Osmanlı devlet teşkilâtında askerî ve idarî merasimlerin tertibi olan alaylar

Alay; kalabalık bir zümreye ve cemaate verilen bir addır. Selçuklu Devleti’nde de kullanılan alay kelimesi, Osmanlılar zamanda askeri ve mülkü merasimin tertip ve nizamına; tabur ve tugay arasındaki askeri kıtaya verilen addır. Osmanlı merasimlerinde ve teşrifatında (protokol) yaygın bir kullanım alanı vardır.

İslâmiyet’ten önce örf, adet ve geleneklerine düşkün olan Türkler, Müslümanlığı kabul ettikten sonra da İslâmiyet’in yasak etmediği adet ve geleneklerini sürdürdüler. Müslüman olduktan sonra da dinin ışığında pek güzel adet ve gelenekler ortaya koyarak İslâmiyet’in emirlerini yaşamaya ve yaşatmaya gayret gösterdiler. Osmanlılar zamanında, daha önceki Müslüman Türk devletlerinde görülen bazı merasim ve gelenekler aynen devam ettirildiği gibi yeni ilavelerde yapıldı. İşte bu merasimlere genel olarak Osmanlılarda “alay” adı verilirdi. Saray erkanı ile halkın kaynaşmasına vesile olan bu alaylar, halktan büyük ilgi görür ve çok ihtişamlı olurdu.  

Padişahın tahta çıktığı gün, sabahın erken saatlerinde Topkapı Sarayı Akağalar kapısında bi’at merasimi yapılırdı. Padişah, hazine-i hümayundan çıkarılan tahta oturur; teşrifata (protokole) uygun olarak, başta hanedan mensupları olmak üzere bütün rütbe sahipleri, birliğin ve kuvvetin sembolü olan padişahı selamlayarak yerlerini alırlardı. Bu merasim büyük bir sessizlik içinde devam eder, mızıka çalınmazdı.

Bayram günlerinde de bayram alayı veya bayramlaşma merasimleri yapılırdı. Bayramlaşma merasimini, Babıâli teşrifat kalemi idare ederdi. Herkes yerini aldıktan sonra, padişah, mızıka-i hümayun (askeri bando) efendilerinin; “Aleyke avnullah” ve “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” sesleri arasında tahta oturur, bu esnada mehteran bölüğü tarafından “Hünkâr Marşı” çalınırdı. Teşrifata uygun olan bu merasim, son zamanlarda genellikle Dolmabahçe Sarayı bayramlaşma salonunda yapılırdı.

Bu alaylardan başka yapılan alaylar da şunlardır:

Beşik Alayı

Harem'de kus-i şadımani çalınınca, Enderunlular doğum olduğunu anlarlar, kurbanlar hazırlanırdı. Her koğuşun önünde kurban kesilirdi. Padişah, Çinili Köşk’ün içinden altın serperdi. Mehter takımı, marşlar çalarak bu sevince iştirak eder, doğan şehzadenin veya sultanın ismini öğrenen şairler, tarih düşürmekte yarışırlardı. Hazine kâhyası, darphaneye giderken gümüş kabartmalı beşik ısmarlardı. Kısa zamanda yapılan beşik, alayla saraya getirilir, harem kapısında kızlarağasına verilirdi. Hazine kâhyası ve maiyetindekilere, padişah tarafından ihsanda bulunulurdu.

Hırka-i Saadet Alayı

Ramazan ayının on beşinde yapılırdı. Hazine kâhyası, vezirlere, divan çavuşları vasıtasıyla davetiyeler gönderirdi. Ayrıca, ilmiye sınıfı mensuplarına, mülki ve askeri erkâna da haber giderdi. Merasimden önceki gece padişah, süngerlerle Hırka-i saadetin bulunduğu sandukayı ve dolapları silerdi. Padişah, sabah namazını Hırka-i saadet dairesinde kılar, öğleden evvel hasodalılar, Hırka-i Saadet’in gümüş yaldızlı sandukalarını, altın anahtarla açarlar, yedi kat ipek kadife üzerine som sırma ve incilerle işlenmiş bohçaların şeritlerini çözerlerdi. İkinci mahfaza bundan sonra, padişahın yanında bulunan altın anahtarla açılırdı. Hırka-i Saadet sandukasının açılışında, silahdar, çuhadar, rikabdar, dülbentdar ağa, anahtar ve peşgir ağaları, hasodalılar, saray imamları da hazır bulunurlardı. Bu esnada güzel sesli müezzin ve çavuşağaları Kur’an-ı Kerim okuyarak, ziyarette bulunanlara ayrı bir manevi haz verirlerdi. Ziyareti evvelâ padişah, sonra sırayla diğerleri yapardı.

Baklava Alayı

Ramazan-ı şerifin on beşinci günü, gayet muhteşem bir surette yapılan Hırka-i Saadet alayından sonra, yeniçeri ocağı neferlerine baklava verilirdi. Bu uygulamaya ilk olarak, Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında, harplerden zaferle dönen orduya pilav, zerde ve yahni gibi yemeklerle ziyafet verilmekle başlandı. Askeri, gazaya teşvik etmek maksadıyla çekilen bu ziyafetler, sonraki padişahlar zamanında da devam etti. Ramazan-ı şerifin on beşinci günü, İstanbul’da bulunan askerlerin her on neferine bir tepsi baklava ikramı adet oldu.

Bu alay yapılırken yeniçeri ortaları, saka, usta ve karakullukçuları ile diğer zabitler, sarayın orta kapısının iki tarafındaki divan yeri sofasından ilerideki mutfaklar önünde, futa denilen ipekli peştamallara bağlı olarak hazır bulunan baklava tepsileri hizasında yer alırlar; bu sırada orta kapı açılıp Babüssaâde'de bekleyen silahdarağa, sağ koltuğunda anahtar ağası, sol koltuğunda baş lala ile, ak ağalar kapısından çıkar. Kilerci baltacısıyla, palüdeci ağadan başkasını kapının önünde terk ederek, bu iki kişiyle baklava tepsileri hizasına yanaşırdı. Kilercibaşı baltacısıyla palüdeci, padişah için hazırlanan bir tepsi baklavayı alır, silahdara verirdi. Bunu müteakip, askerden ikişer nefer, sarılı baklava tepsilerini yeşil yollu sırıklara geçirirlerdi. Hazır oldukları, orta kapıya işaret olununca kapı açılırdı. Her bölüğün usta, saka, mütevelli, odabaşı, karakullukçu ve bayraktarı, bölüklerinin önüne düşerek, baklavacılar da arkadan gelerek, alay ile kışlalarına giderlerdi. Ertesi gün ise tepsi ve futalar, saray mutfağına (matbah-ı amireye) gönderilirdi.

Adalet ve ihsanla altı yüz sene hüküm sürmüş ve insanlığın kurtuluş ve refahı için gayret göstermiş olan Osmanlıların, askere ihsan ve bahşişinin küçük bir bölümü olan baklava alayı, yeniçeri ocağının kaldırılmasına kadar devam etti. 1826’daki son baklava alayı sırasında, yeniçerilerin, İstanbul halkını inciten taşkınlıkları, ocağın halk nazarında itibarını büsbütün kaybettiren son sebeplerden biri olmuştur.

Kadir Gecesi Alayı

Ramazan ayının son günlerinde bulunan Kadir gecesinde, Hırka-i Saadet dairesinden Ayasofya Camii’ne kadar bütün yol boyları, meşalelerle aydınlatılırdı. Alayın önünde yirmi kadar meşale ve onun arkasında kırmızı-yeşil kırk kadar fenerle hasekiler yürür ve böylece Ayasofya Camiine gidilir ve padişahın imamı namaz kıldırırdı. Son padişahlar zamanında Kadir gecesi alayı, saltanat kayıklarıyla gidilerek Tophane’deki Nusretiye Camii’nde yapıldı.

Yılbaşı Tebriki Alayı

Hicri yılbaşı olan Muharrem ayının ilk günü, padişah Çinili Köşke gelir, saray ağalarına Muharremiye adıyla bahşiş ve ihsanda bulunurdu. Ayrıca helvahanede yapılan ve kâselere konulan kırmızı renkli şekerlemeler ikram edilirdi. Muharrem ayının üçüncü günü, umumiyetle Çırağan Sarayı’na rikab (özengi) ısmarlanır, sadrazam ve şeyhülİslâm, padişah tarafından huzura alınarak, tebrikler kabul edilirdi.

