Nizam-ı âlem davası için cehd eden bir hanedan: Osmanoğulları

Aşık Paşazade’nin Tevarih-i Ali Osman adlı eserinde, Osmanlıların soyunun adları şöyle anılmaktadır: Nuh Peygamber’in, selam onun üzerine olsun, oğlu Yafes’in oğlu Maçi’nin oğlu Çin’in oğlu Turmuş’ın oğlu Yantemür’un oğlu Korluga’nın oğlu Karahul’un oğlu Süleyman Şah’ın oğlu Karalu oğlan’ın oğlu Amudı’nın oğlu Karaca’nın oğlu Kurtılmış’ın oğlu Çarboga’nın oğlu Sevinç’in oğlu Togar’ın oğlu Baybus’un oğlu  Kızıl Boğa’nın oğlu Kamar’ın oğlu Bansup’un oğlu Karahan’ın oğlu  Tozak’ın oğlu Aykutluk’un oğlu Karahan’ın oğlu Oğuz’un oğlu Gök Alp’in oğlu Basuk’un oğlu Toktemür’un oğlu Sugar’ın oğlu Bakıyı’nın oğlu Sunkur’un oğlu Kaynıtur’un oğlu Togar’ın oğlu Aykolug’un oğlu Bayıntur’un oğlu Kızıl Boğa’nın oğlu Kaya Alp’in oğlu Süleyman Şah Gazi’nin oğlu Ertuğrul’un oğlu Osman Gazi’dir.  

Osman Gazi’nin dedesi olan Süleyman Şah Gazi, en evvel Rum (Anadolu) vilayetine gelmişti. Asıl geliş sebepleri şuydu: Abbasiler’den Süleyman Şah devrine kadar, Arap sülalesi Yafesoğulları sülalesine üstün idi. Ayrıca Rumlara ve İranlılara da Araplar üstün idiler.  Bundan memnun olmayan ve soy bakımından Yafesoğulları’na bağlı olan İran hükümdarları, gayrete gelip Arapların üstünlüğünü ortadan kaldırma yolları aradılar.  Yafesoğulları’ndan “göçer evli” diye adlandırılan Türkleri kendilerine siper edinerek Araplara üstünlük sağlandılar. Acemler de bu göçer evli halktan çekinip tedbir aradılar. Göçer evin önde gelenlerinden olan Süleyman Şah Gazi’yi ileri çektiler. Elli bin kadar Türkmen ve Tatar evini emrine vererek, “Haydi Anadolu’ya gidip Allah yolunda çarpışarak gaza edin” dediler. Süleyman Şah bunu kabul edip önce Erzurum’a sonra da Erzincan’a geldi. Erzincan’dan Rum (Anadolu) vilayetine girdiler. Bir nice yıl ilerlediler ve etraflarını fethettiler. Süleyman Şah Gazi, pek çok yiğitlikler gösterdi. Bunlar Anadolu’nun dağlarında ve derelerinde zorluklarla karşılaştılar. Göçer evlerin davarı da (koyun ve keçiye verilen ortak ad) aynı durumda olup çok incinmişlerdi. Tekrar Türkistan’a yöneldiler. Geldikleri yol gitmeyip Halep vilayetine çıktılar. Ca’ber Kalesi’ne vardılar ve Fırat Irmağı önlerine geldiler.  Nehri geçmek istediler ve Süleyman Şah Gazi’ye “Han’ım! Biz bu suyu nasıl geçelim” dediler. Süleyman Şah atını suya sürdü. Önü yar imiş, at sürçünce Süleyman Şah suya düştü. Eceli gelip Allah’ın rahmetine kavuştu. Sudan çıkarıp Ca’ber kalesinin önüne defnettiler. (21 Şubat 2015 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından Suriye’deki iç savaş öne sürülerek gerçekleştirilen Şah Fırat Operasyonu neticesinde türbe geçici süreliğine Türkiye sınırına 180 metre mesafedeki Eşme köyüne taşınmıştır.) Şimdiki zamanda oraya “Türk mezarı” derler.

Öyle olunca bu göçebe halk etrafa dağıldı. Bazısı çölden yana gitti. Şimdiki zamanda onlara Şam Türkmenleri derler. Bazısı yine Anadolu’ya döndü. Bunların kimi tatar kimisi Türkmen’dir. Bu zamanda Rum’dan olan Tatar ve Türkmen o taifedendir. Bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular. Bunların bir Sunkur Tigin, biri Gündoğdu ve biri de Ertuğrul Gazi’dir. Bu üç kardeş geldikleri yola dönüp Fırat’ın başından yürüyüp Pasin ovsı ve Sürmeli Çukuru’na gittiler.

Ertuğrul kardeşleriyle gitmeyip dört yüz kadar çadırla orada kaldı. Diğer iki kardeşi asıl vatanlarına gittiler. Ertuğrul orada epeyi zamana kaldı, yaylasını yayladı kışlasını kışladı. Bir hayli zaman geçince Sultan Alaeddin Rum ülkesine yöneldi. Fetihlerde bulunup kısmetindeki kadar fethetti ve padişah oldu. Bu uzun hikâyedir; ben Osman soyunun menkıbelerini anlatmak için kısa tuttum.  Ertuğrul Gazi, Selçuk sülalesinden olan, Sultan Alaeddin’in İran ülkesinden Rum ülkesine gelip padişah olduğunu işitince: “Erin kadri bilinir ülkeye gitmek bize vacip oldu, artık bizde gaza eder Allah yolunda savaşırız” dedi.

