banner17

Müslümanca duyarlılığın sızısı bu albümde

Müslümanca duyarlılığın tam olarak sözleriyle ve besteleriyle örüldüğü bir ezgi albümü Ömer Karaoğlu'nun 'Sızı'sı... Fatih Pala yazdı.

Müslümanca duyarlılığın sızısı bu albümde

Onunla tanıştığımda lisedeydim. Kiminle mi? Ezgi albümü Sızı’yla tabi ki. Ahmet Mercan üstad da Ömer Karaoğlu için “Onu tanıdığımda daha lisedeydi.” demişti 23 Gerçek Adam/Boyasız Yüzler kitabında. İki cümlenin kurucusu ayrı olsa da cümlelerin birleştiği noktada aynı şahıs var; ezgi ve marşlarıyla yüreklerimize inşirah sunan, dinlemekten bıkmak şöyle dursun, dinledikçe “Dinlemeden olmaz!” dediğimiz kıymetli sanatçımız ve güzel Müslüman Ömer Karaoğlu.

Sızı’yı 1995’te çıkarmış sanatçımız. Allah-u âlem ben de 1997’de tanıştığımı hatırlıyorum. İlk kez dinlediğim ve hayran kaldığım ezgi sofrasıydı, diyebilirim bu albüm için. İnsanlar cahilî ve süflî dinleyişler içerisinde gezinirken, o günlerde Sızı ile beni yaren kılan ağabeyime minnettarım. İmanlarının farkında ve derdinde olanların, bu dertlilik ve farkındalıkla sevdalarının şarkılarını da söyleyebildiklerine şahid oluyordum Sızı sayesinde.

O dönemde Bosna, Müslümanların ana gündemiydi

O tarihlerde, tatil günlerinde çalıştığım her yerde onu da yanımda taşır, dinlerdim ve dahi dinletirdim uğrayıp geçene. Mesela çay ocağında, ekmek fırınında… Buralar, insanların uğrak yerleridir malum. Çay içmeye, ekmek almaya gelenlerin kulaklarına uzaktan yakından, hafiften ağırdan bizim ezgiler değiyordu cebren ve hilesiz. Koca şehir İstanbul’da derlenen/demlenen bu albüm, küçük Gümüşhane’nin daha küçük ilçesi Köse’de dinleniyordu. Ömer Karaoğlu, o vakitler bizim ilçeye gelmemiş olsa da –şu gün, şu an olmuş hâlâ ayak basmadığını biliyorum- biz, onu kasetleriyle çoktan getirmiştik bile. Ayak basmamış bizim topraklara; buna ne gam, biz sesini getirmişiz tâ kilometreler ötesinden.

Dinlemekte de dinletmekte de haklıydık ama! Bu sesi yüreğimize değen adam neler söylüyordu neler! İlk eserini şairler şairi Mehmed Akif Ersoy’dan almış “Necid Çöllerinden” adıyla. Nasibi, daima hüsran kesilmiş, bütün solukları feryat olmuş ümmet için bir nur, bir huzur isteniyor burada… Daha sonra sıraya Bosna’yı koyuyor. Çünkü Bosna’da, sızı var, hüzün var, dua var, “Bosna’ya Ağıt” var. Sanatçımız, zamanının şahidi, kalbi ve sesi olduğu gerçeğini ispatlıyor 90’ların Bosna’daki mezalimini konu edinerek... Ana kucağı görmeden kan gören minik ellerin öyküsü yürek dağlar iken Ömer Karaoğlu’da bu, “sızı”ya dönüşüyor işte. O dönemde Bosna, Müslümanların ana gündemiydi; Bosna’yla yatılıp Bosna’yla kalkılır olunmuştu. Okullarda bile Bosna için yardımlar toplanmıştı. Hal böyle olunca elbette ezgilerimize de yansıyacaktı Bosna.

Kadın, erkek ve çocuk tüm insanların beklediğini ve ayrıca beklendiğini anlattığı “Ah İnsan” isimli eseri geliyor sonra sanatçımızın. Hem bekleyen ve hem de beklenen olmak, sanatçımızın üzerinde durup düşündüğü konu olur ve konu olmakla kalmayıp çok güzel bir ezgiye dönüşür olay. Âlem karanlıklardayken Peygamber’i rehber bilenleri, bülbül güle darılmışken muhabbetle kardeş olanları, yola koyulanları “Uğur Ola”da dile getirdiğini dinliyoruz ve onları çok seviyoruz. Ezgi ezgi ilerliyorken bir de ne görelim, yolumuz üzerinde Peygamber aleyhisselam’ı bekleyen, O’na “Neredesin” diyen bir soluk, bir haykırış çağıldıyor. İnsanlığın, Peygamber’i tanımaktan ve O’na yaklaşmaktan başka çaresinin olmadığının dersini veriyor dinleyici dostlarına dize dize, beste beste…

