Müziğin Tevekkül Hâli

Selçuk Küpçük'ün kaleminden: Ay Karanlık'tan Şahdamar'a müziğin tevekkül..

Müziğin Tevekkül Hâli

Ay Karanlık'tan Şahdamar'a Müziğin Tevekkül Hâli...

 

 

Karşımızda hemen herkesin bestelerini bir şekilde dinlediği önemli bir müzisyen duruyor. Türkiye'nin modern müzik tarihinde saygın yere sahip olan birçok sanatçı, onun bestelerini okudular yıllarca. Şarkıları dillere düştü; meydanlarda, mitinglerde çalındı, klipler çekildi ve çok izlenen kanallarda yayınlandı.

 

O ise müziğin nihayetinde varacağı büyük sessizliği çoktan keşfetmiş gibi, sükutun çepeçevre sardığı bir tevekkül ile dünyanın, geçici olanın, yanılsamanın akıp gidişini, insanların bu akışa kapılıp kayboluşunu izliyor evinin penceresinden adeta.

 

Yapmış olduğu ilk bestelerinden birisi (Ağırlama)  TRT'nin 1980 yılında açtığı bir yarışmada ikincilik ödülü alan bir isimden bahsediyorum. Birinci kim olmuştu diye soracak olursanız, o da Özdemir Erdoğan idi. Daha nice büyük müzisyenlerin, bestecilerin katıldığı bu yarışmada aralarından sıyrılıp, ikincilik ödülüne layık görülmesi gerçekten önemsenmesi gereken bir olay.

 

Ardından yine o yılların popüler dergisi Ses'in açtığı bir başka beste yarışmasında da 4000 katılımcı eser arasından finale kalarak başarısını devam ettirdi. Modern müziğimizin kült isimlerinden Timur Selçuk yönetimindeki Çağdaş Müzik Merkezi'nden dersler alıp, müzikal derinliğini genişleterek bugünlere ulaşan 4 önemli albüme imza attı. Bu albümler Deli Olmak İşten Değil, Yunus'ça, Ay Karanlık ve geçtiğimiz yıllarda çıkardığı Şahdamar isimlerini taşıyor.

 

Ben Ölürsem Akşam Üstü Ölürüm” ve “Şahdamar” gibi birçok bestesinin ona ait olduğunu bilmeden yıllarca Edip Akbayram'ın yorumundan dinlemiştik. Akbayram yorumunda, onun eserlerini daha dışa doğru açılan ve yüksek volümlü bir coşku ile söylerken o, kişiliğinin de bir özelliği olarak daha içe doğru akan, naif, abartısız ve sanki birazdan susacakmış gibi olgunluk ve bilgelik hali ile yaklaşıyor bestelerine.

 

Ay Karanlık isimli albümü uzunca bir süre evvel tanıdığımız bir müzik yapım firması olan Beyza Müzik'ten çıkmıştı. Yıllar evvel eserlerini bilip kendisini hiç tanımadığım halde telefonunu bir şekilde bulup ve bütün cesaretimi toplayıp bir gün aradım. Ay Karanlık albümünün ne kadar temiz, eli yüzü düzgün, düzeyli ve sıkı bir çalışma olduğundan bahsetmiştim. İlk irtibatımız böyle gelişti. Sonra iletişimi hiç koparmadık. Ve hatta kader bizi Urfa'da Otuzuncu Harf Dergisii'nden arkadaşların organize ettiği bir konser etkinliğinde aynı sahneye taşıdı. O sırada yeni çalışması Şahdamar'ı da çıkarmıştı.

 

Şahdamar'ın yapımcılığını Adım Prodüksiyon üstlenmişti, dağıtımını ise Asır Ajans. Açıkça söylemek gerekirse ne yapımcı firma, ne de dağıtımcı firma onun müzik dünyamızdaki saygın yerini kavrayabilecek müzikal bilince sahip değiller. Belki başka firmalar ile çalışmayı tercih etmiş olsaydı bugün eminim hepimizin gıpta ile bakacağı yerlerde görüyor olabilirdik kendisini. Ama böyle adamlarda da ayrı bir tevekkül hâli var. Ve bu hâl benim onlara olan saygımı, inancımı çoğaltıyor.

 

Birincisi bu böyle adamlar kelimenin tam anlamı ile siviller. Hiçbir grup, kurum ve yapılanma ile organik ilişkileri yok. Bu tür ilişkinin sanatlarını etki altına alacağından ya da muhatap olmak zorunda bırakılacakları kitle ile ilişki kurmakta zorluk çekeceklerinden kaygılanırlar. Bu toprakların ürettiği medeniyet bilgisinin ve içinde bulundukları kültürel havzanın bir üyesi olmak ve her şeyden evvel yerli kalabilmek onlar için yeterlidir. Oysa kendilerine sanatçı diyen(!) başka isimler gibi yapıp, bir grup ya da yapılanmaya eklemlenip, orasının üretmiş olduğu ticari ilişkiden kolayca nemalanıp hatırı sayılır bir zemin elde edebilirdi o da. Ama ahlak bilinci ve bağımsızlık duygusu gelişmiş sahih sanatçılar, kuşkusuz hiçbir zaman müziği böylesi araçsal bir ilişkiye kurban vermezler.

 

Bu sahih sanatçının ismi MUSTAFA UYSAL'dır arkadaşlar.

