Okul kapanıyor diye sevinmemek için yapılması gerekenler

Okullar kapandı kapanacak. Öğrencisinde öğretmeninde bir sevinç bir sevinç. Ben bile uzun cümle kuramaz haldeyim. Heyecandan kalbim sıkışıyor. Derin bir “oh beee! çekecek herkes. Okula giderken adımlar aheste çıkarken kapıları zorlarcasına itiş kakış. Camiye yavaş adımlarla giden cemaatin çıkarken safları yara yara çıkması gibi. Okulda da camide de daralıyoruz galiba. Ne okul ne cami ikisi de sadece çıkışı güzel yerler değil, aynı zamanda gelişi güzel yerlerdir. İyi de o zaman bu giriş-çıkış dengesini neden bir türlü tutturamıyoruz acaba? Aşkla ve coşkuyla gittiği yerden insan nasıl olur da hızla ve telaşla çıkmak ister? “Efendim herkesin işi gücü var” diyebilirsiniz. O vakit niye insan işine gücüne gitmiyor da okula ya da mabede gidiyor? Hâlbuki bu iki mekân da insana kalbi kadar yakın yerler olmalıdır. Bu mekânlarda kafesteki kuş gibi iseniz bir an önce havalanmak için kafesin kapağını kırmak istersiniz elbet. Öyle değil de şayet denizdeki balık gibi iseniz, o zaman da hiç ama hiç sudan çıkmak istemezsiniz. Zira karada yaşama şansınız yoktur. Okulların ve camilerin “üçüncü mekân” ihtiyacını karşılayan yerler haline gelebilmesi için herkesin aklından bir şeyler geçiyordur eminim. En cazip fikirlerini söyleyecek mecra ve müsait ortam bulamadığında yutkunmak zorunda kalan bir milletiz. Mikrofon görünce iştaha geliriz. Boş kâğıt sadece boş bir kâğıttır bize. Varsa yoksa sesimizi duyurmak isteriz. Öğrencisinden öğretmenine, velisine kadar açılması sevinç kapanması hüzün yaratan okul modeli nasıldır acaba? Zihninizi birkaç dakikalığına teneffüse çıkararak düşünebilirsiniz. Ben kendi sorduğum sorunun peşine düştüm ve düşündüğüm gibi düşlediğim okul modelini aşağıdaki gibi ortaya koymaya çalıştım:

  • Kocaman ama koskocaman bir bahçesi olmalı okulların, bahçe yorulduğu yerde okula açılmalı.
  • Bahçe dedimse sadece adı bahçe olup otopark vazifesi gören bir alandan bahsetmiyorum; yani mahsusçuktan bir bahçe değil. En on çeşit meyve ağacı olmalı orada. Öğrenciler meyveleri dalından tanımalı. Ağaçları incitmemeyi öğrenmeli. Bütün ağaçları ismiyle çağırabilmeli ve ağaçlar bu çağrıya kulak verebilmeli.
  • Öğrencilerin sözcükleri cümle içinde kullandıkları gibi hayatın içerisinde de kullanmaları sağlanmalı.
  • Okul binası kocaman bir koridora açılmalı. Koridor bir forum meydanı, bir sergi salonu ya da gerektiğinde her köşesinde öğrenci ve öğretmenlerin birlikte oturup çay içerek fikri müzakereler yaptıkları, sohbet ettikleri bir mekân olmalı.
  • Okulun her bir mekânı gönül genişliğinde olmalı. Müsademe-i efkârdan neşet eden barika-i hakikatin semeresi devşirilmelidir.
  • Okulun bütün boşlukları öğrencilere ait hoşluklarla doldurulmalıdır. Bu hoşluklar, müzik, spor resim, fotoğraf, edebiyat, mizah, bilim, sinema vb. her türlü sanatsal ve eğitsel faaliyet olabilir.
  • Öğretmen hazırlandığı dersi bir televizyon programı sunuyormuş hareketlilik ve renkliliği içerisinde anlatmalıdır. İçinde Türk ve dünya sinemasından kesitlerin yer aldığı, musiki, mizah ve teatral gösterilerin de bulunduğu, yeri geldikçe dersin özelliğine uygun olarak bir konuğun da ağırlandığı tarzda bir ders çeşitliliği oluşturulmalıdır.
