Osmanlı Devleti'nde ilklerin padişahı: Orhan Gazi

         

                                                                                        

Osmanlı Devleti'nin ikinci padişahı Orhan Gazi

Dünyaya adalet ve merhamet dağıtan bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti, birbirinden kıymetli padişahlar tarafından idare edilerek dünyaya hükmetmiştir. Saltanatla yönetilen bu büyük devletin en büyük şansı, idarecilerinin basiretli ve ferasetli olmasıdır. İşte onlardan birisi de bu devlete isim babası olan Osman Gazi'nin oğlu, Osmanlı'nın ikinci padişahı Orhan Gazi'dir. Devleti Osman Gazi kursa da oğlu Orhan Gazi teşkilâtlandırmıştı.

Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Gazi'nin 1281 yılında Söğüt'te doğduğu söylense de doğum tarihi ihtilâflıdır. Babası Osmanlı Devleti ve hânedânının kurucusu Osman Gâzi, annesi ise Şeyh Edebâli’nin kızı Mal Hâtun'dur. Orhan Gazi, esir alınan Yarhisar tekfurunun Müslüman olan kızı Nilüfer Hatun ile evlenmiştir.

Orhan Gazi, fizikî olarak sarı sakallı, uzunca boylu ve mavi gözlüydü. Yumuşak huylu, merhametli, fakir halkı seven, ulemaya hürmetli, dindar, adaletli, hesabını bilen ve hiçbir zaman telâşa kapılmayan, halka kendisini sevdirmiş bir bey(efendiy)di.

Orhan Bey döneminin önemli hadiseler

Sultan Orhan 1281-1362 yılları arasında yaşamıştır. Yaşadığı dönemde Bursa ve çevresini Bizanslılardan almış, devlet teşkilâtlarını oluşturmuş ve ilk Osmanlı parasını bastırmıştır. Orhan Gazi'nin; beyliğin toprak genişliğini altı kat arttırarak 95 bin kilometrekareye çıkardığını, devletin nüfusunu 3 binden 3 milyona vardırdığını, 40 bin kişilik bir ordu beslediğini ve bu ordunun sefer anında 100 bine ulaştığını, ilim adamlarıyla el ele vererek devleti imar ettiğini, Hıristiyan halkın, idarecilerin zulmünden bıkarak Orhan Gazi'nin adaletine sığındıklarını, küçük bir beylikten koca devletin temelini attığını unutmamalıyız.

Orhan Bey, 1326 yılında Bursa’yı fethederek başkent yaptıktan sonra 1329 yılında yapılan "Maltepe Savaşı’nda (Palekanon Savaşı) Bizans’ı yenmiş ve İznik’i almıştır. 1331 yılında İznik’i Osmanlı Devleti’nin başkenti yapmıştır. Osmanlı Beyliği, Osman Bey döneminde bağımsızlığını ilân etmişti; fakat ekonomik olarak hâlâ bağımsız değildi. Zira İlhanlı Devletine vergi veriyordu. Orhan Bey (Orhan Gazi) döneminde, İlhanlı Devleti’ne verilen vergiler kesilmiş ve Osmanlı Devleti tam bağımsız hâle gelmiştir. Orhan Bey (Orhan Gazi) Döneminde, 1337 yılında İzmit alınmıştır. İzmit'in de alınmasıyla Kocaeli bölgesinin fethi tamamlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin, Rumeli’ye ve Balkanlara yayılmasına en büyük katkıyı sağlayacak olan Karesioğulları Beyliği (bugünkü Balıkesir ili civarı) yine Orhan Bey (Orhan Gazi) Döneminde alınmıştır.

Karamürsel’de (Kocaeli ili sınırları içinde) ilk tersane Orhan Gazi zamanında açılmıştır. Kara Mürsel, Osmanlıların ilk kaptan-ı deryasıdır. Kahramanlığı nedeniyle Orhan Gazi tarafından kendisine “Kara” lâkabı verilmiştir. Mürsel Paşa'nın donanmasıyla gelip fethettiği bölgeye de Karamürsel denmiştir.

