Oğuz Atay’ın gözünden hocası; Mustafa İnan

Prof. Dr. Mustafa İnan 1967 senesinde vefat ettiğinde henüz 56 yaşındaydı. Bu beklenmedik ölüm geride derin izler bıraktı. 34 yaşında profesör, 43 yaşında dekan, 46 yaşında rektör olan Mustafa İnan’ın isminin az zamanda çok işler başaran tarihimizin diğer bilim insanlarının yanına yazılması bizleri şaşırtmamalı. TÜBİTAK tarafından vefatının dördüncü senesinde verilen Bilim Hizmet Ödülü takdim metninde şunlar yazıyordu: “Prof. Dr. Mustafa İnan’a, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 1944’lerde başlayıp, 1967’de vefatına kadar tatbiki mekanik dalındaki bilimsel çalışmaları, eşsiz hocalığı ve çok sayıda genç araştırıcı ve bilim adamı yetiştirmek suretiyle modern anlamda bir ekol kurmuş olmasını dikkate alarak 1971 Yılı Hizmet Ödülü’nün verilmesi kararlaştırılmıştır.” Öğrencisi Oğuz Atay tarafından kaleme alınan “Bir Bilim Adamının Romanı” isimli biyografik çalışma olmasaydı bu değerimiz geniş kitleler tarafından yeterince tanınmayabilirdi. Bu sebeple Oğuz Atay’ın ilgili kitabını merkeze alarak kısaca Mustafa İnan’ı anlatmaya çalışacağız.

Çocukluk ve ilk gençlik yılları

Mustafa İnan, 1911 yılında Hüseyin Avni Bey ile Rabia Hanım’ın oğlu olarak Adana’da dünyaya geldi. Kendisinden önce dünyaya gelen erkek kardeşlerinin hepsi çeşitli sebeplerle vefat ettiği için Mustafa İnan’ın da uzun yaşamayacağı düşünülüyordu. Anne ve babası bu konuda bir hayli evham yapmıştı ve oğulları yaşasın diye birtakım önlemler aldılar. Buna rağmen küçük Mustafa, henüz 4 yaşındayken damdan düştü. Fakat bu badireyi atlatmayı başardı. I. Dünya Savaşı ile İstiklal Harbi arasındaki o yokluk zamanlarında ilk çocukluk yıllarını yaşayan küçük Mustafa için hayat zaten oldukça zor geçiyordu. Babası seyyar posta memuru olduğu için bazen aylarca evden uzakta bulunuyordu.

Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’nın ardından Adana, Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Fransızlar direnişi kırmak için uçaklarla mahalleleri bombalıyor, kaçış yollarını taciz ediyordu. Bu işgal yıllarında babası Hüseyin Avni Bey de trenle yurdun diğer bölgelerinde bulunduğu için ailesinden haber alamıyordu. Anne Rabia Hanım zor bir karar vererek Mustafa ve henüz yeni doğan kardeşi Mehmet ile ablalarını da alarak Konya’ya kaçmak zorunda kaldılar. Babalarını zorlukla bulabilen aile işgal bitene kadar Konya’da kalır. Küçük Mustafa da ilk eğitimine Konya’da Şehit Muhtar Bey Mektebi’nde başlar. İstiklal Harbi sonrasında işgalci güçler çekilince aile Adana’ya döner ve yıkılan evlerini yeni baştan tamir ederek hayatlarını sürdürmeye çalışırlar.

Oldukça duygulu, ailesinin çektiği sıkıntılara karşı duyarlı bir çocuktur, Mustafa. Babası oğlunun damdan düştüğü o günden bu yana eğitimiyle ilgili ümitsizdir. Hiç olmazsa bir zanaat öğrensin diye boş zamanlarında oğlunu eczane, kuyumcu ve esnaf yanına çırak olarak verir. Analitik düşünme yeteneği ve iletişim kurma becerisini bu yıllarda geliştiren küçük Mustafa’nın hafızası da oldukça kuvvetlidir. Çünkü okula giderken ne defter ne de kitap götürmektedir. Bu durum babasının ön yargısını kuvvetlendirse de küçük Mustafa, kitap ve defter parası verdirerek ailesine yük olmamak için okula erken gitmekte, yatılı öğrencilere ücretsiz verilen kitaplardan çalışmakta, derste de hocaları dikkatli dinleyerek tüm bilgileri hafızasına almaya çalışmaktadır. Çok sonraları “düşünme egzersizi” olarak tanımlayacağı bu alışkanlığının Mustafa İnan’ın fikrî gelişiminde önemli katkısı olduğu unutulmamalı. Bilgileri sadece depolamak değil onları işlemek noktasında da Mustafa İnan matematiksel bir yaklaşım geliştirmiş ve bunu tüm hayatı boyunca hemen her konuya uyarlamaya çalışmıştır.  Ortaokul son sınıfta “leylî meccani” yani parasız yatılı okulu kazanınca küçük Mustafa bir hayli rahatlamıştır. Çünkü artık ailesine yük olmayacak, okula ve derslerine daha fazla vakit ayırabilecektir. Küçük Mustafa için hayatta gereksiz hiçbir şey yoktur. Her şeyi merak etmekte ve sorgulamaktadır. Hocalarının gözünde çok çabuk kavrayan, zeki ve başarılı bir öğrencidir. Henüz 15 yaşında olmasına rağmen hocanın olmadığı zamanlarda tahtaya çıkıp dersi Mustafa anlatmaktadır. Çünkü Mustafa için öğrenmek kadar öğretmek de büyük bir tutkudur. Ortaokulu birincilikle bitirdikten sonra lisede adı “Riyaziyeci Mustafa” olarak anılmaya başlamıştır. Çünkü matematiğe olan yeteneği yaşının çok ilerisindedir. Sadece matematik değil edebiyata da büyük ilgisi vardır Mustafa’nın. Türk Ocağının çıkardığı “Çağlayan” Dergisi’nde genç Mustafa’nın da büyük katkıları vardı. Lise yılları boyunca tüm okul tarafından saygı duyulan, sözü dinlenen, muhabbetiyle ve samimiyetiyle herkesin gönlünü kazanmış bir öğrencidir Mustafa. Hocaları da Mustafa’ya büyük bir sevgi beslemekte ve önünü açmaktadır. Hatta bir gün coğrafya dersinde yazılı kâğıdını boş vermesine rağmen hocası Sabri Bey “Kâğıda sıfır, Mustafa’ya on puan” diyerek O’na olan güvenini dile getirmiştir. Tüm bu güzelliklere rağmen acı ve hüzün Mustafa’nın peşini bırakmayacaktır. Mustafa 18 yaşındayken babası vefat eder. Ailenin en büyük erkek çocuğu olarak tüm yük Mustafa’nın omuzlarına biner. Bu sebeple de bir an önce liseyi bitirip hayata atılması gerekmektedir. Çünkü annesi ve kardeşleri Mustafa’nın eline bakmaktadır. Bu şartlar altında Mustafa İnan 1931 yılında liseyi de birincilikle bitirir.

