Onun susması fikir, konuşması zikir, bakışı ibadettir

Bizim gibi değil; bizim cinsimizden…

Enâ beşerun miślukum” âyeti, Efendimiz’in bizim gibi “beşer” olduğuna işaret eder. Âyet Allahu Teâlâ hazretlerinin Habib-i Edib-i Zişanı’nı “ins türünden” yarattığının beyanıdır. Cenab-ı Hakk, “kendi ruhundan” üflediği ve Halifetullah olarak şerefyâb kıldığı insana, kendi cinsinden peygamberler göndermiştir. Efendimiz (sav) hazretleri de insanlığa “yürümesi gereken yolu öğretip gösterecek” son peygamber olarak gönderilmiştir. Kıyamete kadar bir başka peygamber gelmeyecek olup dünya hayatı ortadan kalkıncaya kadar geçecek süre içerisindeki yegâne ‘yol gösterici’, ‘rehber’, ‘kılavuz’ Hz. Muhammed Mustafa’dır (sav). Dolayısıyla Efendimiz’i (sav) her yönüyle tanımak, aynı zamanda yaşamanın manasını da kavramak demektir.  

Gündelik hayatın içinde insan, kendisini kaptan kaba koyan birçok hadiseye şahit olmaktadır. Tüm bunlar karşısında; bizi şer’lerden koruyacak, hayırlara sevk edecek tavır, Efendimiz hazretlerinin (sav) gündelik hayatı yaşayışından öğrenilebilir.

Kesintisiz bir değerlendirme…

İki günü birbirine denk olan zarardadır” diyen Efendimiz (sav), dünya hayatının her ânını kesintisiz bir ‘değerlendirme’ içerisinde geçirmiştir. Sahabenin aktardığına göre Efendimiz’in (sav) “susması fikir, konuşması zikir ve bakışı ibadettir.”[1] Efendimiz (sav) kesintisiz bir ‘değerlendirme’ halindedir çünkü bir gün içinde insanın en temel üç hâli bakmak, konuşmak ve susmaktır. Efendimiz (sav) her gününü “varlık basamaklarının en yükseğinde, tam bir şuur ve farkındalık üzere yaşamıştır.”[2] İnsanların ‘sıradanlığa’ mahkûm ettikleri nice oluşumları ve eylemleri, incelikle gözlemlemiş ve ümmetinin önüne ibretlik tablolar olarak sermiştir. Havada uçan bir kuş tüyünü görünce, “kalb, şekilden şekle girer; rüzgârların çölde bir sağa bir sola savurduğu kuş tüyü gibi”[3] buyurmuştur. Bir gün rüzgârın tesirini ve rüzgâr karşısında katılığını koruyan çam ağaçlarını görmüş ve “mü’min mütemadiyen rüzgârın eğitici tesirine maruz bir bitkiye benzer. Mü’min, devamlı belalarla baş başadır. Münafığın misali de çam ağacıdır. Kesilip kaldırılıncaya kadar hiç ırgalanmaz”[4] buyurmuştur. Mehtaplı bir gecede gökyüzüne nazar kılıp tefekkür etmiş ve âlimlerin kıymetini aktardığı bir hadisinde aya ve yıldızlara referansla “âlimin âbide üstünlüğü, dolunaylı bir gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir[5] buyurmuştur.

Pürdikkat bir gözlemci…

Efendimiz (sav) son derece dikkatli bir gözlemcidir. Sıradan manzaraları hakikat misallerine dönüştüren Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sav) mübarek nazarlarında bir sığırın gevişi ve arıların kovan etrafındaki dönüşleri dahi ibret alınacak hadiselerdir. Sözü ağzında evirip çevirenler için “Allahu Teâlâ, sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi sözü ağzında evirip çevirene buğzeder”[6] buyurmuştur. Zikrullah’ın önemini ise arıları misal göstererek aktarmıştır: “Allah’ın celâlinden zikrettiğiniz tesbih, tehlil ve tahmid cümleleri, arşın etrafında dönüp durur; tıpkı arıların uğultusu gibi uğultu çıkararak, sahiplerini andırırlar.”[7] Ağaçların yaprak dökmesi de Efendimiz’in (sav) dilinde hakikat incisine dönüşür: “Sübhânallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber zikri günahları tıpkı ağaçların yaprak dökmesi gibi döker.[8]

