Osmanlı Devleti’nde Türk-Ermeni ilişkileri nasıldı?

Türk-Ermeni ilişkilerinin seyrini okuduğumuz "Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri", tarihi gerçekleri ortaya koyuyor. Gürsoy Şahin, Selçuklulardan itibaren Türk-Ermeni ilişkilerinin hangi aşamalardan geçtiğini izah ediyor.

Bizans’ın sürdüğü, Osmanlı’nın sahiplendiği millet

İki millet arasında her şeyin iyi başladığını söyleyebiliriz. Uzunca bir süre Türkler, Ermeniler’in işine karışmıyor, Ermeniler de "Türk coğrafyasında" yaşamaktan memnun görünüyor. Kitapta da bu vurgu var. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Ermeniler’in genel olarak kendi haline bırakıldığı ve bu nedenle yönetime yönelik herhangi bir kalkışma içinde olmadıkları anlatılıyor. Ermeni konusu işlenirken daima "millet-i sadıka" unvanını kullanır. Yazar da bu unvana atıfta bulunuyor ve Ermeniler’in ne kadar problemsiz bir unsur olduğundan bahsediyor. Bu unvanın ve taşıdığı anlamın özelliği Ermeniler’in Hıristiyan olarak kalmaya devam etmeleridir. Bu gruba karşı herhangi bir düşmanlık, dinlerini değiştirmeye yönelik bir tutum ve baskı olmamıştır. Gerek Selçuklu ve gerekse de Osmanlı döneminde "sadık" olmalarını gerektirecek tüm ortam sağlanmıştır. Bu noktada artık iç içe geçmiş bir yapıdan söz ediyoruz. Asırlar boyunca etkileşimde bulunan halkların birlik ve beraberliklerini perçinlemeleri normaldir. Hele hele başka milletlerin gazabına uğramış bir halkın kendilerini eşit statüde gören bir devlete bağlılığı daha da artacaktır. Bizans tarafından sürülen Ermeniler, Türk yurdunda rahata ermiş, gelecek nesillere umutla bakabilmiştir.

Kışkırtmalara açıklar

Kitapta Ermeniler’in Anadolu coğrafyasında bulunduğu yerler, yaşam şekilleri ve inançları kapsamlı bir biçimde anlatılmıştır. Kendilerine tanınan haklardan istifade etmişler, bunun karşılığında da bağlı bulundukları devletin birer ferdi olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ancak dış müdahalelere açık olduklarını ve farklılıklarını zenginlikten öte ayrıştırıcı unsur olarak görenlerin mücadelelerinde aparat olarak kullanıldıklarını söylemeden olmaz. Bu durum sonraki senelerde ortaya çıkacak ve hepimizin malumu olan olayları tetikleyecek ve “Ermeni sorunu” olarak gündemimizden hiç çıkmayacak bir pozisyona gelecektir.

