O yazar zaten boşanırdı, iyi olmuş!

BİR EDEBÎ POLEMİK NASIL ÇIKARILIR ? 

İntihal yaygarası!

Bir edebi polemik çıkarmak için çeşitli yollar vardır. Bunlardan birincisi intihal haberleri yapmaktır. Filanca yazar ve şairin şu eserinin teması, kahramanları, olay örgüsü filanca eserden çalmadır diyerek pekala bir polemik yapabilirsiniz. Sadece adlandırma üzerinden değil, imgeler üzerinden de yapabilirsiniz bunu. Şairlerin imgelerini incelersiniz, ve filanca usta ve ünlü şair meğer imge hırsızı imiş dersiniz ve kendinden sonraki acemi bir şairden çalınan imgelerden dem urursunuz. Günümüzde etkilenme ile metinler arası ilişki, alıntı ile çalıntı birbirine karıştırıldığı için intihal temalı birçok polemik yapmak mümkündür.

Mecazı hicazı karıştırmak!

İkinci yol, eserde anlatılan kurgusallığı görmeden (görmek istemeden), anlatılan duygu ve düşüncelerle yazarın hayatı arasında bire bir ilişki kurmaktır. Mecazı “gerçek” olarak yorumlayarak, Mevlana’dan Fatih Sultan Mehmed’e, Yakup Kadri’den Ömer Seyfettin’e, Peyami Safa’dan Attila İlhan’a varıncaya kadar birçok yazar ve şair bu türden polemiklere konu edilmiştir. Kimisi için sapık denmiş, kimisi için “Bektaşi sırrını ifşa etti” suçlaması yöneltilmiş kimileri için de cins-i latif düşkünü vesaire denmiştir. Yakın döneme girmiyorum, o kadar çok tezvirat var ki bu konuda eşek izi at izine tamamen karışmış durumda. Bunu en masum olarak Dünya Bizim “Yalan Haber” sütununda yapıyor.

Ama yaşadığı aşkları, skandalları hikayesine konu edinen ve hatta hikaye ve roman yazmak için özellikle bu tür ilişkiler içinde olan yazarları tanıdık yakınlarda. Hatta kitabındaki hapishane sayfalarına sahicilik kazandırmak, kitabını sattırmak için bazı basın yasaklarını çiğneyerek birkaç aylığını suç işleyip hapishaneye giren, çıkınca anılarını yazan, etrafa hava basan, hapishane gerçekliğini kendi hayatı ile gören ve fakat sınırlandıran bazı yazarlar da tanımıyor değilim.

Bir duyduğunu beş taşımak!

Yazarlar ve şairler arasında dedikodu çıkarmak, getirip götürmek, duyduğu birkaç kelamı abartarak yaymak da polemik çıkarmak için yeterlidir. Senin hakkında veya filanca için şunları söyledi, açtı ağzını yumdu gözünü, ile başlayan bu sözler edebiyat çevrelerinde hayli yekuna ulaşmıştır. İstanbul’da, Ankara’da bir yayınevinde, bir yazarın masasının etrafında böyle şeyler duymak adiyedendir. Edebiyata yeni heves etmiş bazı gençler için gayetle “doyurucu” olan bu ortamda insanların ne olacağını düşünebiliyor musunuz? Yanlış anlamadan tutunuz özellikle yanlış yorumlamaya yatkın insanlar ne kazanlar kaynatmaz. Bu tür ortamlarda eskiden mesela Küllük’te bir adab vardı, herkes konuşmazdı, herkes her sohbete burnunu sokamazdı ve Küllük’ün müdavimleri de bu ortamın seviyesini düşürmezdi. Şimdi sazı gençler görüyorum, birkaç pastane, kahvehane bellemiş, bazı yazar ve şairlerin etrafını çevirmiş, yazmadan, çizmeden, okumadan “doyuyor.” Onlara diyorum ki eğer şimdi ağzının içine baktığınız bu yazarlar zamanında sizin gibi yapsaydı o eserlerin hiçbirini yazamazdı, bu mekanlara aldanmayın, gidin adam gibi kitabınızı okuyun, yazacağınızı yazın.

Bütün bu yollarda yenileri eklendi son zamanlara. Yazar ve şair paparazzileri de denilebilecek bu olayları örneklemeden bahsedelim. Filanca şair boşanmış, filanca yazar ikinci evliliğini yapmış, filancanın da iki karısı varmış, türünden yapılan bu paparazziler için sadece şunu demek kalıyor. Sana ne? Veya “Bize ne kardeşim adamın özel hayatından?”

