Nasıl bir kütüphane? - 1

Yakın planda Cumhuriyet tarihimizin en çok ihmâl edilen başlıkları arasında öne çıkanlardan birisi, kütüphaneler ve genelde kütüphane/cilik konusudur.

“Hiçbir şey yapılmayan” değil, “ihmâl edilen” dediğime güçlü bir vurguyla herhangi bir gereksiz tartışmaya meydan vermeden devam edecek olursak, bu ağır ihmâlin doğal sonucu olarak, bugün bu konuda -alt başlıklar bazında farklı düzeyde olmakla birlikte- gelişmiş ülkelerin epeyce gerisinden gittiğimizi hüzünle kabul edelim. Her zaman niteliğin nicelikten daha önemli olduğunu savunmakla birlikte sadece “kütüphane” ile “Türkiye” anahtar terimlerinin “ve” bağlacıyla birlikte sorgulandığı basit bir araştırma dahi nicel anlamda nerelerde olduğumuzu pek hazin ve gri bir tablo olarak önümüze koyabilecektir.

İşte size birkaç başlık, birkaç manşet veya daha doğrusu ağıt cümlesi…

Seksen bir ili bulunan aziz vatan Türkiye’nin her bir ilinde halk kütüphanelerinden bağımsız birer tane dahi çocuk kütüphanesi yok. Yani her bir ilimizde, o şehrin il halk kütüphanesinin içerisinde organize edilmiş olan çocuk bölümü dışında, anneler ve babaların çocuklarının elinden tutup götüreceği ve “Ali bak, burası çocuk kütüphanesi”, “Ayşe sen de bak; burası bir çocuk kütüphanesi” diyebilecekleri bağımsız yani müstakil, dört başı mamur bir çocuk kütüphanesi bulunmuyor. “Dört başı mamur” vurgusuna dikkatlerinizi çekmek isterim, zira yazının sonlarına doğru işimize yarayacak.

İnanmayacaksınız ama o seksen bir ilin tamamında bulunan toplam “gezici kütüphane” sayısı ise seksen bir dahi değil, sadece 57. Yazıyla elli yedi, rakamla 57... Yukarıdan aşağıya elli yedi, soldan sağa elli yedi.

Dost olanın gerçek dostluğun gereği olarak acı olanı söylediği gibi, ilgili devlet kurumu olan Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü de (KYGM) bu konudaki acı gerçeği şuracıkta söylüyor; https://kygm.ktb.gov.tr/TR-282007/2020-yili-istatistik-bilgileri.html (22.5.2021 / 17.22). Yani ben onların doğrucusuyum.

Halk kütüphaneleri ile bağımsız çocuk kütüphanelerinin tamamında en az bir “uzman kütüphaneci”nin görev yapmadığını da ilâve edelim. Yani bu kütüphanelerin bir kısmında bir tane bile “uzman kütüphaneci” görev yapmıyor. Bakınız: https://kygm.ktb.gov.tr/TR-204967/2015-2019-yillari-halk-kutuphaneleri-genel-istatistikle-.html (22.5.2021 / 17.38). Burada da yeri geldiğinde kullanılmak üzere “uzman kütüphaneci” kavramına işaret koyalım.

Üstelik yukarıda özetle işaret edilen durum, genel müdürlüğün son düzlükte yani üç dört yıldır gerçekleştirdiği çok yönlü (uzman kütüphaneci, bina, koleksiyon vs.) büyük atağa rağmen böyle. Yani iyileştirilmiş durum bu, ne yazık ki...

Diğer türlere (milli, okul vs.) dair de epeyce manşetlik durum var fakat hem konumuz başka hem de yerimiz dar… Belki başka yazılarda…

…..

Akıl ve iz’an sahipleri, yani anlama ve yorumlama yeteneğine sahip kişiler için bu bilgilerin fikir vermek bağlamında, en azından merak duygusunu harekete geçirme noktasında yeterli olduğu inancıyla devam edelim.