Mevlid Alayı

Peygamber efendimizin (sav) dünyaya teşrif ettiği gün olan Rebi-ul-evvel ayının on ikinci gecesinde Balıkhane Köşkü’nde, ertesi gün de Sultan Ahmed Camii’nde mevlid okunurdu.

Sürre Alayı

Osmanlılar zamanında düzenlenen alayların en önemli ve ilgi çekicilerinden olan sürre alayı, hac mevsiminde hazırlanır ve Harameyn’e gitmek üzere yola çıkarılırdı. Bu alayda Harameyn’e takdim edilmek üzere pâdişâhın, saray erkânının ve halkın kıymetli hediyeleri de bulunurdu. Bu hediyeler, yerine ulaştırılmak üzere meşin çantalara konurdu. Sürre alayının her yıl Şaban ayının on beşinde saraydan kalkması âdetti. Bu alayın yola çıkışı esnasında sarayın bahçesinde merasim düzenlenir, bir muhafız birliği refâketinde mübarek beldelere gitmek üzere yola çıkarılırdı.

Kılıç Alayı

Yıldırım Bayezid Han zamanında ilk defa Niğbolu Zaferi'nden sonra yapılmaya başlanan bu alayda, devrin ileri gelen âlimi tarafından, padişaha kılıç kuşatılırdı. Kılıç alayı, usul olarak padişahın cülusunu takip eden günlerde taç giyme merasimine benzer ve halkta büyük bir coşkunluğa sebep olurdu. Talebeler yollara dizilir, Edirnekapı’da muhteşem bir çadır kurulur, yabancı devlet temsilcileri, geçenleri buradan seyrederlerdi. Padişah, onları arabadan selamlardı. Padişahın arabasını, başta sadrazam olmak üzere bütün nazırlar (bakanlar), meclis reisleri ve saray erkânının arabaları takip ederdi. Alay, Eyüp Sultan’a varınca arabalardan inilir ve yürüyerek Ebu Eyyub el-Ensârî'nin (ra) türbesine gidilirdi. Burada yeni padişaha kılıç kuşatılır ve dua edilirdi.

Alay-ı Hümayun

Padişah sefere giderken, seferden dönerken, sefere gideni uğurlarken, seferden dönen orduyu karşılarken, saraydan Davutpaşa’ya kadar tertip edilen alaylardı. Osmanlıların haşmet devirlerinde, bu alaylar, büyük bir ihtişamla yapılırdı.

Hamidiye Alayı

Doğu Anadolu ile Filistin ve diğer bölgelerin sosyal, siyasi ve iktisadi hayatını düzenlemek için kurulan teşkilat.

Sadaret Alayı

Sadrazamlara, sadaret mührü vermek için tertiplenen alaydır. Tanzimat'a gelinceye kadar, sadaret mührü, Hırka-i saadette verilirdi. Bu münasebetle sadrazama, has odabaşı vasıtasıyla yeniden samur kürk giydirilirdi.

Sadaret alayı merasimi, Beşiktaş’ta başlar, denizden Sirkeci’ye gelinirdi. Önde mabeyn başkâtibi, onu takiben yaverler ve en arkada sadrazam, ata binmiş olarak, halkın önünden geçer, Babıali’de divan odasına gelirlerdi. Başkâtip, sadaret mektupçusuna, atlasa sarılı nameyi öperek verir, o da gür bir sesle okurdu. Daha sonraki devirlerde bu merasim, arabalarla yapıldı.

Selamlık Alayı

Padişahın Cuma namazı için camiye gitmesi anında tertiplenen alaydır. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Cuma selamlığını Yıldız Camiinde yaptırırdı. Ermeniler, böyle bir selamlık esnasında suikast tertibinde bulunmuşlardı.

Valide Alayı

İlk defa, IV. Murad Han'ın annesi için tertiplenen bu alay daha sonraki devirlerde gelenek haline geldi. Tahta çıkan padişah, annesini eski saraydan yeni saraya getirtirdi. Sultan İkinci Mahmud Han’ın annesine yapılan alay, pek gösterişli olmuştu. Valide Sultanı, yeni sarayda önce saray mensupları, sonra padişah karşılar ve tebrik ederdi.