Daha daha sonra bir bakıyoruz bize ölümü sevdirmeye çalışıyor, “Ne güzel tercihtir.” diyor onun için “Nevbahar” ezgisinde ölümü ölümsüzlüğe doğuş olarak bilen sanatçımız… Yaratıcısının kudretine hayran olduğunu ve ayetleri karşısında dayanamayıp secdeye vardığını, diz çöktüğünü “Gün Doğanda” ile fark ediyoruz. Mümin bir kulun Rabbini razı etme gayesini taşıdığının hissiyatı doğuyor bunları böyle dinleyince. “Sanat, sanat için değilmiş.” deyiveriyor dikkatli dinleyici Ömer Karaoğlu’na kulak kesilince, “Her şey gibi sanat da Allah cc. içinmiş.” tefekkürünü yakalıyor kaybetmemek üzere bu noktada. “Sen” ezgisiyle bu iklim taçlanıyor adeta. Rabbinin yüceliği devreye giriyor, O’nun eşsizliği, can verip can alanlığı sarıyor etrafı mis gibi, nimetlerle bezenmiş gibi.

Gözyaşının, bombanın, kin ve nefretin, hüsranın müsebbibi olan insana uslanmasının ve aslına dönmesinin artık ne vakit olacağını, bu vaktin ne zaman dolacağını soruyor tüm sorgulayıcı haliyle sanatçımız “Ne Zaman”da. Ama uslanır mı insan, utanır mı hiç? Temennisi uslanmaları, artık insanî bir tıynet olan utanmayı bilmeleri yönünde… Ne yapsındı sanatçı; uyarmasın mı, hatırlatmasın mı, korkutup sakındırmasın mı? Toplumun vicdanı olarak görevinin bilincinde hareket edip yapmaya çalışıyor yapılması gerekenleri hem sanatçılığıyla ve hem de müminliğiyle. Son olarak çok büyük ve yemişi asla tükenmeyecek bir “Tohum”u atarak binanın tuğlalarını tamamlamış oluyor: La ilahe illallah… Tek ses, tek söz ve de tek öz: La ilahe illallah… Göklerde ve yerde olanların tümü bu atılan tohumun şahidliğini yaptığı müddetçe gelecek kurtuluşu müjdeleyecek. Kutlu bir Nebi’nin eliyle dünyaya yeniden göz açanlar, bütün meleklerin selama durup tek sese kilitlendiğini görürler: La ilahe illallah…

Müslümanca duyarlılığın örüldüğü bir ezgi albümü

Evet, Giz Ajans’ın şefkatli kollarında ulaşmıştı bizlere “Sızı”, Ocak 1995’te; şimdilerde Nüans Prodüksiyon görevi üstlenmiş vaziyette. On adet güzeller güzeli ezginin, birinin bestesi hariç tümünün söz yazarı ve bestecisi sanatçımız Ömer Karaoğlu. O haricî olan bestenin sahibi de yabancı değil, eşi ve rahmetli Ahmet Sarıoğlu Hoca’nın kızı Zeynep Hanım oluyor kendileri. (Bu ayrıntıyı, tabiî ki de sanatçımızın biricik kitabı olan Sahne Geri[ci]sinden Bir Vaaz Bir Diyalog’dan öğrendim.) Albüme katkıda bulunanları belirtmeden geçmek hakkı teslim etmemek olacağından, isimlerini analım istedik onların da: Ahmet Mercan, Taner Yüncüoğlu, Hasan Gümüş, Bestami Korkmaz, Ömer Faruk Akınlar.

Müslümanca duyarlılığın tam olarak sözleriyle ve besteleriyle örüldüğü bir ezgi albümü olan “Sızı”, keşfine varamayanlar için ilk günkü tazeliğiyle kâşiflerini bekler durur. Bekleyen zaten pişman değil de, beklenenler daha fazla dururlarsa pişman olacaklarmış gibi sanki bir düşünce hâsıl oldu bizde. Bizden dinlemesi ve söylemesi; ya sizden neyin nesi ey mübarekler silsilesi, bekletmeyelim diyoruz artık bu mümin sesi!

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Ağustos 2015, 15:42
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20