Ölü Canlar’dan ilhamla: İçimizdeki Çiçikov

“…Her insan yeryüzünde işlerini döndürür. Çiçikov’un yolculukları başarılı geçti. Kasalar açıldı, içlerindeki paranın bir bölümü sandığa geçti. Çiçikov, bilge biriymişçesine kafasını çalıştırmıştı. Çalışmıyor, fırsatlardan yararlanıyordu. İçimizden her biri bir şeyden payını alır. Devlet ormanlarının payı, yüklendiği işlerin payı… Biri, geçici bir oyuncu kız uğruna çocuklarını yüzüstü bırakır; biri Hambs mobilyaları ya da bir araba uğruna köylülerini soyar…” (sf 409)

1800’lü yılların Çarlık Rusya’sının fotoğrafıdır yukarıdaki satırlar. Dünyaca ünlü Rus yazar Gogol tarafından kaleme alınan ve ilk cildi 1842 yılında basılan “Ölü Canlar” isimli roman, inanılmaz iniş çıkışları ve sunduğu derin bakış açısı ile aynı zamanda yazarın hayatının da bir nüvesi gibi duruyor.

Elimdeki basımda 448 sayfa olan birinci cilt “Ölü Canlar”ın ikinci cildi ise hiç basılamamıştır maalesef. Manik depresif psikoz hastası olan Gogol, ilk cildi yazdıktan sonra hastalığı iyice ilerlemiş. Yaptığım küçük bir araştırmaya göre; birinci ciltte hep olumsuz karakterler yazdığını düşünen yazar, ikinci ciltte olumlu karakterler üretmek ve bu sefer de Rusya’nın iyi tarafını göstermek istemiş ama işler istediği gibi gitmemiş.

Kaynaklarda yazıldığı kadarıyla, kitabın ikinci cildi Gogol'u çok bunaltmış. Malum hastalığını da tetiklemiş bu durum. Dindar bir insan olan Gogol, içinde bulunduğu bunalımlı durumu aşmak için hacca bile gitmiş. Ancak bu da yeterli olmamış. Üstüne üstlük yine ünlü bir Rus yazar olan, samimi dostu Puşkin’in bir düelloda ölmesi onu iyice bunalıma sokmuş. İkinci cildin yazma nüshalarını ateşe atmış. Her ne kadar bir kısmı kurtarıldı diye bazı yayınevleri dile getirmiş olsalar da bu işin aslı bilinmemektedir.

Bundan sonra ise hayata karşı tamamen soğuyan ve umudunu kaybeden yazar, kendini aç bırakmak suretiyle hayatına son vermiştir.

Ölü Canlar’a dönecek olursak:

Dünyanın her tarafında ve her zaman rahatlıkla rastlanabilecek bir tip olan romanın başkahramanı Çiçikov; Rus çiftlik sahipleri, yüksek dereceli memurları, müjikleri (Rus köylüleri) ve tüccarlarını dolandırarak bir hayat kurmaya çalışıyor. Olayların geçtiği dönem “serflik” dönemidir. Bizdeki derebeylik gibi. Büyük toprak sahipleri, aynı zamanda topraklarında yaşayan insanların da sahibidirler. O topraklarda yaşayan canların da…

Toprak sahipleri köylüleri çalıştırır, toprağı ile birlikte alır satarlar. Her can başına da yıllık vergi verirler devlete. Hayatının her döneminde, girdiği her işte önce olağanüstü başarı göstermiş, kendisine güven duyulmasını sağladıktan sonra ise voleyi vurmaya çalışmış Pavel İvanoviç Çiçikov, ilginç bir şekilde her seferinde baltayı taşa vurmuştur.

Yazarın ifadesiyle içine girdiği çetrefilli durumlar sebebiyle kendini ipe çekecek derecede zor duruma düştüğü halde yılmayan kahramanımız; pes etmek bir yana, tekrar ayağa kalkıp daha büyük bir işe girişmeyi başarmıştır. En büyük icraatı ise “ölü canlar” satın almaktır. Evet, evet “Ölü Canlar”. Yani; bildiğimiz ölmüş ama kaydının düşülmesi için henüz devlete bildirilmemiş köylüleri satın almak…

Yazar, romanda özellikle kişi analizlerine geniş yer verir. Her çiftlik sahibinin şahsında farklı bir insan tipini ustalıkla işler. Ayrıca Rus memurları, üst düzey yetkilileri, subayları en ince ayrıntısına kadar irdeler. Dönen dolapları, insanların hırslarını, rüşvet çarkını, ayyuka çıkmış adaletsizlikleri ortaya döker.