 

Bestelerini Edip Akbayram'ın yorumundan yıllarca dinledik, sözlerine katıldık. Besteciliğinin yanı sıra iyi bir gitarist olan UYSAL,  sanat hayatının bütününde abartıdan, gösterişten, vitrinde olmaktan, geri durmuş ve bestelerini kıymet bulacağına inandığı çevreler ile paylaşmıştır. Şahdamar isimli albümü çıkınca kendisi ile söyleşi yapıp yayınlamıştım. Belki de kendisi ile yapılmış en kapsamlı söyleşi bu idi. Orada şunu söyledi:

Bu dünyada varlık gösterebilmek ve ben de varım demek için sahip olduğum, inandığım ve yaşadığım, doğru bildiğim değerlerimden asla vazgeçmeyeceğim. Benim hayatta kimselere muhtaç olmamaktan ve çoluk çocuğumu muhtaç etmemekten başka bir beklentim yok. Yolumuz zordur. Ama delikanlı gibi işimde başarımı ortaya koymak istiyorum”.

 

Varoluşun, dünya/yeryüzü yolculuğunu ile ilgili hesaplaşmasını çoktan yapmış, öteli bir söylemin izini süren bağımsız/sivil bir müzisyen duruyor işte bu yüzden karşımızda. Eserlerinde bize kapı aralayan derinlik hem müzikal genişlik açısından önemli, hem de bestelerine şarkı sözü olarak seçtiği malzeme açısından. Çünkü MUSTAFA UYSAL salt şiir besteliyor. Şiirini şarkıya dönüştürdüğü isimler arasından Mustafa İslamoğlu, Ülkü Tamer, Ahmet Arif, Özdemir Asaf ve hatta Fethullah Gülen, Yunus Emre, Dilber Saka gibi isimler bulunuyor.

 

Bu açıdan onun bestelerinin müzikal derinliğini besleyen önemli katmanlardan birisi de hiç kuşkusuz genel anlamda Modern şiiri tercih etmiş olması ile ilgili.

 

Popüler kültürce manipüle edilmiş bir bilinç ile onun ortaya koyduğu çalışmaları içselleştirebilmek mümkün değil. Şu bir gerçek ki bugün MUSTAFA UYSAL gibi müzisyenler ile karşılaşabilmek gerçekten zor. Bastıkları gitar perdesinden doğru bir ses çıkartabilmek, sıra dışı, özgün, kimlikli ve estetik belirlenimler ile yapılanmış bir beste ortaya koyabilmek için ömürlerini veren bir avuç saygın müzisyenden birisi UYSAL. Durduğu yerin ona yansımış olan bir hâli var ve o, bu hâli bütünüyle içselleştirmiş. Dolayısı ile ne müziğinde, ne de duruşunda bir abartı, gerçekdışılık göremiyorsunuz. Bizi (en azından beni) ona çeken kuşkusuz işte bu sahicilik bilgisidir.

 

Bu yazıyı okuyan birçok genç arkadaş belki MUSTAFA UYSAL ismini ilk kez duymuş olacaklar.  Bu biraz da gerçeğin, iyinin, doğru çalışmaların üzerini kapatmak üzerine kurulu ve bütünüyle insanların duyarlılıklarını sömürerek var olmaya çabalayan müzik piyasası ile ilgili. Piyasadan kastettiğim, hem Unkapanının getirmiş olduğu, hem de dini çevrelerin getirmiş olduğu verili/dayatılı düzendir. Gerçek eser ile mücadele edebilecek donanıma sahip olamayanlar, doğal olarak popüler kültürün yanılsamasından istifade ederek varoluşun dünya/yeryüzü tarafına ağırlık vereceklerdir.

 

Bu ağırlık görünürlük, abartı, vitrin ve duyarlılık sömürüsü üzerine oturur. MUSTAFA UYSAL gibi sahih müzisyenlerin bu tür alanlardan işleri olamaz. Bu aslında bir tercihtir de. UYSAL'ın yukarıda alıntı yaptığım söyleşisinde de belirttiği gibi O zaten bilerek, isteyerek zor olanı tercih etmiştir. Yoksa kolay olanı yapmak zor bir şey değildir.

 

 

Selçuk Küpçük, tevazuu ve tevekkülle ile devleşenlere selam etti.

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2010, 21:17
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
umut
umut - 12 yıl Önce

mustafa uysal ismini biliyorum. çok başka bir sanatçı.
son iki albümü de mevcut bende. dinlemeyen arkadaşlara özellikle tavsiye ediyorum.
bu isimlerin gündeme taşınmasını önemsiyorum

Ahmet
Ahmet - 11 yıl Önce

Mustafa Uysal beyi ilk olarak 2008 yılında özel bir müzik dinletisinde dinlemiştim. Bir sonbahar akşamında, İstiklal caddesinde, akşamın daha ilerlemiş vaktiydi. 8-10 kişilik gruba çalmış ve söylemişti. Şarkılar arasında da müzik üzerine birikimini paylaşmıştı bizlerle. Ay Karanlık daha yeni çıkmıştı. Müzikleri inanılmazdı. Bir kaç zaman sonra Mustafa Demirci'nin seslendireceği ASUDE'nin bestesini de o gün kendisinden dinlemiştik.
Yazı için de teşekkürler.

Ahmet Aşkın KÜÇÜKKAYA
Ahmet Aşkın KÜÇÜKKAYA - 11 yıl Önce

Kendim ilçemle ilgili yayın yapan bir web sitesinin sahibiyim. Selçuk Küpçük isimli yazarınızın yazılarını severek okuyor ve takip ediyorum. Hatta makalelerini sitemde yayınlıyorum. Bu makalesinde, Mustafa UYSAL'ı tarif ederken; " kişiliğinin de bir özelliği olarak daha içe doğru akan, naif, abartısız ve sanki birazdan susacakmış gibi olgunluk ve bilgelik hali ile yaklaşıyor" cümlesine istinaden yazarımızın da aynı olgunlukta olduğunu söyleyebilirim. Allah yolunuzu açık etsin.

banner19

banner13

banner26