Müzikal poetikasını belirlemiş bir sanatçı

Kendine ait bir ırmağın iddiasız, naif, titiz, suskun kıpırtısını sürdürmek konusundaki direnişi alkışa değer Adem Tuzcu’nun... Selçuk Küpçük yazdı..

Müzikal poetikasını belirlemiş bir sanatçı

Bir dönem, Türkiye’nin batısından doğusuna kadar konsere gitmediğimiz şehir kalmamıştı. Yolların gözümüzde adeta anlamını yitirdiği zamanlardan bahsediyorum. Eve doğru dürüst uğrayamadığımız, konser için bir şehirden diğerine yetişmek amacıyla koşuşturduğumuz bu yıllarda yollar uzaklık konumlanmasından öte, bir güzel sevdaya inanmış Anadolu insanını birbirine bağlayan müşfik kollar gibi önümüzde açılırdı. Adıyaman’dan, İzmir’e, Konya’dan Rize’ye, Iğdır’a kadar ülkemizin farklı coğrafyalarında aynı türküye eşlik eden insanların selamlarını birisinden diğerine taşıyan elçilerdik çoğu zaman.

Bu birbirinden farklı sayısız şehirde düzenlenen konserler vasıtası ile şimdi nerede neler yaptıklarını hep merak ettiğim çok kıymetli ve yetenekli genç arkadaşlar ile karşılaştım. Hemen tamamı üniversite, lise öğrencisi idi o vakitler. Pek azı ile yıllar geçmesine rağmen irtibatımız daim kaldı. Uğradığımız şehirlerde bazen çevremize toplanan genç arkadaşlar arasında müziğe ilgili ve hatta enstrüman çalan, kendi halinde besteler yaptıklarını söyleyen arkadaşlar ile de görüşüyorduk. Bunlardan birkaçı sahiden müzikal yolculuklarını devam ettirdiler ve kendine özgü müzikal algıları çerçevesinde önemli işler ortaya koydular, koyuyorlar.

Müzikal poetikasını belirlemiş bir sanatçı

Bunlardan birisi sevgili Adem Tuzcu.. 1996 yılında konser için gittiğimiz Trabzon’da kulise kadar gelerek, bugüne uzanan dostluğumuzun ilk kapısını çalan Adem Tuzcu çok yıllar sonra, 2007 yılında ilk albümünün hazırlıklarını tamamlamak üzere çalışan titiz bir sanatçı olarak karşıma çıktı. Aradan epey yıl geçmesine rağmen, Trabzon’da bir konser evveli kuliste yapılmış ayak üstü sohbetin kalıcı izlerini Adem Tuzcu’da görüyor olmanın büyük bahtiyarlığını yaşadığımı da burada belirtmeliyim. Bu bahtiyarlığımı besleyen en önemli mesele Adem’in daha ilk albümünden itibaren müzikal olarak ne yapacağının kararını vermiş, yolunu belirlemiş olmasıdır. Ben buna “müzikal poetika” diyorum.

Trabzon’daki o konser sırasında kuliste benden başka Hasan Sağındık ve müzik dünyamızın önemli aranjör ve bestecilerinden sevgili Gündoğar da vardı. Adem o yıllar liseden mezun olmuş, üniversite sınavlarına hazırlanmaktadır ve bağlama çalmaya başlamıştır. “Bağlama” demek, türküler demek. Türküler, Anadolu’ya kimliğini veren ses evreni.. Diyarbakır’dan Yozgat’a, Silifke’den Sürmene’ye kadar uzanan ve hepimizi kardeş kılan bilginin sırlandığı gelenek... Müzikal poetikası sağlam olan, geleneği doğru kanallardan elde eden müzisyen, eline aldığı bağlamanın modern zamanlarda yolunu şaşırmadan ne söyleyeceğini çok iyi bilir. Yıllar sonra telefonun ucundan bana ulaşan Adem Tuzcu ile yaptığımız o görüşmede, müzikal yolculuğunu sağlam adreslere konumlayan bir sanatçının ayak izlerini hissetmiştim. Benim de çok sevdiğim üç eserimi bu ilk albümünde okumak isteğini söylediğinde bu yüzden hiç tereddüt etmedim.

2007 yılında çıkardığı ve “Yollar da Topraktandır İnsan da” isimli albümünde kendi özgün eserleriyle beraber “Leyla”, “Bir Yalnız Savaşçının Ölümü”, “Kurşun Kurşun Üstüne” isimli bestelerimi okuduğunda büyük bir gurur yaşadığımı itiraf edeyim. Bu ilk albüm 2007 yılında çıkmasına rağmen aslında bütünüyle 90’ların ruhunu taşıyordu. Hem teknik olarak hem de tematik olarak.. Kapak tasarımı dahil… İmkan olsa idi ve bu albüm o yıllarda yayınlanabilse idi, mutlaka dönemsellik içerisinde iz bırakan albümler arasında yerini alırdı. Kuşkusuz 2007 yılı için de kıymetli bir çalışma... Aranjede gereksiz abartılarını atmış, kendinden emin, durduğu yerin farkında olan, türkü formunun modern zamanlara taşınmış izleğini sürdüren yerli bir belleğin ürünü bu albüm, ileride daha iyi şeyler yapacak olan bir müzisyenin ilk adımları biçiminde de değerlendirilebilir.