Yaklaşık iki ay önce, 29 Mart-4 Nisan tarihleri arasında kutlanan 57. Kütüphane Haftası içerisinde bir belediyemiz adına “Nasıl Bir Kütüphane?” başlıklı bir çalıştaya katılma daveti aldım. Belli ki konu uzmanı olarak bu çalıştaya, bilgi ve belge yönetimi (BBY) ya da önceki adıyla kütüphanecilik bilim ve meslek alanında görev yapan başka uzmanlarla birlikte katılmam ve bu sorunun cevabı üzerine görüşlerimi iletmem isteniyordu.

Buraya kadar her şey gayet güzel, sevindirici ve dahi heyecan vericiydi. Nasıl olmasın? Bir belediye “normal”in ötesine geçerek yani asfalt, park, kanalizasyon ve kaldırımın dışında, gelişmiş ülkelerdeki muadilleri gibi kütüphane konusuyla ilgileniyordu ve alan uzmanlarıyla birlikte “Nasıl bir kütüphane?” sorusunun cevabı en “iyi” şekilde verildiğinde, o belde “en az 1 iyi kütüphane”ye sahip olacaktı. Sahip olacak ve bölge halkının beyinlerinin ve gönüllerinin gelişimine yatırım yapacak, katkı sunacaktı. Dolayısıyla, hizmet verdiği bireyler de yaşadığı şehrin kalkınmasında rol alabilecek aktif vatandaş seviyesine yükselecekti. Böyle bir muhtemel sonuç karşısında nasıl sevinmez insan, nasıl heyecanlanmaz?

Prensiplerim gereği, daveti yapan kişiyle ayrıntıya dair kısa bir görüşme yaptım. Çalıştayın boyutlarını öğrenmek ve etkin bir toplantı geçirerek, verimli bir sonuç alabilmek için önemli bir görüşme. Yaklaşık on iki kişilik katılımcı içerisinde sadece üçünün kütüphanecilik/ BBY alanında uzman olduğunu öğrendiğimde ilk golü yemiştim. Dakika bir, gol birdi ve maça 1-0 yenik başlıyordum. Aslında alanın üniversite öğrenimini görmüş iki katılımcı daha vardı ve fakat arşiv/cilik ağırlıklı bir kariyere sahiptiler.

Sağ olsun, davet sahibi yetkilinin, iki üniversitede BBY bölümü kurma deneyimine sahip bir profesör meslektaşın katılımı yönündeki önerimi kabul etmesiyle biraz olsun rahatlamıştım.

Burada bir nefeslenerek ara not düşelim…

Aslında sevindirici bir gelişme, belediyelerin son birkaç yıldır kütüphane odaklı kıpırdanmaları. Her ne kadar belediyeler ve büyükşehir belediyeleri konusunda yıllardır yürürlükte olan temel mevzuat bu yönde çalışmalarını amir hükümler içeriyor olsa da.

Bu hareketlenme, Sayın Cumhurbaşkanının bilhassa Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi bağlamında son birkaç yıldır yaptığı konuşmalarda kütüphane konusunu öne çıkarması ve -isimlendirmeye dair şerhim bulunmakla birlikte- millet kıraathanelerini işaret etmesi sonrasında olsa da esasen bu kıpırdanışı önemsediğimi önemle belirteyim.  

“Kıraathane” kavramı bağlamındaki şerhime dair bir soru sorup devam edeceğim. Dışarıdan bakıldığında hiç kimsenin ne olduğunu anlayamadığı, içerisinde de öğrencilerin adeta balık istifi şeklinde ders çalıştığı, havasızlıktan içeride durmanın bile epeyce zor olduğu yer mi millet kıraathanesi (ilini, ilçesini tabi ki söyleyecek değilim), yoksa canım İstanbul’un şirin ilçesi Zeytinburnu’nda kelimenin tam anlamıyla kütüphane hizmeti veren kıraathaneler mi?

Bu kallavî soruyu buraya derin derin nefeslenmek (aslında düşünmek) için bırakıp devam edelim…

Neyse “davete icabet sünnettir” şiarıyla gittik “çalıştay”a…

Daha toplantının içeriğine geçmeden, tanışma faslında görünen manzara epeyce hazindi. Katılımcı isimlerinde ve özelliklerinde değişiklikler olmuştu. Yukarıda da belirttiğim gibi, “Nasıl bir kütüphane?” sorusuna cevap arayacak kişilerin yaklaşık yüzde yetmişi üniversitelerin BBY bölümlerinde kütüphanecilik konusunda en az lisans düzeyinde öğrenim görmüş kişiler değildi.

Olsun dedik… Gelmiştik ve uzmanlığımızın gereği olarak işin doğrusuna dair görüşlerimizi ortaya koymalı ve mümkünse hazırlanacak rapora girmesini sağlamalıydık. Dikkate alınır alınmaz, üzerimize düşeni yapmalıydık.

Yaptık da…

Dedik ki eğer “Nasıl bir kütüphane?” sorusu üzerine burada fikir jimnastiği yapacak, oradan bir rapora doğru yürüyecek ve nihayet sayın belediye başkanına ve belki belediye meclisine görüş bildireceksek, önce bir tanım yapalım. Aspirin kıvamında da olsa.

Öyle ya, “Nasıl bir?” sorusuyla arayışa geçeğimiz “kütüphane” kavram olarak nedir, kurum olarak neye karşılık gelir? Amaç ve işlevleri nelerdir? Hangi unsurların bir araya gelmesinden oluşur? Bu anlamda, olmazsa olmazları nelerdir?

Söyledik, anlattık… Profesör meslektaşım ve halk kütüphaneleriyle ilgili temel kurum olan KYGM’den katılan meslektaş bürokratla birlikte zamanın elverdiği ölçüde açıkladık.

Fakat bilin bakalım ne oldu? Genelde olduğu gibi “Hepsi iyi güzel de şu kütüphaneci yani uzman kütüphaneci alımı konusunda çok sıkıntı çekeriz, yani o iş biraz zor” gibi bir cevap aldık, toplantıda belediye başkanını temsil eden en yetkili ağızdan.

Yani “Tamam hastane binasını inşa ederiz; gerekli tıbbi malzemeleri, görüntüleme cihazlarını vs. alırız; hemşire, laborant, temizlik elemanı vb. sınıflardaki personel alımı da halledilir ama şu doktor isteğiniz yok mu belimizi kırıyor.” Nasıl yani? Doktorsuz hastane mi?

Aslında o “nasıl?” sorusunun olumsuz karşılığına dair epeyce bir deneyimimiz var. En somut olayları yaşadığım alan ise eğitim-öğretim yani milli eğitim sistemimiz. Alanın yönetici ve uzmanlarıyla yaptığımız birçok farklı etkinlikte karşılaştığımız tablodur, “okul kütüphanesi olduğu iddia edilen yerlerde kütüphaneci görevlendirilmeli” dediğimizde oluşan manzara.

Tam bu noktada, gelirken yolda bıraktığımız kavram ve deyimle bir arada ifade edilecek olursa, kütüphane olduğu “iddia edilen” yerlerde, birer tane bile olsa BBY/ kütüphanecilik bölümü mezunu “uzman kütüphaneci” görevlendirilmediği için okullarımızda “dört başı mamur” okul kütüphanelerimiz bulunmuyor ne yazık ki.

Mezkûr belediyemizin kütüphane/ler kurmak için çıktığı yolun daha ilk adımında karşılaşılan olumsuz durum bundan farklı değildi doğrusu. Umar ve dilerim ki yola doğru adımla başlanır ve doğudan batıya ülkemizin çeşitli şehirlerinde belediyelere bağlı olarak başarıyla hizmet veren “kütüphane gibi kütüphane” örneklerini bu belediyemizde de görebilelim.

Ve izninizle “Nasıl bir kütüphane?” sorusunun cevabı üzerine, bir sonraki yazımızda daha geniş açılı bir yaklaşımla eğilelim.

YORUM EKLE

banner26