Orhan Gazi zamanında Bursa’da ilk defa Bey Sarayı yapılmıştır. İlk bedesten Bursa’da açılmıştır. İlk defa İznik Medresesi (İznik Orhaniye Medresesi) açılmıştır. İlk defa medreseye müderris atanmıştır. Atanan ilk müderris “Davud-i Kayseri”dir. “Sultan” unvanını ilk kez kullanan Osmanlı padişahı, Orhan Bey’dir. Yine onun döneminde ilk defa cami yapılmıştır. Yapılan bu camiinin adı “Hacı Özbek Camii'dir. Öte yandan kul sistemi Orhan Bey döneminde başlamıştır. (Kul sistemi nedir? Gayr-i Müslimlerin yetiştirilerek devlette görevlendirilmeye başlanmasına kul sistemi denir) Osmanlı Devleti’nde 45 vezir bu sistemle göreve getirilmiştir. Bunlara Sokullu Mehmet Paşa, Gedik Ahmet Paşa gibi vezir-i azamları örnek verebiliriz. İlk defa bütçe(gelir-gider) hesaplaması Orhan Bey zamanında yapılmıştır. İlk defa gümüş para (akçe) basılmıştır. "Ak akçe kara gün içindir” atasözünde de geçen akçe buradan gelmektedir. İlk defa “Yaya ve Müsellem Ordusu (Savaşa hazır yaya ve atlı ordu)” onun tarafından kurulmuştur. İlk defa “Divan-ı Hümayun” kurulmuştur. İlk vezir ataması yapılmıştır. Atanan ilk vezir Alaeddin Paşa'dır. İlk defa “İskân politikası” uygulanmıştır.

Bursa fatihi Orhan Gazi ve Osman Gazi'nin oğlu Orhan Bey'e nasihati

Osmanlı tarihinde çok önemli bir şahsiyet olan Orhan Gazi, 1326’da Bursa’yı fethetmiştir. Bu önemli tarihî hadiseyi muhterem babası Osman Gazi ölüm döşeğinde öğrenmiş ve çok da mutlu olmuştur. Bu fetih haberinin ardından Osman Gazi, oğlu Orhan'ı yanına çağırarak kendisini devletin yeni padişahı olarak ilân etmiş ve devletin anayasası sayılabilecek şu ibretamiz sözleri kendisine söylemiştir:

        “Oğul! Biricik va­si­yetim şudur ki, Allah buyruğundan başka bir iş işleme! Bilmediğini ehlinden sorup öğren! İyice öğrenmediğin bir şeyi yapmaya kalkışma! Askerlerine in’âm ve ihsânını eksik eyleme! Bil ki insan, ihsânın kuludur.

          Oğul! Dîn işlerini her şeyden öne al! Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, dîn ve devletin güçlenmesine sebep olur! Bunun için ulemâya hürmette ve onların hakkına riâyette kusur etme ki, şerîat işleri düzgün yürüsün!

          Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet et; ikbâl ve yumuşaklık göster! Ancak dinî gayreti olmayanları, sefih hayat yaşayanları ve tecrübe edilmeyen kimseleri sakın devlet işine yaklaştırma! Zira Yaratan’ından korkmayan, yaratılanlara merhamet etmez!

Zulüm ve bid’atlerden son derece uzak dur ki, seni yıkılışa sürüklemesin!..

          Bil ki bizim mesleğimiz, Allah yoludur ve maksadımız da O’nun dinini yaymaktır.

Bizim davamız, kuru bir kavga ve cihangirlik davası değil, “i‘lâ-yı kelimetullâh”tır, yani Allah’ın dinini yüceltmektir! Cihâdı terk etmeyerek rûhumu şâd et!..

          Oğul! Benim hânedânımdan her kim doğru yoldan ve adaletten ayrılırsa, mahşer günü Peygamberimiz -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in şefâatinden mahrûm kalsın!..

