banner17

Konserle kanser tedavisi olur mu?

Her tını, her ahenk, her haykırış, her uyumsuzluk bir uyuma, bir dirilişe, bir aydınlanışa kapı olmalı. Mustafa Nezihi İstanbul'a gelen Buika'yı, müziği, denizi, melekleri ve acıları anlattı.

Konserle kanser tedavisi olur mu?

İstanbul’da Buika dinlemek… Hiç düşünmemiştim bunu. Fakat geçen hafta CRR’de Afrikalı o küçük kadını dinledim. Yaklaşık birbuçuk saat sürdü Buika’nın performansı.

Müzikle dinleyiciler arasında çelişki olur mu?

Bir kaç ağabeyin yardımlarıyla son anda girebildim o salona. Bilet fiyatları bir memur maaşının boyunu aşıyordu. Ortada tuhaf bir çelişki vardı. Çünkü Buika ezilenlerin, acı çekenlerin, özgürlüğe hasret kalanların, sevdiğine kavuşamayanların, vatanından koparılanların müziğini söylüyordu. Genelde dışarda kalanların, ancak sokağı yurt edinebilenlerin çığlıkları vardı sesinde. Oysa kendisini dinlemeye gelenler ‘seçkin’ kimselerdi. Görüntülerinden maddi durumlarının, rahatlarının yerinde olduğu hissediliyordu.

BuikaAyrıcalıklı dinleyiciler de sahnede!

Giyimleri, üstleri başları düzgündü. Karınları gayet toktu. Ayakkabıları boyalı ve cilalıydı. O kadar ki ‘ne işim var benim burda?’ diye sorguladım kendimi. Müzik iyiydi, icra iyiydi ama ortam fazlasıyla konforluydu. Hatta bazıları sahnede, müziğin icra edildiği sahnede oturma lüksünü elde etmişlerdi. Herhalde orası parası daha çok ve/ya mevkii daha yüksek olanlara tahsis edilmişti. Daha has, daha özel dinleyiciler sanatçıya çokça yaklaşma lütfuna erişmişlerdi.

İçimde dikenli sorular...

Konser bitiminde boyasız ayakkabılarıma kaydı gözlerim. Şükrederek Beşiktaş’a doğru inmeye başladım. Buika’nın şarkılarının, acılarının, çığlıklarının, çılgınlıklarının yeni olmayan elbiselerimden kalbime doğru sızmasını istercesine yürümeye başladım. Buika’nın İstanbul’a ve bana kattığı ritimle denize doğru akıyordum. İçimde dikenli sorularla…

BuikaKonserdan sonra denize yürümenin güzelliği

Çünkü işte kapitalizm her yerdeydi. Müziğin ta içindeydi. Her şey piyasaya düşmüştü. Sokakların, kölelerin, çingenelerin, acıyla güzelleşenlerin, kaybedenlerin müziğini dinlemek için paran olmalıydı. Yorucu bir işte akşama kadar çalıştıysan ve ay sonunu zar zor getirebilecek kadar ücret alıyorduysan, o konser ve başka müzik ziyafetleri sana yasaktı. Bu ne yaman çelişki! Böyle böyle ulaşılamaz veya ulaşılınca tüketilen bir metaya dönüştürülüyordu her şey.

Beşiktaş’a indiğimde sorular beni bırakmamıştı. Hatta benimle birlikte Üsküdar motoruna da bindiler. Denizin dalgalı yüzeyinde ayakta yolculuk yaptılar. Konser salonlarını dolduran bazı yüzlerdeki arayışı ve huzursuzluğu hatırlattılar bana. İstanbul’un kendini egemen ve yabancı bir kültürle hırpalayıp hırpalamadığını fısıldadılar.

BuikaCamiler, melekler ve müzik ve İstanbul!

Üsküdar’a yanaşırken camileri gösterdim onlara. O konsere gelenlerin çoğunun artık göremediği camileri. Bu yüzden mi bu kadar rağbet ediliyordu bu profan-pagan ritüellere? Dinmeyen o iç ağrıları dindirmek, sahiciliği müziğin ritminde, büyüsünde bulmak için mi dolduruyorlardı o salonları? Bir kaçış ve arayış-sığınış mabedi miydi oralar?

Şimdiye dek binlerce kez sarsılmış olan arza ayak bastığımda 'müzik bir sarsıcıdır' diye düşündüm. Sarsmalı ve yüklerini azaltmalı insanoğlunun. