Nasıl bir kütüphane?- 2

Kütüphaneler konusuna odaklanan “Nasıl bir kütüphane? -1” başlıklı sondan bir önceki yazımızda, bu soru cümlesinin esasen bir belediyemiz tarafından düzenlenen “çalıştay”ın başlığı olduğunu belirtmiş ve mezkûr çalıştayı da içine alan genel bir değerlendirme yaparak, sorunun geniş açılı cevabını okumakta olduğunuz yazıya bırakmıştım.

En başta önemle belirtelim ki o yazıda da bir cümleyle ifade edildiği gibi belediyelerin kütüphane kurma ve işletmeleri yeni bir durum değil, zira onları bu konuda ödevlendiren temel bir mevzuat söz konusu. İşbu yasal zeminden hareketle yıllardan beri ülkemizin doğusundan batısına kadar birçok belediyemiz “kütüphane” kuruyor ve buralarda hizmetkârı olduğu halka “bilgi hizmeti” sunuyor.

Son cümlede iki kavramın tırnak işareti içerisinde verildiğine dikkat etmiş olan okurlara, “Haklısınız, bu tırnaklama işlemi amaçsız yapılmadı” diyerek, buraya tekrar dönmek üzere devam edelim.

Son birkaç yıl kenarda tutularak ifade edilecek olursa, bazı belediyeler tarafından nice zamandır kütüphane olduğu iddiasıyla birtakım mekânlar kurulmakla birlikte aynı mevzuata rağmen başka bazı belediyeler bu konuda -deyim yerindeyse- kulağının üstüne yatıyor. Yatıyor ve belediye kaynaklarını yol, kaldırım, su ve park gibi halkın öncelikli gereksinimi olduğuna inandıkları işlere harcıyorlar. Yani özetle ve iyimser bir tahminle belediyelerin kütüphane konusuyla ilgilenmeleri, belediye başkanlarının kütüphane konusuna duydukları özel ilgiye ve/veya mevzuata bağlılık düzeyine kalıyor.

…..

İşte o kenarda bıraktığımız son birkaç yılın başlangıcında kütüphaneler konusunda tarihi bir gelişme yaşandı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni “1 Numaralı Makam”dan temsil eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, -başta eğitim, bilim, kültür ve sanat odaklılar olmak üzere- çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmaların bir yerlerinde “kütüphaneler” konusuna ait cümleler sıralamaya başladı.

“Beş milyon kitaplık kütüphane” ifadesiyle sembolleşen kültür ve sanat odaklı konuşmalar nihayet 20 Şubat 2020 tarihinde açılışını yaptığı, başkentin merkezinde dolunay gibi yıldızlı bir gökyüzü misâli ışıl ışıl parlayan muhteşem Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ile ilk meyvesini verdi.

Benzer bir eserle sonuçlanacak ikinci çalışmanın İstanbul’da sürdüğü biliniyor ancak, belki daha da önemli bir gelişme olarak kütüphaneler konusuna yoğunlaşan bu “1 Numaralı İlgi”, irili ufaklı il ve ilçe belediyelerinin de kütüphanelere daha yoğun bir şekilde ilgi göstermelerine ve bu konudaki çalışmaları ajandalarının üst sıralarına yazmalarına yol açtı.

Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın içerisinde kütüphanelere dair şeddeli cümlelerin yer aldığı konuşmalarının alt okumasını iyi yapan kimi belediyeler kütüphane açma konusunda öncü olmak telaşıyla mıdır bilinmez, büyük bir hızla “kütüphane” inşa etmeye, daha doğrusu mevcut birtakım binalardan “kütüphane” devşirmeye başladılar. Tabii, yeni “kütüphane binası” inşa edenler olduğunu da belirterek hakkı teslim etmeden geçmeyelim.

Gerek sosyal medyadan gerekse klasik medyadan edindiğimiz bilgilere göre, belediyelerin kütüphane kurma konusundaki iştahları her gün biraz daha artıyor. Neredeyse gün geçmiyor ki Twitter’da bir belediye başkanının “Bilmem kaçıncı kütüphanemizi, bilmem nerede açıyoruz” türünden mesajı yer almasın.

Elbette bu ilgi, görünen yüzüyle memnuniyet verici. Devletin en üst makamının kütüphaneler konusuna göstermeye başladığı kıymetli ilginin, halka en yakın hizmetin öteki adı olan belediyeler tarafından benimsenerek takip edilmesi, ülkemiz ve toplumumuzun geleceği açısından umut verici.

…..

İşte iki yazımıza başlık olan “Nasıl bir kütüphane?” sorusu tam da burada devreye giriyor ve sorunun cevabı çok yüksek düzeyde anlam kazanıyor. Zira belediyelerimizin -genel toplamda- milyonlarca lira harcayarak inşa edecekleri yapının gerçek anlamda bir kütüphane olarak harcanan her kuruşun hakkını verecek bir eğitim, kültür ve sanat kurumu mu olacağı, yoksa yakın planda hizmet istatistik çubuklarını yükseltmeye yarasa da bir zaman sonra belediye bütçesi bağlamında kara deliğe mi dönüşeceğine dair bilgiler bu cevabın içinde yatıyor.

Bu anlamda en başta, sorunun özü olan kütüphane kurumunun ne olduğunu kısaca ve ana hatlarıyla cevaplamak yararlı olacak.

Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, -konunun teorisinde de yer aldığı üzere- bir kurum ve örgüt/organizasyon olarak kütüphane; “personel”, “koleksiyon/derme”, “bina”, “bütçe” ve “kullanıcı” başlıklı beş temel unsurun varlığıyla hayat bulmaktadır. Her bir unsur, temel yapı taşı durumundadır ve bu anlamda, her biri ayrı ayrı “olmazsa olmaz” kıymetindedir.

Aşağıda görüleceği üzere kısa kısa ifade edilecek olursa, kütüphane olarak inşa edilen kurumlarda nitelikli kütüphane hizmetleri sunulabilmesi için her bir unsur uluslararası standartlar çerçevesinde belli niteliğe ve niceliğe sahip olmak zorundadır.

En başında belirtelim ki çeşitli tür ve formatlardaki bilgi, kültür ve sanat ürünleri (kitap, dergi, veritabanı, ansiklopedi vs.), yani koleksiyon olmaksızın bir kütüphane ve dolayısıyla bilgi hizmetinden söz edilemez.

Dinamik bir koleksiyon başta olmak üzere, birçok farklı kalemdeki gereksinimi karşılayabilecek düzeyde, güncel olarak her zaman yeterli ve her yıl gelişmeleri karşılayacak biçimde artan bir bütçe. Ki bu bütçe, en küçük bir ihtiyaç halinde başka harcama kalemlerine kaydırılamayacak biçimde güvence altında olmalı ve hatta gerekirse doğrudan belediye başkanının destek ve onayıyla yıl içinde dahi genişletilebilmelidir.

Halk kütüphanelerinin yakın zamanlarda daha fazla hissedilir biçimde “işlev açılımı” yaşamaları ve bu çerçevede klasik bilgi hizmetlerinin (kitap ödünç verme, ders çalışma vs.) ötesine geçmelerine bağlı olarak, çok amaçlı ve modüler mekânlara duyulan ihtiyacı karşılayacak özelliklerde bir bina. Olabildiğince albenili, mutlaka cazip, kesinlikle çekici… 

Sayıca yeterli, yüksek nitelikli personel. Elbette en başta, yukarıdaki üç unsuru anlamlı şekilde bir araya getirip yüksek düzeyde kaliteli kütüphane ve bilgi hizmeti üretme noktasında maksimum verim sağlayacak plan ve programları hazırlayacak olan uzman kütüphaneciler… Türlü hizmetleri planlayarak, en yüksek kalitede gerçekleştirecek ve kütüphaneyi etkin biçimde yönetecek maestro

Ve nihayet, planlı halkla ilişkiler çalışmaları yapmak suretiyle ulaşılarak nitelikli hizmetlerle memnun edilmeye çalışılacak kullanıcı grupları. Yani velinimet, kütüphanenin varlık sebebi…

…..

Giriş bölümünde kütüphane ve bilgi hizmeti kavramlarını tırnak içinde verdiğimi unutmuş değilim tabii ki… Ve biraz daha ileride tırnakladığım kütüphane binası kavramını da…

Sebebi ise belediyeler tarafından kurulmakta olan kütüphaneler bağlamında “Nasıl bir kütüphane?” sorusunun cevabı kapsamında da anlamlı olan çok yönlü yetersizlikleri işaretlemek. Yani kütüphane binası denilemeyecek yerlerde, üniversitelerin eski adıyla kütüphanecilik yeni adıyla bilgi ve belge yönetimi (BBY) bölümlerinde verilen lisans öğreniminden geçmemiş kişiler tarafından sunulan ve bilgi hizmeti kavramına haksızlık edecek kadar niteliksiz hizmetlere dikkat çekmek, vurgu yapmak.

Derme çatma, dört duvar bir mekân… Duvarlara yapıştırılmış, hatta bazı örneklerde görüldüğü üzere, doğal ışığı kapatıp enerji israfı yapacak şekilde pencere önlerine dahi yerleştirilmiş olan kaba saba raflara tıkıştırılmış adeta atık kâğıt seviyesine gerilemiş kitaplar ve evlerdeki kitaplıklardan dışlanmış ansiklopediler… Bütün alana hâkim bir pozisyona konuşlandırılmış bir masada sürekli sükûnet emreden bakışlar içerisinde bir görevli… Nihayet, sessizce sınavlarına çalışan öğrenciler ile ödevleri için eski/miş ansiklopediler ile dökülmekte olan kitaplardan alıntı yapan kaderdaşları…

İşte bu tabloyu isimlendirmede kütüphane, bilgi hizmeti ve kütüphane binası kavramlarına kıyamadığım için üçünü de tırnak içinde yazmıştım.

Allah için vicdan ehline soruyorum, haksız mıyım? Biraz olsun kütüphanelere ilgi duyan ve herhangi bir amaçla bahsedilen kütüphanemsi yapılardan içeri girme talihsizliğini yaşamış kişilerin, yazdığım bu kısa paragrafın, -son birkaç yıla kadar- belediyeler tarafından kütüphane diye inşa edilen yerler için az bile olduğunu takdir edeceğine inanıyorum.

…..

İşte son dönemlerde belediyelerimiz tarafından “kütüphane” olarak ardı ardına hizmete açılan yapıların tırnak içinden çıkarak, övgülü cümleler içinde vurgulanacak şekilde kütüphane olabilmeleri için yukarıda birer ikişer cümle ile aspirin kıvamında açıklanan unsurlara nicelik ve nitelik bağlamında en üst düzeyde sahip olmaları gerekmektedir.

Belediyelerimizin kıymetli başkanları, kurdukları yapıların harcadıkları her bir kuruşun hakkını verecek, dolayısıyla maksimum fayda sağlayacak şekilde dört başı mamur yaşayan kütüphaneler olmalarını istiyorlarsa, bu hususa azamî dikkat etmeli ve işin planlama aşamasından itibaren konu uzmanı kütüphaneciler, ilgili kamu kurumları ve hatta sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliğine gitmelidirler.

Kurulacak kütüphanelerde yüksek nitelikli bilgi hizmeti sunarak maksimum seviyede kullanıcı memnuniyetine ulaşma konusunda, bütün kaynak ve unsurları maestro gibi yönetecek uzman kütüphanecilerin öncelikli olarak istihdam edilmesi gerektiğini söylemeye gerek yok sanırım. Ama yine de söyleyelim, hem de şeddeli biçimde… Yüksek nitelikli ve kaliteli bilgi hizmeti, yaşayan kütüphanelerde verilir. Yaşayan kütüphaneler ise öncelikle ve çoğunlukla, kütüphanecilik/ BBY öğrenimi görmüş kütüphanecilerin varlığıyla hayat bulur.

Peki, böylesi kütüphaneler kuran “kütüphane ve kütüphaneci dostu belediye”lerimiz var mıdır? Az da olsa var tabii ki… “Allah ziyade eylesin” duası eşliğinde, örnek alınmaları için Şehirler Sultanı İstanbul’dan Zeytinburnu Belediyesi ile Akdeniz’in İncisi Antalya’dan Kepez Belediyesi’ni anmış olalım.

Kuvvetli alkışlar, sayın belediye başkanlarının şahsında bu belediyelerimize gelsin.

YORUM EKLE

banner26