Âmin Alayı

Osmanlı Devleti’nde anaokuluna (4-7 yaş arasındaki çocuklara elif be ve ahlâk bilgilerinin öğretildiği mahalle mektebine) başlarken yapılan merasim. Âmin alayı yerine “Bed’i besmele cemiyeti” de denir. Mektebe çocuk kaydı zamanı muayyen olmadığından, herkes senenin hangi gününde olursa olsun çocuğunu mektebe başlatabilirdi. Bu merasim ekseriya bir kandil gününe denk getirilmeye çalışılır, bu mümkün olmazsa, mübarek sayılan Pazartesi veya Perşembe gününde yapılmasına dikkat edilirdi.

Hazırlıklar, âmin alayı merasiminden bir gün önce tamamlanırdı. Ayrıca aynı gün veya önceden ailenin mensupları Kapalıçarşı’ya giderek mektebe başlayacak çocuğa gerekli eşyayı alırlardı. Bundan başka evdeki ecdâd yadigârı rahle de cilâya verilirdi.

Âmin alayı yapılacağı gün, sabah namazından sonra çocuğa yeni elbiseleri giydirilir, hazırlık tamamlanınca âilece Eyüb Sultan’a gidilir ve burada duâ edilirdi. Eve dönüldüken kısa bir süre sonra, mektep çocukları ile ilâhîciler gelirdi. Her mektebin ayrı ilâhîcisi vardı. Semtte âmin alayı bir seyir vesîlesiydi. O gün sokaklarda bir bayram havası ve görülmedik bir kalabalık olurdu.

Âmin alayı da belirli teşrifat kaidelerine bağlıydı. En önde bulunan kimse atlas yastık üzerindeki sırmalı kesesiyle elifbâ’yı taşırdı. Onun arkasından, başının üzerinde rahle ve çocuğun mektepte oturacağı minderi götüren uzun boylu birisi giderdi. Bunu mektebe gidecek çocuk tâkib ederdi. Çocuğun arkasında mektebin hocasıyla ilâhîciler, âminciler bulunurdu. Amincilerin arkasında da ikişer ikişer el ele tutuşan mektep talebeleri gelirdi. Alayı, çocuğun babası, davetliler, akrabalar ve yakın dostlar tamamlardı.

Alay Arabası

Alaylarda padişahların bindiği arabaya verilen addır. Buna saltanat arabası da denilirdi. Muhteşem olan bu arabayı, ihtişamı bir kat daha arttıran atlar çekerdi. Seyislerin elbiseleri de sırmalıydı.

Alaya Binmek

Resmi sıfatı haiz olanların, bayramlarda ve resmi günlerde yapılan alaylara iştirak etmeleri demektir. Vaktiyle alaylara atla katıldıkları için, bu tabir kullanılırdı.

Alay Bağlamak

Ordunun, düşman karşısında harekete geçmek üzere, emir ve kumandayı beklemesi veya merasimde, alayın tamamen tertip ve tanzim edilmiş olması demektir.

Alay Elbisesi

 Alaylarda ve diğer merasimlerde giyilen resmi elbiseye verilen ad.

Alay Göstermek

Bayramlarda ve belli merasimlerdeki geçit resmine verilen ad. Bu merasim daha ziyade yabancı devlet sefirlerine karşı yapılırdı. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın tertiplediği alaylar pek muhteşemdi. Vaktiyle vezirler ve beylerbeyi kanunen götürmeye mecbur oldukları maiyetleriyle harbe katılırken, ordugaha gelişleri sırasında ihtişam ve disiplinlerinin derecesini anlatmak için alay gösterirlerdi.

Alay Köşkü

Padişahların gerek ordu alayını ve diğer alayları seyretmek için yaptırdıkları köşke verilen addır. Üçüncü Murad Han tarafından yaptırılan. Gülhane parkının Sultan Ahmed tarafındaki girişinde, eskiden soğuk çeşme denilen kapının hemen solundaki merdivenle çıkılan alay köşkünden, padişahlar ordu alayı denilen muhteşem geçit resmini seyrederlerdi. Asker ile İstanbul halkı böylece hükümdarı selamlama fırsatını bulurlardı. Selam köşkü olarak da bilinen bu köşkün önünde düzenlenen alayların en muhteşemi, Dördüncü Murad Han devrinde, ordunun Bağdat seferine çıkması sebebiyle düzenlenen alaydı. 

