Muhibb-i hânedan-ı Mustafâ ol!

Bugün Mah-ı Muharremdir, Bugün Eyyam-ı Matemdir..

Muhibb-i hânedan-ı Mustafâ ol!

“Bugün mah-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar / Bugün Eyyam-ı matemdir, bu gün ab-ı revan ağlar” (Alvarlı Efe Hazretleri)

Muharrem ayı içindeyiz. Hem hicri yılın ilk ayı hem de dört haram aydan biri Muharrem. Bir başka özelliği daha var: Hz. Hüseyin bu ayın onunda yani Aşura günü Kerbela’da şehit edildi. Onun şehadetinin arkasından okunan mersiyeler hem Müslümanların bu olay karşısındaki duyarlılıklarını ortaya koyuyor hem de edebiyatın en güzel örneklerini.

Kerbela Hz. Hüseyin Camii
Resmi büyütmek için üzerini tıklayın

İstanbul’da, özellikle Sümbül Efendi Camii’nde yapılan Muharrem ve Aşura merasimlerinde mevlit bahirlerinin arasında mersiyeler okunuyor. Çünkü sadece Şii kardeşlerimiz arasında değil, Hz.Ali silsilesinden gelen Sünni tarikatlarda da Muharrem ayının ihyası önemlidir. Muharrem ayının ilk on günü öğle ezanları Hüseyni makamında okunur. Dergâhlarda musiki aletleri kaldırılır, Muharremiye denilen ilahiler ve mersiyeler seslendirilir. Enstrümanlar olmaksızın icra edilebildiği için de bu ihyada mersiyeler önemli bir yer tutar.

Her Yer Kerbela, Sadık YalsızuçanlarMersiye nedir?

Mersiye, ölen insanların arkasından inşad edilen ve ölenin iyi ve güzel yanlarının, ölümünden duyulan acının ifade edildiği şiirlerin genel adıdır. Tarihte en eski mersiyenin Hz.Âdem tarafından söylendiğine inanılır. İlk insan, ilk peygamber ve ilk baba olan Hz. Âdem oğullarından Kabil’in Habil’i öldürmesinin ardından acısını söze dökerek dindirmeye çalışmıştır.

Arap edebiyatında mersiyenin tarihi, İslamiyet öncesinde kadınların cenaze törenlerinde söyledikleri ahenkli sözlere kadar uzanır. İslamiyetle birlikte ölenin arkasından ağlamanın abartılması yasaklanmıştır. İşte bu yüzden Peygamberimiz (sav) için yazılmış mersiyeler kısa ve az sayıdadır. Türkler ise İslamiyet öncesi dönemde cenaze törenlerinde sagu ya da ağıt okuduklarından mersiye ile bir yakınlık kurmuşlar ve Müslüman olduktan sonra da bu âdeti devam ettirmişlerdir.

Türk edebiyatında mersiye

Anadolu Türk edebiyatında 15. yy’da görülmeye başlanan mersiyeler çoğunlukla kaside şeklindedir. Daha sonraları farklı nazım biçimlerinde de mersiyeler kaleme alınmıştır. Bu nazım şekillerinden terci-i bend ve terkib-i bend’ler mersiyeye en uygun şekil olarak kabul edilmiştir.

Saadete Erenlerin Kerbela Şehitlerinin Bahçesi16. yüzyıl ise klasik mersiyenin oluştuğu dönemdir. Bu dönemde bir önceki yüzyıldan farklı  olarak padişah, şehzade ve devlet ileri gelenleri üzerine yazılan mersiyelerin sayısında bir artış görülür. 17.yy’da aile fertleri ve yakın dostlar için yazılan mersiyeler öne çıkar; 18.yüzyılda ise mersiye yazımında sayıca azalma görülür. 19.yy’da ve Tanzimat döneminde batılılaşmanın bir sonucu olarak edebiyatta yeni formlar oluşur. Bu sebeple mersiye türünde de değişimler yaşanır. Edebiyatımızdaki mersiyenin tarihçesi böyle.

Ama asıl vurgulayacağımız mesele şu: Bizim mersiyelerimizin en önemli teması Kerbela’da Hz.Hüseyin’in şehit edilmesidir. Dini- tasavvufi Türk edebiyatında Ehl-i Beyt sevgisi ve Kerbela vakası sıkça işlenen konulardandır. Türkler bu olaydan çok sonra İslamiyete girmelerine rağmen Hz. Hüseyin’in haksız bir şekilde öldürülmesinden (şehid edilmesinden) derin bir üzüntü duymuşlardır. Hz. Peygamber’in emaneti olan Ehl-i Beyt’in ve çok sevdiği torunları Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’in şehit edilmesinden duyulan bu üzüntü pek çok esere ilham vermiştir.