Sık sık varlığını hissettiren yazar, haylaz evladını doğru yola getirmeye çalışan ama bir türlü başarılı olamayan bir baba çaresizliği ile başkahramanı Çiçikov’la uğraşır durur. Ne var ki bir türlü durduramaz onu. Hırsının ve inanılmaz hayallerinin önüne geçmeyi başaramaz bir türlü.

Bana kalırsa sadece Çiçikov’u suçlamak büyük bir kolaycılık olur. Onu var eden sebepleri de iyi görmek ve tabir-i caizse suç ortaklarını da ortaya koymak gerekir. Kolay yoldan kazanma hevesleri, hırsları ve sahtekârlığa meyilleri ile onun tuzağına düşenler de birer Çiçikov değil midir aslında? Bir başka deyişle, “Hangi birimizin içinde bir Çiçikov yok ki?”

Günümüzde her gün bir yenisi ortaya çıkan dolandırıcılık hikâyelerinin derinliklerinde yer alan; o dolandırıcıları var eden hırslarımız, kolay yoldan kazanma heveslerimiz ve aç gözlülüğümüz değil de nedir?

O dolandırıcıların bizden tek farkı bizim beceremediğimizi becerebiliyor olmaları değil mi? Bu durumda aslında hepimiz birer Çiçikov değil miyiz?

Dantel gibi ince ince işlenen ve aheste aheste ilerleyen hikâye, sonlara doğru birden hızlanmaya başlar. İlk dörtte üçlük bölümde okuyucuyu edebiyatın doruklarında gezdiren yazar, son çeyrekte neredeyse bizim Tanzimat Dönemi romanlarına öykünürcesine hızlanıyor. Olaylar, ayrıntısız bir şekilde birbirine bağlanmaya başlıyor. Beşinci bölüm ise sanki ikinci cildin sonradan eklenmiş parçaları. Bu kısımları okurken “Acaba gerçekten ateşe attığı yazmaların bir kısmı kurtarıldı da kitaba eklendi mi?” diye düşünmeden edemedim doğrusu.

Eleştirmenler, Ölü Canlar’ı Gogol’ün başyapıtı olarak kabul ederler. Daha önce Müfettiş, Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri’ni de okuduğum Gogol; gerçekten de burada çok farklı bir ahenk yakalamış görünüyor.

Yaşamı ve düşünceleri oldukça kararsız ve karmaşık olan yazar, her şeye rağmen hem Rus edebiyatı hem de dünya edebiyatı içerinde önemli bir yer tutar. Genel olarak trajik yaşamları ince ayrıntılarla işleyen Gogol, bir edebiyat yolcusu için okunmaya değer.

Kitaptan bir parça ile başladığım yazımı yine kitaptan bir parça ile bitirmek istiyorum. Eğer yazıyı okuduysanız ve ilginizi çektiyse lütfen ikinci olarak, kitaptan aynen iktibas ettiğim baştaki ve sonraki paragrafı ayrıca birlikte okuyun. Belki de içimizdeki Çiçikov’ların hiç bitmemesinin en önemli ipucu bu satırlardadır. Ne dersiniz?

“Çiçikov: Yanlış yolda yürüdüğümü, doğru yoldan çıktığımı şimdi anlamaya başlıyorum elbette; ama ne istiyorsunuz? Benden daha güçlü bir şey bu! Gerektiği gibi büyütülmedim. Babam bana zorla ahlak dersi veriyor, atasözleri kopya ettiriyordu ama gözümün önünde kendisi komşulardan odun çalıyor ve hatta beni kendine yardım etmeye zorluyordu. Gözlerimin önünde namussuzca bir iş yaptı ve velisi olduğu yetim bir kızı baştan çıkardı. Örnek, atasözlerinin üstüne geldi.”

YORUM EKLE

banner26