Ertuğrul Gazi’nin, Osman, Gündüz ve Saru Yatu adında üç oğlu var idi. Saru Yatı’ya “Savcı” da derlerdi. Bunlar da Anadolu’ya yöneldiler. Gelip hısn-ı Musul vilayetine ulaştılar. Ertuğrul Gazi’nin Anadolu’ya gelmesinde daha başka söylentiler de vardır.  Ancak en doğrusu benim yazdığımdır. Ertuğrul Gazi oğlanlarından Saru Yatı’yı Sultan Alaedin’e gönderdi ve: “Bize de yurt versin, gidelim gaza edelim” dedi. Saru Yatı babasının sözlerini Sultan Alaeddin’e getirdi. Sultan bunlar geldiği için çok sevindi.

O zamanlar Karacahisar tekfuruyla Bilecik tekfuru Sultan’a itaat edip haraç verirlerdi. O iki yerin arasında bulunan Söğüt vilayetini bunlara kışlamak için yurt gösterdiler; ayrıca Domaniç Dağını ve İrmeni Bili’ni dağını bunlara yayla verdiler. Saru Yatı babasına varınca bu haberi söyledi. Ertuğrul kabul edip yürüdü ve Ankara’ya geldiler. Yurtlarında yerleştiler. Ertuğrul Gazi döneminde kavga dövüş olmadı. Yaylalarını yaylayıp kışlarını kışladılar. O zaman Karahisar vilayetinde Germiyan babası Alişıra vardı, ona “Çavudur” derlerdi. Ayrıca Karacahisar’la Bilecik vilayetlerini zaman zaman vurup rahatsız eden Tatarlar vardı.  Ertuğrul Gazi’nin gelişiyle bu yerlerin kâfirleri tatarlardan korunmuşlar, güven içinde yaşar olmuşlardı.  Ertuğrul Gazi vefat edince Osman Gazi’yi babasının yerine koydular.

Osman Gazi başa geçince komşu kafirlerle çok iyi geçindi, ancak Germiyanoğlu’yla düşmanlığa başladı. Zaten buradaki kâfirler Germiyanoğlu’ndan incinirlerdi. Osman Gazi’nin uzak yerlerden avlanmaya başlaması, gece gündüz gidip gelmesiyle yanında bir hayli adam toplandı.

Şiir

Herkes Hakk’ın varlığını söyletmek için.

Osman, din kılıcını beline kuşandı.

İslamiyet’i, göstermek için o nuru

Osman, dünyada yayacak.

Küfür karanlığı Rum ülkesini kapladığından,

Osman, bütün âlemi nura boğmak ister.

İslamiyet’i yaymak için fırsat kapısı açıldı.

Ve onun kilidinin anahtarı Osman oldu.

Muhammed’e inananların önderi Osman

Mucizelerin gösterdiği kimsedir artık.

Osman Gazi’nin rüyası ve tabiri

Osman Gazi niyazda bulundu ve bir lahza ağladı. Uyku bastırınca yatıp uyudu. Kendilerinin aralarında bir sevgili şeyhin bulunduğunu gördü. Onun pek çok kerameti görülmüştü ve bütün halk ona candan gönülden bağlı idiler. O dervişti, ancak bu, içinde saklıydı. Dünyalığı, malı, davarı pek çok idi. Dervişlere mahsus çerağ ve alem sahibiydi. Hiçbir zaman konuğu eksik olmaz, gelenden gidenden evi boş kalmazdı. Osman Gazi de bu yüce insana zaman zaman gelir misafir olurdu.

Osman Gazi uyuyunca düşünde bu yüce kişinin koynundan bir ayın doğarak geldiğini ve kendi koynuna girdiğini gördü. Bu ay, Osman Gazi’nin koynuna girdiği anda göbeğinden bir ağaç biter, gölgesi bütün âlemi kaplar ve gölgesinin altında dağlar meydana gelir ve bu dağların dibinden sular çıkar.  Bu çıkan sulardan kimileri içer, kimileri de bahçeler sular ve çeşmeler akıttır. Sonra uykudan uyandı, gelip Şeyh’e haber verdi. Şeyh: “Oğul Osman Gazi, sana müjdeler olsun, yüce Tanrı sana ve nesline padişahlık verdi, kutlu olsun. Ayrıca benim kızım Malhun, senin eşin olacak.” dedi ve o anda nikahlayıp kızını Osman Gazi’ye verdi.

Oğlum kurtuluş da fırsat da senin oldu,

Hakk’a giden konaklar da senin için büyük nimettir.

Baht açıklığı sana verildi sarsılmaz bir taht ile

Baştan sonsuza kadar bu devlet ve kutluluk senin olsun.

Senin evlatların sayesinde dünya rahata kavuşur;

Velilerden senin torunlarına dualar vardır.

Kandilleriniz dünyanın her yerini aydınlatsın,

Sofralar serilsin, herkesi oraya çağır.

Soyun ve geleceğinle her iki dünyada iyilik ve hayırla anılmak,

Belgeleri de sana verilmiştir.

Tanrı’dan sana baht açıklığı ve kutluluk,

Ulaştığından, dünyada sürülen devirler de senin olsun.

Sen zamanın Süleyman’ının kaynağısın;

 Artık insanlara ve cinlere ferman senden gider.

Osman Gazi’nin düşünü yoran Şeyh Edebali, padişahlığı ona ve soyuna müjdeledi.

Osman Gazi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu müjdeleyen bu rüyayı 1285 yılında görmüştür. Osmanlı Devleti ise 1299 yılında kurulmuştur. Bu cihanşümul devlet, nizam-ı âlem davasını gaye edinmiş, adalet dağıtarak üç kıta, yedi denizde hüküm sürmüştür.

                                                                                               

YORUM EKLE

banner26