Modern zamanların kulaktan beslendiğini gösteren en iyi örnekler bunlar. Tabii bu beslenme sun’i ve bozuk bir gıda ile beslenmedir haberi yok arkadaşın.

İmzalı kitaplar

Şimdi size bir başka polemik konusundan bahsedeceğim: İmzalı kitaplar konusu. Biliyorsunuz Üstat Cemil Meriç’in Jurnal’lerinde kimlere kitap imzaladığına ve bu ithaflarda neler yazdığına dair sayfalar vardır. Üstat bu ithaflarda büyük bir umut içindedir kitabının okunacağına ve tartışılacağına dair. Ama takip ediyoruz ki kitapların gittiği yerden hiç ses çıkmamış doğru dürüst. Ya okumamış kitabı alanlar ya yazma cesareti gösterememiş. Bazı yazarların imzalı kitapları, adına kitap imzalanan kişi daha hayattayken sahaflara düşmüştür ki bu konunun üstadı kitap kurdu Mehmet Aycı’dır. Özel olarak “İmzalı Kitaplar Koleksiyonu” yapan Mehmet Aycı dostumuz bunlardan bazılarını yazı konusu da etmiştir. Vakıa bizim de bu minvalde merakımız ve yazılarımız vardır. Ben bu konuda polemik yapmayacağım ama polemiğe uygun bir malzeme vereceğim.

Size bir soru: 24 Nisan 1980’de Nuri Pakdil ne yapıyordu ?

Ne bileyim kardeşim, daha doğmamıştım, daha ilkokulda, ortaokulda, lisedeydim. Nuri Pakdil adını bile duymamıştım o zamanlar mı diyorsunuz? Pekiyi. Ben size söyleyeyim. 24 Nisan 1980’de Nuri Pakdil, Adnan Binyazar’a ilk baskısı yapılan “Put Yapımevleri” adlı kitabını imzalıyor ve adı geçen yazara ulaştırmak için Ankara’da postaya veriyordu. Pekiyi, bundan nasıl bir polemik çıkar? Şu cümleler polemik için yeterlidir:

Adnan Binyazar da kim oluyormuş? Demek Nuri Usta Adnan Binyazar’a kitap imzalayacak kadar düşmüş ha? Vallahi inanmam, Nuri Pakdil kitap imzalamaz ki! Büyük yazarlar kitap imzalamaz; çünkü imzam kitabın üstünde var zaten, der. Sol’dan aferin almak veya sol ile bağ kurmak için boşuna uğraşmış, diyerek de bir polemik yapabilirsiniz; Pakdil’in sola açık bir yazar olduğunu da ileri sürebilirsiniz. Binyazar’ı Pakdil’in kitap imzalayıp göndermeye değer bulduğu bir adam olarak da görebilirsiniz olayı. Edebiyat siyasi sınırları bugün mü inceltti yoksa eskiden mi daha çok geçişkenlik vardı sorusu da sorabilirsiniz.

  1. Bu ülkede “Sabah Gazetesi”ni sehven “Sabah Gazeseti” yazdığı için “Bütün lügatlere baktım, gazeseti diye bir kelime yok, anlamsız kelimeler üretiyor” diyerek sayfa kavgalarının yapıldığı bir ülke. Tanpınar bir anısında şöyle der. Yahya Kemal, bir derste Ahmet Haşim’in şiirinin aleyhinde hakkında o kadar konuştu ki Ahmet Haşim’i dövmeye karar verdim ve ayağa fırladım. Yahya Kemal bunu öğrenince “Otur kahraman çocuk yerine, otur.” demiş.    

Kafiyenin göz için mi yoksa kulak için olacağı konusunda sokakta kavga etmiş ve adam dövmüş, mahkemelik olmuş bir geçmişimiz var.

Pekiyi, Adnan Binyazar ölmediğine göre ben bu kitabı nerden buldum. Onu söylemem. Söyleyeyim de gidip diğerlerini de bulun he mi? Yok öyle yağma! Eğer bana Adnan Binyazar’ın yazıları arasında Nuri Pakdil ve Put Yapımevleri konusunda bir yazı yazıp yazmadığını gösterirseniz o zaman nerden ele geçirdiğimi söylerim.