Her şey ona (sav) Allah’ı (cc) söyler…

Resulullah’ın (sav) kâinata olan bakışı, baştan ayağa bir “ikra” sürecidir. Efendimiz’in (sav) varlığa olan nazarı, varlığın madde dünyasından mana dünyasına inkişaf ettirmiştir. Efendimiz’in (sav) tefekküründe demlenen varlık, mübarek dudaklarından hikmet olarak dökülür ve insanların idrakine sunulan benzersiz bir lokmaya dönüşür. Çünkü her şey O’na (sav) Allah’ı (cc) söylemektedir. Meyve olarak portakal, rızık olarak hurma, bitki olarak reyhan otu… Fahr-i Kâinat (sav) neye nazar etse, o şeyde muhakkak Allah’a varacak bir yol görür. Gördüğünü insanların idrak seviyesine indirir ve en ince, en estetik şekilde vaaz eder. Kur’ân ile insan arasındaki ilişkiyi portakal, hurma, reyhan otu ve ebucehil kavunu (delikarpuz) misalleriyle anlatır. “Kur’an okuyan mü’minin misali portakal gibidir; kokusu güzel, tadı hoştur. Kur’an okumayan mü’minin misali hurma gibidir; tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân okuyan fâcirin durumu kokusu güzel fakat tadı acı olan reyhan otu gibidir. Kur’ân okumayan fâcirin durumu ise ebucehil karpuzu gibidir; tadı acı ve kokusuzdur.[9] Kurt ve kuzu dahi O’nun (sav) nazarında hakikat incilerine dönüşür: “Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.”[10] Karıncanın ısırığından, oğlak ölüsüne kadar Efendimiz (sav) nazar ettiği her şeyde kâinatın tefsirini yapar. Şehitlerin ölüm anındaki acısını soran Ashabına “Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehit de ölümden ancak o kadar acı duyar” buyurmuştur.[11] Diri dahi olsa kulaksız olduğu için kusurlu olan ve bir dirhem bile etmeyecek oğlak ölüsünü Ashabına gösteren Efendimiz “Allah’ın indinde dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir” buyurmuştur.[12]

İş, bitki ve hayvandan ibaret değildir. Onun (sav) nazarında hayatın içindeki her şey, Allah’ı anlamaya ve anlatmaya bir yoldur. Arkadaşlık konusunda ümmetine misk taşıyan ve körük çeken adamları misal getirir: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyan ile körük çeken gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir ya da sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince, ya elbiseni yakar yahut da sen körüğün pis kokusunu alırsın.”[13] Âlemlere rahmet olarak gelen Rasûlullah, kimseye hor bakmamış, kimseyi hor görmemiştir. Vermiş olduğu misaller, meselenin en iyi şekilde idrak edilebilmesi için, belagat ilminin en güzide örnekleridir. Nitekim aynı körükçü bir gün mübarek ağızlarında şu şekilde vücut bulur: “Hac ile umrenin arasını birleştirin. Zira bunlar günahları temizler; tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi…[14]

Efendimiz (sav) mübarek gözleriyle âlemi temaşa etmiş, uyumayan kalbiyle de tefekkür etmiştir. Metin Karabaşoğlu’nun Peygamber’in Bir Günü isimli enfes kitabı, Rasûlullah Efendimiz’in (sav) varlık âlemine olan bakışını anlatan yalnızca bir katredir. Peygamber’in Bir Günü, yolda gördüğü köpek leşine bakıp da leşi değil pırıl pırıl parlayan beyaz dişleri gören Rasulullah’ın (sav) bakışındaki görmeyi, susuşundaki fikretmeyi ve konuşmasındaki zikri anlamak için okunası bir eser.

 

[1] İbn Mâce’den akt. Karabaşoğlu, M., 2014, Peygamberin Bir Günü, İz Yayınları, İst., s.31.

[2] A.g.e., s.31

[3] İbn Mâce, Mukaddime 10; Müsned, IV, 408, 419’dan aktaran Karabaşoğlu, M., s.33

[4] Buhârî, Marda 1; Tirmizî, Emsâl 4, Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikun 58’den akt. Karabaşoğlu, M., s.33

[5] Ebu Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; İbn Mâce, Mukaddime 17’den akt. Karabaşoğlu, M., s.33

[6]Ebu Dâvûd, Edeb 94; Tirmizî, Edeb 72’den akt. Karabaşoğlu, M., s.34

[7] İbn Mâce’den naklen, Kütüb-ü Sitte, c.17, s.496’den akt. Karabaşoğlu, M., s.34

[8] İbn Mâce’den naklen, Kütüb-ü Sitte, c.17, s.497’den akt. Karabaşoğlu, M., s.35

[9] Karabaşoğlu, M., 2014, Peygamberin Bir Günü, İz Yayınları, İst., s.35

[10] Tirmizî, Zühd, 43’den akt. A.g.e., s.37

[11] Tirmizî, Fedâilü’l-cihad 26; Nisâî, Cihad 35; İbn Mâce, Cihad 16’dan akt. Karabaşoğlu, M., s.39

[12] Müslim, Zühd 2’den akt. Karabaşoğlu, M., s.38

[13] Buhârî, Büyû 38; Zebâih 31; Müslim, Birr 146’dan akt. Karabaşoğlu, M., s.37

[14] Nesâî, Menâsik 6; İbn Mâce, Menâsik 3’den akt. Karabaşoğlu, M., s.37