Ölmeden önce ölmek: Acı Kaybımız

Ölüm, hayatın en sert ve en soğuk gerçekliği belki de. Beşer, ölüm gerçeğiyle her daim karşı karşıya ve iç içe. Bizlere, Allah tarafından bahşedilen ömrün kıymetini en iyi anlatan şey ölüm değil mi? Ömrümüze ölümle değer katmıyor muyuz? Ölüm olmasaydı ömre bu denli muteber edilir miydi bilinmez. Bununla birlikte ölüm, fani dünyadan hüzünlü bir ayrılıştır. Çünkü hiç beklemediğimiz anlarda en yakınlarımızdan gelen o acı haberle kahroluruz. Sonra alışırız mevtanın yokluğuna ve ölüm gerçeğini iliklerimize kadar duyumsarız. Nihayetinde ömür biter, ölümle birlikte başka bir hayat başlar. Esasen ölüm hem bir son hem de yeni bir başlangıçtır.

Ölüm serüveni

Kâmil Yeşil, muhtelif türlerde yazdığı eserlerle çeşitli edebiyat mahfillerinde karşımıza çıkan muteber bir yazar. Öykü, deneme ve inceleme türünde ürettiği yetkin eserlerle birtakım ödüllere de layık görülmüş.

Kâmil Yeşil, ‘’Acı Kaybımız’’ adlı kitabında ölüm izleğinden hareketle oluşturduğu öykü formunu, doğrudan kendi ölümünü anlatarak okura ulaştırıyor. Birinin kendi ölümünü kaleme alıp öncesini, sonrasını, o ânı anlatması gerçekten cesaret ister. Kâmil Bey bunu başarıyor ve oldukça içten bir dille hayatın acı gerçeğini -ölümü- bizlere naklediyor. Hastalık hâlini betimlerken, rüyasında yahut farklı âlemlerden seslenerek ölümün o soğuk yüzünü okuyucuya hissettirmeden anlatıyor. Sancılar, ateşler, ağrılar; eve gelenler, gidenler, yakınındakiler vs. hepsi yazarın ölüm çemberine dâhil ediliyor. ‘’Ayaklarım karıncalanmış. His kaybı. Parmaklarımın ucunda bir rüzgâr esiyor. Dedemi görüyorum. Hacdan yeni gelmiş. Sakallarını batıra batıra seviyor beni. Başıma hacı takkesi geçiriyor. Sarı, kenarları telli sarı bir takke.’’ (s.45)

Yazar, doğrudan öykünün başkahramanı ve bizi adeta ölüm yolculuğuna çıkarıyor. Yolculuğa eşlik edenler en yakınındakilerden tutun hitap ettiği herkes. Ölüm onun ellerinde sıradanlaşıp ruhumuza karışıyor. Hayat gibi olağan ve bir o kadar da gerçekçi. Kitabı okurken ister istemez kendi ölümünü düşlüyor insan. Bir iç hesaplaşma, sorgulama hâli vuku buluyor zihnin ölüme uzak mecralarında. “Ben bu hayatı nasıl yaşıyorum, doğruları ne kadar yapabiliyorum, ölüme hazır mıyım?” gibi sorular kafamızın içinde bülbül gibi şakıyor.

Ölümü ve hayatı düşündürüyor

Kâmil Yeşil, kendine has üslubuyla satır aralarında ince ve düşündüren mesajlar verirken ironiyi de elden bırakmıyor. Ömür sermayesini nasıl tüketiyoruz, hangi gaye üzere yaşıyoruz, İslam’la aramız nasıl? Kitapta buna benzer sorulara yanıtlar bulabilmek mümkün. Yazarın dünyaya bakışını buradan anlayabiliyoruz. Dünyanın gelip geçiciliğini idrak edip bu minval üzere yaşayan, maddi menfaatleri öteleyen ve İslami bir tasavvuru olan yazar, ölürken hayata yönelik telkinler sunuyor. Böylece yalan dünyada misafir olduğumuzu derin bir hisle özümsüyoruz.

Öldükten sonra hakkında konuşulanları yazarken kendisiyle de hesaplaşıyor bir nevi. Kimin ne dediğini kendi dilinden yazıyor. Ağıtları, üzüntüleri, sahte gözyaşlarını, abartılı övgüleri realist bir açıdan kaleme alıyor.

‘’Cesedime ait bir mekânım var. Ama aramayın beni burada. Burada değilim. Burası kabrim ama kabirde değilim. Ateşte değilim. Narda değilim. Karda değilim. Kışta değilim. Aç değilim, açıkta değilim. Bir ceset borcum vardı toprağa. Borcumu ödedim, Rabbim’e geldim.’’ (s.77)

Ölüm, eserin tamamında karşımızda tüm sakinliğiyle duruyor. Zor olanı başarıyor yazar. Ölüm gibi hayli müşkül bir bahsi bu kadar içten ve gerçekçi bir şekilde anlatabilmeyi başarıyor. Ölüm, Kâmil Yeşil’in kaleminden huzura eriyor adeta. Kâmil Bey, kendi ölümüne Borges’i ve Marquez’i de şahit tutuyor.

- Hey Jorge Luis Borges! Bana yazılacak bir öykü tavsiye eder misin?

- Tabii ki. Sana öyle bir konu önereceğim ki yer yerinden oynayacak. (s.33)

Öykünün muhtevası başlı başına ölüm. Hem de yazarın doğrudan kendi ölümü. Ölümü anlatmak ayrı bir üslup mahareti gerektirir. Kâmil Yeşil, yılların birikimini ve bilgeliğini öykünün diline aktarabiliyor. Kısa cümlelerle örülü son derece yalın ve anlaşılır bir tarz hâkim eserde. Okuru yer yer tebessüm ettiren kesitler de mevcut. Edebiyatımızda gerek konusuyla gerek üslubuyla örneğine az rastlanabilecek bu eseri okumanızı naçizane salık veriyorum.  

YEŞİL, Kâmil, Acı Kaybımız, Muhit Kitap, İstanbul, 2020.

                                                                                                     

YORUM EKLE

banner26