Bu emeğin hakkını yeri gelince teslim etmek lazım

Ardından 2010 yılında gelen “Uykusuz Nöbetçi” adlı ikinci çalışmasının kartonetine düştüğü şu not, Adem Tuzcu’nun müzikal yürüyüşündeki estetik tutarlılığı anlamamız açısından önemli. Şöyle diyor orada Adem: “Üçüncü bir albüm yapabilecek miyim bilmiyorum ama, piyasadaki kokuşmuşluk, bu kıymet bilmezlik tüm müzisyen dostlar gibi beni de zaman zaman mütereddit bırakıyor. Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen sesime kulak veren bir kişinin varlığı bile cesaretlendiriyor beni. Tıpkı bu albümde olduğu gibi…”

“Beni büyük kitleler dinlesin, popüler bir nesne olayım, çok tanınayım…” gibi günledik koşuların yanıltıcı sularına kapılmadan kendine ait bir ırmağın iddiasız, naif, titiz, suskun kıpırtısını sürdürmek konusundaki direnişi alkışa değer Adem Tuzcu’nun. “Uykusuz Nöbetçi” ismini verdiği ikinci albüm mutlak ilkine göre çok daha ileri bir çalışma. Bu albümün en önemli özelliği, yine türkü formunun modern ses evreni çerçevesinde ürünler ortaya koyan bestelerin yanısıra, Mesut Çakmak’tan da iki eserin seslendirilmesidir. Ben buradan Adem’in, 90’larda üretilen birikime yönelik çok yüksek bir “vefa”, “kıymet bilirlik” duygusu taşıdığını anlıyorum. “Uykusuz Nöbetçi”de yine 90’larda önemli işler ortaya koymuş ve sonra kırgınlıklar yaşayarak geri çekilmiş -benim de çok sevdiğim- sanatçı Mesut Çakmak’tan iki eseri yıllar sonra yeniden dinleyiciye ulaştırması ancak böyle açıklanabilir. Vefa duygusu ile...

İyi eserler ortaya koymaya çalışan titiz tutumunun yanısıra bu vefakar tavrını ayrıca alkışlamak gerekli. Mesut abi adeta unutulmaya doğru itilmişti oysa. Kuşkusuz geri çekilmesinin kendince haklı gerekçeleri vardır ancak arkasından gelen hiçbir müzisyen de mi hatırlamaz böyle nitelikli eserler ortaya koşmuş bir sanatçıyı... Eserlerini alıp okumak istemez. Bazı metinlerin, seslerin, şiirlerin, dergilerin, vakıfların, ocakların, ağabeylerin vs. üzerimizde -onlar ile tanış olmasak da- manevi emeği vardır. Zaman sonra hepimiz belki bir yerlere savrulsak da bu emeğin hakkını yeri gelince teslim etmek lazım... Adem Tuzcu bu hakkı vefa duygusu ile teslim ederek görevini yerine getirmiştir her şeyden evvel.

Tuzcu geçtiğimiz günlerde yepyeni bir albüm ile koşusunu sürdürdüğünü gösterdi hepimize. “Düşünce” ismini taşıyan albümünün, ta ilk çalışmadan başlayarak sürekli nitelikli ürünler ortaya koymaya gayret eden tutarlı yürüyüşün en önemli durağı olduğu kesin. Üç albümde de beni etkileyen ilk mesele, Adem’in abartıdan uzak bir altyapı üzerine yürümesi.. “Sakinlik” bütün çalışmalarının adeta alt fonu. Oldukça başarılı bir tasarım ile hazırlanmış CD kapağını da çok sevdim. Günlerce, haftalarca stüdyoda kalıp, en iyi enstrüman icralarını almaya çalışıp, en nitelikli okumaları yaptıktan sonra bu çalışmanın kötü bir CD kapağı tasarımı ile sunulması kuşkusuz bütün bu süreci eksik bırakan bir meseledir. Dolayısı ile albüm kapağı ve hatta ismi, bir çalışmanın tamamlanmasını belirleyen son dokunuşlar gibidir. Dolayısı ile Adem Tuzcu’nun yeni çalışması “Düşünce”, bu tamamlanmayı yaşayan ve dinleyiciye bu duyguyu sadece içerisindeki eserler ile değil, nitelikli kartonet tasarımı ile de sunarak belli bir kaliteyi, eşiği işaret ediyor.

