Narsistlerle yaşamanın dayanılmaz ağırlığı

Al Pacino ve Keanu Reeves’ın oynadığı Şeytanın Avukatı filminin son sahnesinde, şeytanı canlandıran Al Pacino’nun meşhur sözü: “Kesinlikle en sevdiğim günah kibir.” diyerek yaptığı o unutulmaz gülüş, bize bir şeyi öğretmiştir aslında. Kibir yani kendini beğenmek dediğimiz büyüklenmeci yapı; insanı tuzağa düşüren, daha da ilerisi patolojik bir şekilde başkalarıyla olan ilişkilerin bozulmasına yol açan önemli bir sorundur. Behary (2018), narsistleri anlattığı Narsistle Ateşkes kitabında, narsistik kişiliklerin kökeninde şımartılmış, bağımlı, yalnız ve yoksun bırakılmış ve bunların karıştırılmış türlerinin içinde bulunduğu bir çocukluk geçmişinden bahseder.[1] Çok az sınır konulmuş, istedikleri yapılarak şımartılmış; çocuğu cesaretlendirip özgür bir birey olması için desteklemekten ziyade her istediğini yapmış ve anne babasına bağımlı yetiştirilerek kendine yetme duygusu elinden alınmış veya çocuklarının bir işte göstereceği başarıya odaklanıp çocuklarının en iyisi olmasını bekleyen bir anne babanın yanında büyümüş çocuk, narsistik yapıya elverişli bir zemin hazırlamış olur. İstedikleri yapılmadığında küplere binen bir kocada, herhangi bir engellenme veya kendini hatalı hissedeceği ortamlardan ve eleştirilerden kaçan birinde narsistik örüntülerin varlığı, bu geçmişin izlerini taşır. Narsistik kişiliklerin en temel ortak özelliği; bu birikimlerin bir sonucu olarak içsel bir yetersizlik, utanç, zayıflık ve aşağı olma duygusu veya korkusudur.[2]

Kendi hayat idealleri içerisinde sınırsız hayaller kurabilen, mükemmel olduğunu, dünya içinde özel bir varlık olduğunu düşünen kişiler narsistlerdir. O nedenle hayat içerisinde özel oluş kısmının sarsıldığı yerde kırılganlık yaşayabilir, içteki o şımartılmış büyüklenmeci çocuk, kırıldığını hissettiğinde hemen kendini toparlayabilmek için kendini, amaçsız bir uğraş içinde bulur. Yetişkin olarak görünen birçok kişi; çok çalışarak, çok içerek ve cinsellikle çok fazla meşgul olarak içerdeki o kırılgan yalnız çocuğu yatıştırmaya çalışır. Yatışır yatışmaz da tekrar eski büyüklenmeci kimliğine geri döner. Fabrika çıkış ayarlarında var olan ana tema; büyüklenmeciliktir çünkü.

Peki, ne oluyordur da bu yaralanmış çocuk ortaya çıkıyordur? Hepimiz, kendimizi sevme kapasitesiyle doğarız. Bu, sağlıklı bir kişilik geliştirebilmek için önemli bir koşuldur. Fakat bazen kendimizi olduğumuzdan fazla sevebilir veya yüksek standartların da etkisiyle olduğumuzdan fazla eleştirebiliriz ki bu da içteki büyüklenmeci yapının varlığını bilerek “Senin gibi mükemmel adama bu yakışmaz!” demenin farklı yoludur. Narsist; her halükârda kendiyle meşgul olandır. Aynadaki aksine âşıktır çünkü. Ya kendisine sığınmayı öğrenmiştir çok fazla eleştirildiği için ya da çok şımartıldığı için kendini biricik sanmaktadır. Terapinin işlevi ona sınırlarını hatırlatabilmektir. Narsistleri dünyayla yetinmeyip aya ulaşmaya çalışan, onunla da yetinmeyip Mars’a ulaşmaya çalışan insanoğluna benzetirim. O, hep en iyisini aramaktadır. İlişkisinde, işinde, gittiği doktorda, alışveriş yaptığı markette, kullandığı kıyafette hep en güzelini aramaktadır. Ama tıpkı insanın hep yeni bir gezegen arayışı gibi o “iyi” hiç bitmeyecek ve narsist bu uğraş içerisinde mutsuzluğa gömülecektir. Çünkü en iyisi olamamak, onun büyüklenmeciliğinin kırıldığı, yaralı çocuğun açığa çıktığı yerdir. Kernberg, patolojik narsisizmi tanımlarken, “Bu hastalar, kendilerinin sahip olmadığı şeylere sahip görünen ya da hayatlarından memnun görünen kişilere çarpıcı bir biçimde yoğun haset duyarlar.”[3] demektedir. Bu haset duygusu, ilişkilerinde duygu ve empatiden yoksun bir şekilde en iyisini elde etmek için bir uğraşa dönüşebilmektedir. Sevgi değil ilişkiden alacağı menfaat daha ön plandadır çünkü.[4] Engin Geçtan, İnsan Olmak kitabında şöyle der: “Özsever, bir insana sevgi duyguları geliştirirse aslında o kişide kendisine ait özellikleri sever ya da onun kişiliğinde kendisini yaşayarak, kendisine verilmiş olmasını istediği sevgiyi ona vermeye çalışır. Dolayısıyla bir başka insanın kişiliğinde aslında kendisini sever.” Hayatımız içerisinde yer alan narsistleri ya birini çok sevip aşırı idealize ederken ya da çok fazla aşağılayıp değersizleştiren iki uçta görebiliriz. Sizi şu anda seviyor oluşu, ileride bir hatanız olduğunda diğer uca geçip yoğun bir aşağılama ve değersizleştirmeye dönüşebilir.

Narsistlerin ötekini düşünebilecek seviyeye getirilmesi gerekir

Kişilik bozuklukları ile çalışan terapistler, narsistlerin terapiye gelmesi kadar onları, terapide tutmanın da zor olduğu düşüncesindedirler. Narsist; beklediği enerjiyi ve aynalamayı alamadığı zaman terapiden de kolay kopabilir. Çünkü onun hayatla kurduğu bağın benzeri terapi odasında da gerçekleşmelidir: Beğenilmek ve takdir edilmek. Güzel bir bağ kurulur ve içgörü geliştirilirse en azından mecburiyetler karşısında geliştirdiği hazda kalmasının kendini avutma kısmı olduğu ve “Mecburiyete karşı fobim var, onu telafi etmeye çalışıyorum” kısmına gelebilmesine katkı sağlanabilirse terapide güzel bir yol alınmıştır. Uzun vadedeki hazzı görmesini sağlamak ve kırılgan yapısını onarmak için uzun bir yol ve çaba gerekir. Terapist olarak kırılganlığını dikkate alarak bununla yüzleştirmek ve korunması gereken sınırlar, dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biridir. Çünkü birileri sistemik ve tutarlı bir şekilde uyarmazsa kişi, hayatı boyunca bu sınırları aşmaya çalışacaktır. Bunların nihayetinde hayatımız içerisinde bazen eş olarak, bazen anne babaveya patron/müdür olarak karşımıza çıkacak narsistik kişilerle hayatı sürdürmek hepimiz için zor olabilir. Onların sizde yarattığı duygu, değersizlik hissi veya yetersiz hissetmektir çünkü.

Narsistler, ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Ya aşırı büyüklenmeci tavırlar ya da kapalı bir mütevazilikle sizi etkileyebilirler. Onun istediği şey, hayranlığınızı kazanmaktır. Bunu vermek yerine daha sakin cümleler kurarak davranışlarının normalleşmesine katkıda bulunabilirsiniz. Sizden alamadığı övgü ilk başlarda onu zorlasa da bir süre sonra kendisine konulan sınırların varlığı, onun gerçek kendiliğine ulaşmasına yardımcı olabilir. Yeri geldiğinde sizi aşağılayabilir, hakaret edebilir veya küçük düşürücü davranışlarda bulunabilir. Onun size verdiği bu duyguyu almak yerine davranışları hakkında ona bilgi vermeniz ve rahatsızlığınızı iletmeniz yeterli olacaktır. Çünkü narsistler, yetersiz ve değersiz hissettiklerinde koruma kalkanı olarak karşısındaki kişileri aşağılamayı tercih edebilirler. Bu aslında onun kendi değersizliğinin sesidir. Bunu alıp kendinizi değersiz hissetmek yerine topu göğsünüzde yumuşatarak tekrar ona geri verebilirsiniz.

Karşınızdaki insanla olan iletişiminizdeki sorunların bir ucunda da siz varsınız. Ondan aldığınız duygulara verdiğiniz cevaplar, bu kötü hislerinizin devamına yol açan en temel sebeplerdir. Olayların sonuçlarına bakmak yerine neden böyle hissettiğinizi anlamak ve sebepleri ortadan kaldırmak sorunun çözümüne en doğal katkıyı verecektir.

Bu kapsamda hayatımız içerisinde yer alan insanlar arasında narsistik örüntüler taşıyan insanlar olabilir. Onları tanıyıp asıl uğraşlarının kendi iç dünyalarında kendileri ile olduğunu bilmemiz elzemdir. Kişi, kendi dünyasından çıktığı zaman ötekini görmeye başlar. “Narsistik bozukluk” dediğimiz şey, hep kendi dünyasında olmak anlamına da geliyor. Yani kendimizi düşünmekten sıyrılıp ötekini düşünmeye başladığımız zaman sağlıklı ve toplumsal bir varlık olmaya başlıyoruz. Narsistlerde, ötekini düşünme veya empatinin yokluğu veya çok az oluşu temel sorunlardan biridir. Bu nedenle onun ötekini düşünebilecek seviyeye getirilmesi gerekir ki daha sağlıklı olabilsin. Bu sebepten ötürü etrafınızda yer alan veya kendi içinde deneyimlediğiniz narsisistik yapıyla yüzleşmek ve onun sağaltılması için destek almak önemlidir.

Hasan Avcı


[1] Behary, W. (2018). Narsistle Ateşkes. Psikonet yayınları: İstanbul. Sf:32

[2] McWilliams, N., & Kalem, E. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. Sf: 208.

[3] Kernberg, O. (2012). Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm. Metis yayınları: İstanbul. Sf:200

[4] Narsisizm - Yaralı çocuk, Büyüklenmeci ve Avungan Arasında Geçen Hayat

YORUM EKLE

banner26