          Oğul! Allah -celle celâlühû- rızâsı için devlet hizmetlerinde ömrünü tüketen sâdık adamlarına dâimâ vefâkâr ol! Onları gözet! Vefatlarından sonra da onların ailelerini koru!..

          Devlete mânen güç veren fazilet sahibi sâlih âlimlere hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Diğer bir ülkede olgun bir âlimin, bir ârifin, bir velînin bulunduğunu duyarsan, onu nezaket ve tâzimle memleketine dâvet et! Din ve devlet işleri, onların bereket ve himmetleri ile istikâmetlensin!

          Sakın orduna ve zenginliğine mağrûr olma! Benim şu hâlimden ibret al ki, şu anda güçsüz bir karınca gibiyim. Hiç lâyık olmadan, Allah'ın birçok lütuflarına mazhar oldum!..

          Sen de benim yolumdan yürü! Allah’ın ve kullarının hakkını gözet! Beytülmâldeki gelirin ile kanâat et! Devletin zarûrî ihtiyaçlarının dışında sarfiyatta bulunma! Senden sonra gelecek nesil, seni kendilerine örnek alsın! Zulme meydan verme! Daima adalet ve insaf üzere ol! Her türlü işinde Allah’a sığın, O’ndan yardım iste ve O’na ilticâ et!..”

Yüce gönüllü bir insan olan Orhan Gazi, ömrü boyunca babası Osman Gazi'nin bu öğütlerini kulağına küpe yapmış, hiçbir zaman hak ve hakikat yolundan ayrılmamıştır. Daima adaleti ve doğruluğu gözetmiştir. Orhan Gazi, babası Osman Gazi'nin bu sözlerini Osmanlı'nın adeta anayasası saymıştır. Bu öğütler istikametinde yürüyerek zafere ulaşmıştır.

Bilindiği üzere Osmanlı tarihinde taht kavgaları meşhurdur. Fakat bu köklü devletin ikinci padişahı olan Orhan Gazi bu konuda da örnek olmuş mümtaz bir şahsiyettir. Zira babası Osman Gazi, kendisine padişahlığı devrettiği zaman o, kendisine yakışanı yaparak ağabeyi Alâaddîn'e gitmiş, onu tahta davet etmiş, büyük bir nezaketle ve olgunlukla devletin başına kendisinin geçebileceğini belirtmiştir. Bu olgun tavra abisi de olgun bir karşılık vererek ona şöyle söylemiştir: “Hayır! Cennet-mekân babamız bu va­zi­feyi sana tevdî buyurdu. Onun duâ ve himmetleri senin üzerindedir. O, kendi zamanında seni nasıl askerin başına serdar yaptıysa, şimdi dahî aynı va­zi­fe senindir; beylik sana yaraşır."

Orhan Gazi'nin evlât acısı ve oğlu Murad-ı Hüdavendigâr'a vasiyeti

Bir cihan devleti olan Osmanlı'nın teşkilâtlanmasında çok önemli rol oynayan Orhan Gazi, dünyada yaşanılabilecek acıların en büyüğünü, evlât acısını yaşamış padişahlardan ilkidir. Zira Orhan Gazi'nin sevgili oğlu Süleyman Paşa 1359'da, bir gün Bolayır ile Seydi-Kavak arasında yaban kazı avlarken uçan doğanını, atını dört nala kaldırarak, izlemek istedi. Ama attan öylesine hızla düştü ki, o anda ruhunu teslim etti. Orhan Gazi oğlunun ölümüne fazlasıyla üzüldü. Daha sonra hastalanarak tahtını diğer oğlu Murad Bey'e (Murad-ı Hüdavendigâr'a) verdi. Osmanlı'nın üçüncü padişahı olacak olan oğluna şunları söyledi:

          “Oğul, saltanatının ihtişâmına mağrur olma! Unutma ki, dün­ya Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a bile kalmamıştır. Onun da tahtı, âkıbet vîrân olmuştur. Zira her dün­ya saltanatı fânîdir! Lâkin yaşanan hayat, herkes için büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in şefâatlerine mazhariyet için bu imkân iyi değerlendirilmelidir!