Güç mücadelesinin ortasında Ermeniler

On sekizinci ve özellikle on dokuzuncu yüzyılda bozulan Türk-Ermeni ilişkileri o tarihlerden bu yana problemlidir. Osmanlının içinde bulunduğu durum, girilen savaşlar, yapılan antlaşmalar, Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı gibi içerideki farklı unsurlara yönelik düzenlemeler Ermeni sorununun ortaya çıkmasında etkendir. Bunun üstüne Amerikan misyonerlik faaliyetleri, batılı güçlerin çalışmaları ve Ermeni kilisesinin faaliyetleri eklenince problemli alandan çıkmak mümkün olmamıştır. Hâlbuki Ermeni vatandaşlar devlet kadrolarında yer alıyor, yüksek mevkilere getiriliyor ve kendilerine başkalarına güvenilmediği kadar güveniliyordu. Gürsoy Şahin, problemin ana kaynaklarını maddeler halinde izah ediyor. Bu konuda verdikleri örnekler çok önemli. Örneklerin konunun nerelerden gelip nerelere gittiğiyle ilgili geniş ve açıklayıcı olduğunu söyleyebilirim. Rusların kendi ülkelerindeki Ermenileri gazeteler vasıtasıyla kışkırtmaları olsun, İngilizlerin çabaları olsun fazlasıyla tatmin edici açıklamalar olarak dikkatleri çekiyor. Bu arada Ermeni komitalarının ve patrikhanenin çalışmaları da meseleyi büyütmüştür. Hınçak ve Taşnaksutyun gibi cemiyet adı altında terör uygulayan örgütlerin şiddet barındıran faaliyetleri geri dönülmez yolun kilometre taşlarını döşüyordu. Esasında gerek batılı güçlerin ve gerekse de Rusya’nın Ermeniler ile ilgili planları Osmanlı ve Türk düşmanlığı noktasından izlenebilir. Ermeni sorununu problemli coğrafyalardaki güç mücadelesinin bir yansıması olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Rusya’nın güneybatıya ilerlemesi ve sınırlarını genişletmesini önlemek için kullanılan Ermeniler, Rusya tarafından da güneybatıya doğru ilerleme ve sınırlarını genişletme amacı için kullanılmak istenmiştir. Ermeniler ise iki taraftan da faydalanmış ve bağımsızlık başta olmak üzere diğer emellerini gerçekleştirmek üzere bu devletlerle arasını iyi tutmuştur.

Tehcir

Şüphesiz Türk-Ermeni ilişkilerinde tehcir kararının alınması yeni bir sayfa açmıştır. Bu tarihten sonra iki millet arasındaki ilişkiler hiçbir zaman eski haline dönmemiştir. Tehcir kararının neden alındığı, mevcut şartlar, uygulanışı gibi konulara yer verilen bölümde Ermeni isyancılarının faaliyetleri belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Asıl amacın Ermeniler’in isyan ve karışıklık çıkarmasının önlenmesi olan tehcir kararı, sonraki yıllarda ve özellikle günümüzde ülkemize karşı bir koz ve tehdit unsuru olarak kullanılmaya devam etmektedir. Verilen uydurma sayılar ve eşyanın tabiatına aykırı istatistikler Türkiye’nin elini güçlü tutsa da bunları göz ardı eden güçler belirli periyotlarla konuyu önümüze getirmekte. Birinci Dünya Savaşı şartlarında karşı ittifakta bulunan Rusya’ya “içeriden” yardım eden Ermeni grupların özellikle Osmanlının lojistik altyapısına verdiği tahribat can kayıplarının habercisi olmuştur. Sarıkamış Harekâtı’nı da bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. Bu arada Hınçak ve Taşnak örgütlerinin çıkardığı ve önayak olduğu isyanlar ordunun güç toplamasını ve gücünü cepheye yönlendirmesine engel olmuştur. Bu şartların tehcir kararına büyük etkisi olmuştur. Kitapta tehcir kanununun maddeleri ve Sivas vilayetinde uygulanışı yer almaktadır. Tehciri bir soykırım aracı olarak değerlendirmek büyük haksızlık ve iftiradır. Yazarın da belirttiği gibi Osmanlı Devleti, Ermenilere karşı olan hoşgörülü tavrını çok uzun yıllar sürdürmüş ve bunu göç ettirilenlerin savaş sonunda geri dönmelerine izin vermekle de göstermiştir. Sonuç olarak aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşan Türklerin ve Ermeniler’in yüzyıllarca iyi ilişkiler geliştirdiği ve birbirinden ayrılmaz birer parça haline geldikleri görülmüştür. Ne yazık ki Ermeniler’in Osmanlının son dönemine doğru ve son döneminde savaşlarla ve anlaşmalarla bozulan iç düzenin de etkisiyle ve özellikle yabancı devletlerin kışkırtmalarıyla yıkıcı faaliyetler içinde olmaları devletin göz ardı edemeyeceği boyutlara ulaşmıştır.

Gökkubbe Yayınları’ndan çıkan Osmanlı Devleti’nde Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, devletin arşiv belgelerinden faydalanılarak hazırlanmış ilginç ayrıntılar barındıran güzel bir eser.

YORUM EKLE

banner19

banner36