Üniversite yılları

Tam bu esnada eniştesi Nedim Bey imdada yetişir. “Sen okumana bak Mustafa, ben ailene bakarım” diyerek adeta Hızır gibi Mustafa’nın imdadına yetişir. Mustafa İnan’ın deyimiyle “leylî meccani” (parasız yatılı), kendisini seven hocaları ve eniştesi Nedim Bey olmasaydı okulunu tamamlayamazdı. Mustafa İnan kısa denebilecek ömrü boyunca bu minnetinin gereğini yerine getirmeye çalışmış ve öğrencilerine her konuda sahip çıkmıştır. Mustafa İnan ilk olarak Fen Fakültesi’ne kaydını yaptırmışsa da arkadaşlarının ısrarıyla -daha sonra ismi İstanbul Teknik Üniversitesi olan- Mühendislik Mektebi’ne yapılan sınavda birinci olarak kaydını yaptırır. Burada da hocalarının gözdesi bir talebedir. Konuları çabuk kavramakta, bazı yönlerden hocalarına dahi yeni bakış açıları kazandırmakta, kimi zaman hocaların yerine dersi anlatmaktadır. Bir taraftan da bütçesine destek olmak için dışarıda matematik dersleri vermektedir. Ders verdiği bu lise talebelerinden biri de daha sonra evleneceği Jale Ogan’dır. Üniversiteyi de birincilikle bitiren Mustafa İnan, yurt dışında ilk doktora çalışması yapan Türk öğrenci ünvanıyla Zürih Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı. Orada kalması için yapılan teklifi redderek Türkiye'ye geri döndü ve Mekanik ve Mukavemet Muallim Muavinliği'ne tayin edildi. Aynı yıllarda Avrupa’daki eğitimini tamamlayan Jale Hanım’la 1944 yılında evlendi. Bu evlilikten Hüseyin isimli çocukları oldu.

Örnek bir hoca

Mustafa İnan’ın hocalığı; öğrenci merkezli ilk örneklerdendir. “Sen zaten biliyorsun ama şu şekilde de düşünebilir miyiz?” şeklindeki Sokratesci yaklaşımları, doğruyu bulmaları için onlara rehberlik etmesi ve samimiyeti tüm öğrencileri tarafından takdir edilmiştir. 1947 yılında başlattığı “Mukavemet Seminerleri” vefatından sonra da uzun yıllar devam etmiş ve bir ekol oluşturarak yüzlerce bilim adamı yetişmesine vesile olmuştur. Sorduğu üç sorudan birini cevaplayan öğrencisine tam puan vermesini şu şekilde açıklamıştır; “Sen benim düşünmediğim başka bir yolla çözüme ulaştığın için sana tam puan verdim”. İşte öğrencilerin önünü açan ve onları destekleyen bu yaklaşımı Mustafa İnan’ı efsane bir hoca hâline dönüştürmüştür. Çok yönlü ve renkli kişiliği, şivesi, babacan tavırları ve hocalığa olan tutkusu her anında hissedilen bir isimdir, Mustafa İnan. İslâm’a ve tasavvufa olan ilgisi, Anna Maria Schimmel gibi önemli bir ismin kendisine kitabını ithaf edecek düzeyde Divan edebiyatına olan hâkimiyeti, Türkçe ve yabancı kelimelere olan merakı, kelimelerin hece sayısını hesaplaması, yeni kelimeler bulmak için gösterdiği çalışmalar bu çok yönlü kişiliğinin örneklerindendir. Hoca’nın hemen her konuda söyleyecek orijinal görüşleri vardı. Mustafa İnan, kendisine yapılan Bakanlık, müsteşarlık gibi teklifleri geri çevirerek tüm payeyi “Hoca”lıkta arayan örnek bir eğitimcidir. Henüz 15 yaşında başladığı bu eğitimci yönünü 56 yaşında vefatına kadar devam ettirmiştir. Yazımızı Mustafa İnan’ın üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için söylediği şu sözlerle tamamlayalım: “Bilim, uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar? Oppenheimer (atom bombasını yapan bilim adamı) gibi hissediyorsanız bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın. Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa ve siz de Leonardo Da Vinci gibi 'Kuvvet nedir?' diye merak ediyorsanız buyurun sizleri Mekanik Kürsüsü’ne beklerim. Çünkü bazılarına göre 'kuvvet', para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre ise kuvvet, ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar?”

Dipnot: Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan YA DA Dergisi’nden alıntılanmıştır.

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26