          Dün­yaya âhi­ret ölçüsü ile bakarsan, onun, ebedî olan âhi­ret saâ­detini fedâ etmeye değmediğini görürsün!..

        Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır! Sen o tarafa yürü! Kostantiniyye’yi ya fethet ya da fethe hazırla! Diğer Türk beyleri ile iyi geçinmeye çalış! Halk bizi istese bile, beyler beyliklerinden vazgeçmek istemez! Bir zaman daha giderler. Sonra olmuş bir meyve gibi avucuna düşerler. Anadolu’da gâile çıkmaz ise, Rumeli’de işini rahat halledersin! Bunun için Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et! Cennet-mekân babam Osman Gazi, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret bir avuç toprağı, kısa zamanda bu siyaset ile güçlü bir beylik yaptı. Biz ise Allah’ın izni ile beyliği sultanlığa çevirdik. Sen daha öteye götüreceksin!"

Orhan Gazi'nin vefatı ve ihtişamlı bir devrin sonu

Orhan Gazi, Osmanlı hanedanının en uzun ömürlü padişahlarındandır. O, ömrünün son zamanlarında tahtı şehzade Murat'a bırakmış, kendisi Bursa'ya geçmiştir. Vefat tarihi, tarihçiler arasında ihtilaflıdır. Tarihçi Âşıkpaşazâde, Orhan Gazi'nin 1358 senesinde öldüğünü yazmaktadır. Orhan Gazi, Bursa’daki Gümüşlü Kümbet’e defnedilmiştir.

Orhan Gazi, vefat ettiği zaman; Murâd, İbrâhim ve Halil ismindeki üç oğlu hayatta idi. Süleymân Paşa ve Kâsım isimlerindeki oğulları kendisinden önce vefat etmişlerdi. Süleymân Paşa ile Murâd Bey, Yarhisar tekfunun kızı Nilüfer Hâtun’dan; Halil Bey ve Kâsım Bey, Bizans kayseri Kantakuzen’in kızı Teodora’dan; İbrahim Bey ile Fatma Sultan, Rum prensesi olan Aspurça’dan doğmuştur. Kendisinden sonra oğlu Sultan I. Murâd Han sultan olmuştur.

Osmanlı'ya birçok ilki yaşatan Orhan Gazi'nin sonsuzluk uykusunu uyuduğu türbesi Bursa'da, Osman Gazi'nin türbesi yanındadır. Türbe dört köselidir. İçinde dört tane büyük mermer sütun vardır. Türbe bu dört sütun üzerine oturtulmuştur. Kubbesi geniş ve kursunla örtülmüştür. Duvarları sade ve beyaza boyanmıştır. Tavanında onar kandilli birer tane avize asılıdır. Orta yerde Orhan Gazi'nin sandukası bulunmaktadır. Etrafı pirinç parmaklıklar ile çevrilmiştir. Sandukanın kuzey yönünde Cem Sultan'ın oğlu Abdullah, kapı tarafında İkinci Bayezid'in oğlu Korkut, onun yanında Orhan Gazi'nin ailesi Nilüfer Hatun ve oğlu Kasım Çelebi ile Yıldırım'ın oğlu Musa Çelebi vardır. Bu türbede yirmi iki tane mezar bulunmaktadır. Türbeyi ise Sultan Abdülaziz yaptırmıştır.

Orhan Gazi, hak ve hakikat önderlerinin ilminden istifade etmiştir. Silsile-i Sâdât-i Nakşibendiyye'den Hâce Muhammed Baba Semâsi Hazretleri, Seyh Edebali, Hacı Bektas-i Veli bu devrin büyüklerinden olup Orhan Gazi zamanında yaşayıp vefat etmişlerdir.

YORUM EKLE

banner26