Nisan Kumru'nun İki Küçük Altın’ı

“Kâinatın bütün annelerinin şefkati birleşip tek bir şefkat yumağı olmuştur.”

Nisan Kumru’nun Üçüncü Çekmece adlı eserinde yer alan İki Küçük Altın somut, gerçekçi tasvirlerle okuru karşılıyor. Hanenin dışarıya açılan penceresinden yapılan doğa ve sokak betimlemeleri usulca evin içine, oradan da sıcak, mütevazı odaya kayıyor. Gaz lambası, kuzineli soba, evin dedesi ile ninesi, çekilen tespih, arkası yarın radyo programı, evin yüklüğü ve duvardaki Mushaf; bu geleneksel, huzurlu aile tablosunu sunan en önemli betimleme ögeleridir. Bu ögeler mekânı gözümüzde canlandırmakla kalmaz aynı zamanda dönemin ve özellikle de ailenin sosyoekonomik durumuyla ruhsal atmosferini de bize sunar.

Anlatıcıya saadet kaynağı olan bu tablonun en büyük kahramanı ise evin hanımı yani anlatıcının annesidir. Metnin olay örgüsü ve teması “anne” metaforu çevresinde kimliğe bürünür. Anne, o evi ayakta tutan yegâne unsurdur. Ailenin yıkılmamasını, hayatın idame etmesini sağlayandır ve bunu sağladıkça ezilen, yıpranan, yıprandıkça “of”lamayan, hayata karşı daha bilenendir.

Yazar, anneden yola çıkarak mazide sürekli geriye dönüşlere yönelir. Her yönelişinde annesiyle ilgili farklı anılara yer verir. Bu anılar metnin olay örgüsünü oluştururken metnin sonunda bir bütünselliğe bürünerek anne kucağında tekrar birleşir. Bu sebeple Nisan Kumru, metnini anısal öykü diyebileceğimiz tarzda kurgulamıştır, diyebiliriz. Bu kurgunun oluşturulmasında destek aldığı, en çok kullandığı anlatım tekniği de şüphesiz geriye dönüş tekniğidir. Öykü baştan sona geriye dönüş tekniğiyle kurgulanmış, öyküleyici ve betimleyici anlatım, bu tekniğin emri altına girmiştir. “Anne” kavramıyla geçmişte kalmış anneye sürekli soru yöneltilerek kullanılan “neden” kelimesine, “mütevekkil”, “savaşmak” kelimelerine de çağrışımlar yükleyen yazar, bunları sık sık kullanarak “leitmotiv tekniğinden hatırı sayılır derecede yararlanmıştır. 

Anne; parmağını yakar, sarar gelir, kimselere lafını bile etmez. Anne, kendini sobanın sıcağına siper ederek evlatlarına aş hazırlar, şikâyet etmez. Anne, sırtında ve kucağında ikizleriyle gezinir, çocuklarının aksiliklerine sinirlenmez. Anne, ev sahibi Yüksel’in onu azarlamasına, tamircinin ayakkabılarıyla eve girişine dertlenmez, hep içine atar. Anne bütün bunlara karşın bitip tükenmeyen baş ağrıları çeker yine de oya örer, evin geçimine, çocuklarının harçlığına, darda kalmışlığına adamak için bütün ezilmişliğini, bütün gayretini hep iki küçük altın olarak saklar. İşte bu iki küçük altın, annenin tüm ömrü boyunca anneliğinin dışa yansımış görünürdeki küçük yüzüdür. Ancak dışarıdan bakınca küçük görünmesine rağmen o yuva için ve yazar için olabildiğince büyüktür. “İki küçük altın” bu anlamda imgeye bürünerek annenin karakterinde ve yaşamında simgesel bir role kavuşur. Anne bu denli fedakârdır, bu denli vefalı ve teslim olmazdır. Hayata, onun ve insanların acımasızlığına karşı bu denli mücadeleci ve yılmazdır. Bütün bu meşgalesi içinde yine de anne, çocuklarının duygusal açlığını analığıyla doyurandır. O hem anne hem akrandır. İşte öykünün teması da onun bu tam donanımlı analığıdır. Metnin konusu, anlatıcının annesine karşı bir nevi vefasıdır.

Öykünün ikinci tematik kısmı ise yazarın, annesinin bu kusursuz kişiliğine rağmen ona layık bir evlat olamaması/ olamama korkusu yaşamasıdır. Yazar bu durumu: “Büyüdüm işte ama savaşamadım, hep kaçtım.” sözleriyle tekrar eder. Bu tekrarlarında onun gibi olamadığı için, yaşamla onun gibi savaşamadığı için aslında annesinden sürekli af diler. Nisan Kumru, annenin bu durumunu ve oğlunun içine düştüğü bu durumu dile getirirken özellikle de annenin yaşamı etrafında muhteşem bir atmosfer oluşturmuştur. Bu hüzünlü atmosfer, okuru öykünün başından sonuna kadar etkisi altına alır. Bu anlamda aynı zamanda “İki Küçük Altın” tam bir atmosfer öyküsüdür, diyebiliriz.

Nisan Kumru, anneye seslenirken Hz. Eyüp’ün olayına değindiği gibi metnin sonunda da tekrar anneye seslenir ve bir hadis-i şerife atıfta bulunarak telmihte bulunur ve öyküyü sonlandırır: “Bir kez daha göster cennetin anahtarını.” sözleriyle anneyi bulunması gereken hak ettiği noktada konumlandırır. Biz de bu öykünün sonunda içi doldurulmuş bir anneliğin önemine bir kez daha şahit olmakla kalmıyor, ister istemez annelerimizi minnetle yad ediyor, “Biz onlar için ne yaptık ne yapabiliriz?” sorusunu kendimize yöneltirken öyküde geçen şu sözle teselli buluyoruz:

“El âlem sağda solda boşuna aramasın, gitsin annesinin elini öpsün evliya niyetine!”

YORUM EKLE

banner26