Âbidân-ı Mustafayız biz Hüseynîlerdeniz

Âşıkan-ı Mustafayız biz Hüseynilerdeniz

Başımız top eyledik Şah-ı şehidân aşkına

Cân-fedâ-yı Kerbelâyız biz Hüseynîlerdeniz

                                                 (Hilmi Dede)

Kerbela, Erol AkyavaşTarihimizde Hz.Osman’ın şehit olması ile başlayan siyasi karışıklıklar, Hz.Ali’nin şehit edilmesi, ardından da Hz.Hasan ve Hüseyin’in şehit edilerek yönetimin Emevi sultasına geçmesi ile sonuçlanmıştı. Bu yüzden Kerbela mersiyeleri Emevîler döneminde bir anlamda muhalefeti simgeliyordu. Şiiler arasında çok rağbet görmesi bu yüzdendir. Sünniler arasında da yaygın olan mersiyelerin Şii’lerinkinden farkı ise saltanatla başa gelen ilk hükümdar olan ve Hz.Hüseyin’in şehit olmasına neden olan Emevi halifelerinden Yezid ve taraftarlarına çok fazla lanet okunmamasıdır.

İslamiyet’e geçişten sonra Türk edebiyatında verilen eserler arasında Hz. Muhammed’in ashabı ve halifelerini anlatan mesnevilerin Çehar Yâr-i Güzin bölümleri ve Hz. Ali’nin cenklerinin anlatıldığı kitaplar dikkat çekici bir yer tutar. Bu da sadece Haseneyn’e (Hasan ve Hüseyin) değil, tüm ehl-i beyt ve sahabeye yönelik derin bir sevgi beslenildiğini gösterir.

Her gün aşura, her yer Kerbela…

Hz.Hüseyin, canı pahasına haksızlığa karşı duruşu ile kendini feda edişin bir simgesidir; Reha Çamuroğlu’na göre. Çünkü Hilafeti ele geçirmek için değil, haksızlığa karşı durmak için yola çıkar. Bu uğurda da şehid edilir. Kerbela mersiyelerinde Hz.Hüseyin sadece şehadeti ile değil, insan-ı kâmil olarak sahip olduğu meziyetlerle de öne çıkarılır. Böylece bu ideal insan tipi tekrar tekrar hatırlatılmış olur. Hatta zulme karşı her an cehd içinde olmayı vurgulayan bu hatırlatma zaman içinde şöyle bir deyişe dönüşmüştür: “Her gün Aşura, her yer Kerbela…”

“Çün Muharrem oldı ey dil âşıkan ağlar bugün/ Cümle mevcûdât-ı âlem ins ü cân ağlar bugün” Vehbî

Maktel, muharremiye, mersiye-i şehid-i Kerbela isimleri ile anılan bu şiirler Muharrem ayında, özellikle 10 Muharrem’de yani Kerbela vakasının yıl dönümünde tekke ve camilerde okunurdu. Her tarikatın kendine mahsus uygulamalarının olduğu törenlerde okunmak üzere bestelenen bu mersiyeler, mersiyehanlar ya da nevhahan denilen sanatkârlar tarafından icra edilirdi. En eski Kerbela mersiyesi ise Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye adlı eserinde bulunan Vefatü’l-Hasan ve’l-Hüseyn adlı kasidedir. 15.yüzyılda yazılan bu eserden sonra da pek çok Kerbela mersiyesi yazılmıştır.

Özellikle Alevi-Bektaşi gelenekte öne çıkan Ehl-i beyt sevgisi ve Kerbela şehitleri ile ilgili mersiyeler Sünni tarikatlar arasında da büyük bir önem taşımaktadır. Tarih boyunca Kerbela mersiyeleri hem haksızlığa karşı duruşu vurgulamış, hem de farklı meşrep ve mezhepten Müslümanları ehl-i beyt sevgisi etrafında toplayan ortak bir hassasiyet oluşturagelmiştir. 

Şah Hüseyn’in firkatiyle ağlayan gelsün beri

Ah u vah idüp dem-â-dem inleyen gelsün beri

                                                                         (Fuâdî)

 

 

 

 

Rümeysa Şişman “ehl-i derdin inleyecek çağı”nı yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2010, 19:03
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
suleyha
suleyha - 10 yıl Önce

Yunus'un deyişiyle "Ah ümmetim diye ağlar Muhammed." Bize bu suzinak ilahiyi okurken mısraın ikinci kısmını "Hasaneynim diye ağlar Muhammed" diye okutmuşlardı. Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye adlı eserinde bulunan Vefatü’l-Hasan ve’l-Hüseyn adlı kasidesini de bir yazsan ne güzel olur. "Hüseyni öptü boynunda hasan ağzın dudağında / İkisin bab-ı şefkatte bu resme eyledi irâd" Bir de bunu nühüft makamında dinleseniz...

Sümeyye Odabaş
Sümeyye Odabaş - 10 yıl Önce

Karbela Hadisesini mersiyelerin tarihi perspektifiyle anlattığınız enfes haberiniz için çok teşekkür ederiz ve haberlerinizin devamını dileriz.

Celalettin Akca
Celalettin Akca - 10 yıl Önce

Hüzün içte huzunle yazılmış bir yazı mesrur etti beni. Çünkü yazacağına ve yazdıklarına inandığım Rumeysa yazmış. Tebrik ve minnetle okudum yazını. Hassas bir konuyu ciddiyetle ele alışın ve onu görsel ve işitsel bir muhteva ile bezeyişin beni çok etkiledi. Tekrarını niyaz eder hayırlara vesile olmasını dilerim. Selam ile...

banner19

banner13

banner26