Hemen ilk dinlemede size kapısını açmayan albümler

“Sakinlik” demiştik. Bu hepimizin aradığı bir hâl aslında. Modern insan adımını evden dışarı attığı andan itibaren kendine ait olmayan bir hayatın nesnesi biçimine dönüşüyor. Artık evlerimizin bile bize ait olmadığını söylemek acı verecekse de, bu böyle maalesef. Müzik ise sanat dalları arasında bu sürece eşlik ettirilen, araçsallaştırılan en önemli suç ortağı. Modern hayatın hızlı ritmi, müzisyeni de bu ritme eşlik etmeye zorluyor. Adorno’nun “kültür endüstrisi” dediği mesele tam da burada karşımıza çıkmakta. Modernite bizden hız, gürültü ve haz ister. Buna direnenlerin yaşam alanlarını daraltır. Modern sanatçının bütün bu hâl içerisinde iki seçeneği söz konusu. Ya kendisine ait olmayan bir müziğin sıradan nesnesi biçimine indirgenecek ya da geri çekilerek, geride durmanın ağırlığını taşımaya talip olacak ve kendisi kalacak.

Adem Tuzcu’nun bu yeni albümünün ilk eseri olan “Gece”den itibaren, geride duran bir müzisyenin sesine eşlik ediyorsunuz. O ses sizi solistin icrasından, enstrümanların icralarına kadar “sukunete” çağırıyor. Adem Tuzcu aslında bir çağrı yapıyor hepimize. Dünyalık bunca koşuşturmaya karşı geri çekilmeye, sessiz olmaya, sakinliğe, durduğun yerde adam gibi durmaya yapılan soylu bir çağrı…

Bu tür albümlerin bir özelliği vardır. Hemen ilk dinlemede size kapısını açmaz. Zaman zaman aralar vererek birkaç kez dinlemek gerekli. Bu sefer her dinlemede eserlerin sözleri, aranjeleri, orkestranın yürüyüşü, enstrümanların icraları arasında gizlenmiş nüansları fark edersiniz. Bu fark etme her defasında ve aslında hiç bitmeyen bir keşif kapısını aralar size. İşte o zaman hissedersiniz albümü. Ya da albüm sizi ancak o zaman içerisine alır. Söylemek istediğim, bu tür çalışmalar bir kez dinlenip hemen tüketilen albümler değillerdir. Dinlendikçe çoğalırlar.

Adem Tuzcu’nun “Düşünce” isimli çalışması, bütün bu niteliklerin yanısıra kimi eserlerde karşımıza çıkan yerel söyleyişleri ile de oldukça ilginç bir solist icrası sunuyor bize. Trabzonlu olan Adem Tuzcu’nun kimi eserlerinde hissedilen bu yerel söyleyiş çalışmaya zenginlik katmış. Bu meseleyi de abartmayarak, yani her eserde aynı söyleyişi yineleyip yapmacıklaştırmayarak, Karadeniz müziğinin içinin boşaltılarak popülerleştirilmesi tuzağından uzaklaşmış görünüyor. “Düşünce” üzerine konuşurken bunun da önemsenmesi gerektiğini belirtmeliyim. Bütün bu bileşenler alt alta toplandığı zaman ne yaptığının bilincini taşıyan bir sanatçı profili çıkıyor karşımıza.

Giderek birbirine benzeyen her türlü popüler çalışmanın ortalığa gürültü boşalttığı bir zaman diliminde “Düşünce” albümü farklı ses evrenine doğru yolculuğa çıkmak isteyenler için bugünlerde dinleyebilecekleri çalışmalar arasında. 1996 yılında Trabzon’da bir konser evveli kuliste tanıdığım genç bir arkadaşımın yıllar sonra ne yaptığının farkında olarak, nitelikli albümler ortaya koyması bana müthiş derecede gurur veriyor. Yolun açık olsun Adem... Yolun açık olsun.

Selçuk Küpçük yazdı

Yayın Tarihi: 09 Aralık 2014 Salı 12:09 Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2021, 11:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hayri Dağcı
Hayri Dağcı - 6 yıl Önce

Adem Bey çok özel bir albüm ortaya koymuş. Farklı olduğu daha albüm kapağından hissediliyor.. Yolu açık olsun..

Muharrem Baykul
Muharrem Baykul - 6 yıl Önce

Adem Tuzcu abimizi yeni çalışmasından dolayı tebrik ediyorum. Cdsini en kısa zamanda edinmenin yollarına baka baka kaldığını gözlerimin belirtmek isterim. Selçuk Küpçük abimizi de bu güzel yazısından dolayı teşekkürü bir borç bilirim. Selam ve dua ile..

Ayşegül Uzun
Ayşegül Uzun - 6 yıl Önce

Oncelikle böylesine guzel bir albümü böylesine guzel bir yazıyla taclandiran Selçuk bey e teşekkür ederiz.Albüm için söylenecek çok fazla söz yok.Her şarkısı ayri bir duyguyla yoğrulmuş son yillarda dinledigim en güzel albumlerden bir tanesi.Hatta en guzeli.Dinlemeyen çok şey kaybeder.

banner26