Alay Kanunu

Alaylarda ve seferlerde, padişahın huzurunda tertiplenen ve büyük geçit törenlerinde ve hükümetçe tespit edilmiş olan diğer merasim ve alaylarda; vezirler, alimler, devlet ricali ile askeri erkânın tertip (protokol) ve kıyafetlerine dair kanundur.

Alay Meydanı

Topkapı Sarayında orta kapı ile Babüssaâde arasındaki sahaya verilen ad. Ayrıca bir bayrağın veya büyük bir resmî binanın önünde askeri geçit yapmaya ve merasim için toplanmaya mahsus geniş saha ve meydana da bu ad verilirdi.

Alay Beyi

Vaktiyle, miralay yani albay rütbesinde olan, vilayet merkezlerindeki jandarma kumandanlarına verilen addı. 1908’de İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra bu tabir terk edilerek, yerine alay kumandanı tabiri kullanıldı.

Alay Çavuşu

İki mânâda kullanılırdı. Birincisi; padişahların bir yere gidişinde, geçit resimlerinde önden gidip yol açan divan-ı hümayun çavuşlarıydı. İkincisi; birlikteki yazılı ve sözlü emirleri, askerlere bildiren çavuşlardı. Bunlar, tellal gibi yüksek sesle bağırarak, verilen emirleri tebliğ ederlerdi.

Alay Emini

Yüzbaşıdan büyük, binbaşıdan küçük, askeri kâtip sınıfından bir vazifelinin unvanıydı. Alay kâtipliğinden terfi ederek alay emini olanlar, alayın idari ve hesap işleriyle meşguldüler. Diğer askerler gibi resmi elbise giyerlerdi. Ancak bunların elbiselerinin şerit ve yıldızları, diğer askerlerin elbiseleri gibi sarı olmayıp beyazdı. Alay eminleri, binbaşılığa terfi ettikten sonra, diğer askerler gibi yükselirlerdi. 1908’de bu unvan, teşkilattan kaldırıldı.

Alay Erkânı

Başta miralay (albay) olmak üzere, alayı teşkil eden taburların binbaşılarıyla alay müftileri ve alay kâtipleri gibi yüksek rütbeliler hakkında kullanılan bir terimdi.

Alay İmamı

Alayın birinci taburunun imamına verilen addı. Teşrifatta (protokolde) yüzbaşıdan önce gelirdi.

Alay Kâtibi

Alayın yazı ve hesap işlerini gören askerin adıydı. Tabur kâtipleri, terfi ederek alay kâtibi olurlar, alay kâtipliğinden de alay eminliğine terfi edilirdi.

Alay Meclisi

Alay işleri hakkında icab eden kararları vermeye yetkili meclise verilen addı. Miralayın başkanlığında, alayı teşkil eden taburların binbaşılarıyla alay müftisinden ve alay kâtibinden teşekkül ederdi.

Alay Müftisi

Alay imamının üstü olan, rütbe sahibi, sarıklı askere verilen addı. Teşrifatta (protokolde) binbaşıdan önce gelirdi. Askerlere dinî vazifeleri öğretmek ve onların suallerine cevap vermek için, taburlarda tabur imamı, alaylarda ise alay müftisi bulunurdu. Bu vazife, Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devam etmiştir.

Alay Sancağı

İki manaya gelirdi. Birincisi, bir alaya mahsus olan sancak demekti. İkincisi, resmi günlerde gemileri donatmak için asılan rengârenk bayraklar hakkında kullanılan bir tabirdi.

Alaylı

Vaktiyle, mektep mezunu olmayıp, erlikten yetişen askerler hakkında kullanılırdı. Bir mektep bitirmeden, meslek içinde yetişen diğer devlet memurları için de bu tabir, mecazi olarak kullanılmıştır.

Ecdadımızın tarihi süreç içinde yaşadığı ve yaşattığı merasim ve geleneklerimizi her daim öğrenip tarihimizle bağımızı koparmadan yaşamalıyız.

YORUM EKLE

banner19

banner36