  • Öğrencinin kendi bilgisini önce kendisinin ölçtüğü, kendi notunu kendisinin verdiği; sonra öğretmenin bu notun gerçekliğini ve uygunluğunu kontrolden geçirerek öğrenciye seviyesini karşılaştırmalı olarak göstermeye çalıştığı bir ölçme değerlendirme sistemi olmalıdır.
  • İsteyen anne baba dilediği zaman sınıf içerisinde ayarlanan bölmede evladına öğretilen bilgiyi izleyebilmeli, öğretmenler de öğrencilerin evlerine veli iznine dayalı olarak gidebilmeli. Veli toplantıları özel zaman ve özel mekânlı olmaktan çıkarılarak sahici ve doğal ortamlarda (ev, sınıf vb) gerçekleştirilmelidir.
  • Derste su içmenin hiçbir zararı yoktur; bilakis her yerde su içmenin faydası vardır. Derste su içen öğrenci dersi de su gibi içer.
  • Konuları sınavlara değil hayatın kendisine bağlamak lazımdır. Sözgelimi iki saat havuz problemleri konusunu işleyen öğrencilere bir saatte havuza girme izin ve imkânı verilmeli.
  • Derse geç kalmanın ya da gelmemenin bütün sorumluluğu veliye verilmeli, okul bu konuda yaptırıma başvurmamalı. Gelmemenin ve geç gelmenin bedelini öğrenci yaşayarak görmelidir.
  • Teneffüs saatleri ders saatlerinin iki katı olmalı. Teneffüs saatlerinde “çaktırmadan öğretme metodu” uygulanmalıdır. Öğrenciler teneffüs saatlerinde kendilerini kasmadan boş vakti kendi iradesiyle yararlı bir şekilde doldurabilme yeteneği kazanmalıdır.
  • Yolda bulduğu içi para dolu cüzdanı ne yapıp edip sahibine ulaştıran öğrenciye matematik başta olmak üzere bütün sayısal derslerden tam not verilmelidir. Zira bu öğrenci rakamları düz bir mantıkla toplayıp çıkararak hesap yapma yoluna gitmemiş, dört işlemin saltanatına son vererek direk vicdanının ve yüreğinin işaret ettiği noktaya yönelmiştir.
  • Devlet öğretmene, öğretmen de öğrenciye her öğle arası yemek ısmarlamalıdır. Kalbe giden yol mideden geçer.
  • Sınavlarda zaptiye tedbirleriyle değil otokontrol sistemi tesis edilerek öğrencilerin kopya çekmelerinin önüne geçilmelidir. Yalana, emek hırsızlığına, kıskançlığa ve hasede gerek duyulmayacak bir ortam oluşturulmalıdır.
  • Okul ve çevresi sair zamanlar da öğrencilerin oturup çay içecekleri, sohbet edecekleri ortamlara dönüştürülmelidir.
  • Sınavlar kaldırılmalı ya da tek soruya indirgenmeli. Cevaplar verilip öğrenciden sorular istenmelidir.
  • Her öğrencinin okul içerisinde kendi serüvenini sergileyebileceği bir duvarı olmalıdır. Bu duvara “anlama duvarı” denilebilir.
  • Öğrenciler hakkında peşinen hüküm verilmemeli. Tam tersi pozitif bir dil kullanılmalı. Sözgelimi hiçbirinin kötü alışkanlıklara bulaşmadığı, sigara falan içmediği takdirle söylenmeli. Sigara içtiği tespit edilen öğrenciler “sigara ile mücadele” kulübünde aktif olarak görevlendirilmeli ve böylelikle kendileriyle yüzleşmeleri sağlanmalıdır.
  • Derste ders dışı yararlı şeylerle uğraşmak dersten sayılmalı.
  • Bir ilçedeki aynı branştan öğretmenler değişik okullardaki derslere dönüşümlü olarak girebilmeli ve böylelikle öğrenci de hem mukayese imkânı oluşmuş olur hem de daha hareketli ve sürprizlere açık bir tedrisat gerçekleşir.
  • Derslere katılım gösteremeyen pasif öğrenciler için “yanlış söyleme hakkı” diye bir serbesti alanı geliştirilmeli ve bu şekilde özgüvensiz, yanlış cevap verme fobisi olan öğrencilerin bu korkuyu üzerlerinden atması sağlanmalıdır.
  • Dört yanlış bir doğruyu götürmemeli, çok da gerekliyse öğrenci o doğruyu dört yanlışın elinden alıp evine götürmelidir.