet İstanbul’da, Rumeli’de ve Anadolu’da bulunan medreseler bir sistem içerisinde sınıflandırılması ve derecelere ayrılması işlemi, Veziriazam Mahmud Paşa, ünlü matematikçi Ali Kuşçu ve ulemadan Molla Hüsrev’den oluşan heyet tarafından neticelendirilmiştir.  

Osmanlılar’da bir ve birden fazla cami yaptıran padişahlar, aynı zamanda caminin yanında medresenin de içinde bulunduğu bir dizi hayır müessesesi açıyordu. II.Selim (1566-75), III.Murad (1575-95) ve III.Mehmet bu geleneği devam ettirerek ülkenin çeşitli yerlerinde medreseler yaptırdılar.  Aynı zamanda devrin ileri gelen devlet adamları, maddi yönden gücü yetenlerde medreseler yaptırmışlardır. Veziriazam Mahmut Paşa, Sokullu Mehmet Paşa, Şeyhülislâm Hamid Efendi, Molla Hüsrev ve Davut Paşa gibi pek çok devlet adamları da kendi adlarına medreseler kurmuşlardır.

Medreselerde eğitim dili ve öğretim

Medreselerde öğretim dili Arapça idi. Osmanlılar’a gelinceye kadar da asırlar boyu Arapça, Müslümanlar’ın ilim dili olarak kullanılmıştı. Farsça ise ilk defa Damad İbrahim Paşa’nın yaptırdığı medresede okutulmaya başlanmıştır.

Öğretim usulü ise şöyledir; seviyeye göre eğitim ve öğretim faaliyetinin yürütüldüğü kitap geçmenin esas alındığı dersler sık sık tekrarlarla anlatılır ve münakaşalar yapılırdı. Öğretim süresi, öğrencinin çalışkanlığına ve gerekli olan ders ve imtihanlarını verme durumuna bağlıydı.  Belirtilen dersleri okuyan ve imtihanları geçen öğrencilere, “temessük” (bir şeyin teslim edilmesi veya teslim alınması) denilen ve yüksek dereceli bir medreseye girmesini sağlayan mezuniyet belgesi verilirdi.

Medreselerde eğitim süreci

Osmanlı medreselerinde talebeler sıbyan mektebinde veya aynı seviyede hususi bir eğitim gördükten sonra bir medreseye girerlerdi. Haşiye-i tecrid (20’li medrese) medresesine giren ve müderristen icazet alan bir talebe sırasıyla, 30’lu, 40’lı, 50’li medreselerden de icazet alarak, sahn-ı seman’a yahut Süleymaniye medresesine girer ve bitirerek mülazemet (staj yapma anlamında) için sıraya girerdi.

Medreselerin hocası müderris

Günümüzde “profesör”ün karşılığıdır. Belirli bir tahsilden sonra icazet, mülazemet ve berat (rütbe) alarak medreselerde ders veren kimsedir. Her dershanede bir müderris bulunurdu.

İlk Osmanlı müderrisi Selçuklular döneminde yetişmiş olan Davud-i Kayseri’dir. (İznik Orhan Gazi Medresesi’ne atanmıştır.) İslâm âleminde genel olarak ilim tahsilinde kitaplardan çok müderrise önem verilmiştir. İlim tahsil etmek isteyenlere her şeyden önce iyi bir müderris bulması tavsiye edilmiştir.

Müderrisler, sahn-ı seman yahut sahn-ı Süleyman medreselerinden icazet aldıktan yani kendisine bir müderris olduğuna dair diploma verilir, bundan sonra müderris adayı müderrislik ve kadılık için sıraya girerdi.

Atama sırası gelen aday müderris, en aşağı derece olan Haşiye-i tecrid (20’li medrese) medreselerine yevmi (günlük) 20-25 akçe ile tayin edilerek müderrisliğe geçerdi. 20’li medreseye tayin olan müderris 30’lu 40’lı 50’li 60’lı ve daha yüksek payelere (derece-rütbe) çıkabilirlerdi. Sahn-ı semanın hâkim olduğu devirlerde müderrislerin bir görev yerinin üç yıl olduğu, daha sonraki yıllarda daha az sürede ilerleyerek payeler kazandıkları görülmüştür. Müderrislerin terakkileri (zam) Fatih döneminde 5’er akçe iken daha sonraki dönemlerde 10’ar akçe terakki aldıkları belirlenmiştir.

Bir müderris ilk payeden (rütbe) son payeye kadar ilim yolunu 25-30 yılda tamamlar. Buna “kat-ı meratib” denir. Müderrisin medreselerdeki aşağıdan yukarıya doğru dolaşmasına “devr-i medaris” denir idi.

Medrese bünyesinde yetiştirilen eğitimci kadrosunun istihdamı, şeyhülislâm ve kazaskerlerin (ilmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri) sorumluluğu altındadır.

Vakfiyeler incelendiğinde medrese personeli içerisinde en fazla ücretin müderrislere verildiği görülmektedir. Bursa Manastır Medresesi’nde müderris günde 50 akçe alırken, müderris yardımcısı (muid) 5 akçe almaktadır. Müderrislerin aldıkları ücretler görev yaptıkları medreselere ve ilmi durumlarına göre de değişmekte idi. Müderrislere günlük ücretlerinin yanında, lojman tahsisi, ayni ve nakdi ekstre yardımlar, külliye bünyesinde bulunan imarethanelerde yemek tahsisi, darüşşifalarda (hastane) ücretsiz sağlık hizmetleri, medrese vakfına ait topraklarda zirai faaliyet imkanları, emeklilik hakkı, ekonomik ve sosyal nitelikli önemli haklar verilmekte idi.

Muid

Müderris yardımcısı, okutulan dersleri genelde az kabiliyetli talebelere tekrarlatan ve müzakereci kişi idi. Danişmendler (bilgili) arasından ve en liyakatlılar arasından seçilen muid, bugünkü asistan pozisyonundadır. Bunlar talebelerle aynı yerde oturmaktadırlar.

Muidler aynı zamanda öğrencilerin disiplin işleri ile de ilgilenmektedirler. Sahn-ı seman muidlerinin bu görevlerine ilaveten tetimme medreselerinde öğrencilere ders verdikleri de  görülmektedir.

Osmanlı medreselerinde muidler, bir müderrisin yanında gerekli ilmi ehliyeti kazandıktan sonra bir medreseye tayin edilirdi.

Medrese talebeleri

Medrese talebelerine, tarih boyunca talib, fakih, mülazim, talebe, tüllab, danişmend, suhte, softa ve müsteid gibi isimler verilmiştir. Farklı olarak sıbyan mektebi talebelerine sadece talebe, yüksek seviyedeki medrese talebelerine “danişmend” denilmekte idi.

Medrese vakfiyeleri gereğince müderrisler vakfiyeye uygun talebe seçme yetkisine sahipti. Böylece akademik düzeyi ve şahsiyet özellikleri itibariyle tasvip edilen öğrenci ile müderris arasında eğitimin amaç ve ilkelerine uygun çok yönlü etkileşim ve birlikte öğrenme yaşantılarının gerçekleştirilmesi mümkün olabilmiştir. Medreseye müracaat eden talebelerin 14-30 yaş arası olması genel teamüldür.

Medreseler yatılı olarak faaliyet göstermişlerdir. Medresenin merkezinde eğitim ve öğretim faaliyeti için ayrılan bir dershane veya oda bulunur. Talebelerin barınması için hücre denen yatakhaneler, yeme-içme ihtiyaçlarının karşılandığı imaret denen yemekhaneler bulunurdu. Talebenin yeme- içme giyinme, barınma ve harçlık gibi ihtiyaçları medrese vakfınca karşılanırdı.

Medreselerde idare ve hizmet işleri

Medreselerin idari kadrosu, mütevelli ve ona bağlı katip, cabi (vakıf gelirlerini toplayan kişi) cabi katibi, mutemed ve noktacı gibi memurlardan oluşuyordu. Hizmetli kadrosu ise genellikle hafız-ı kütüp (kütüphaneci), bevvab (kapıcı), ferraş (temizlikçi), kennas-i hela (tuvalet temizleyicisi), siracı (kandilci) isimli elamanlardan oluşuyordu.

İdari ve hizmetli personelin görev ve sorumlulukları, atanma usulleri, ücret ve sosyal hakları da vakfiyelerin titizlikle hükme bağladığı hususlardır.

Sonuç olarak; Osmanlı ilmiye teşkilatının temelini oluşturan medreseler sayesinde dünyaya örnek bir Osmanlı kültür ve medeniyeti doğmuştur.

Medreseler 3 Mart 1924 târihli Tevhid-i Tedrisat (eğitimde eşitlik) kanunuyla kaldırılmıştır.

 

 

 

YORUM EKLE

banner19

banner36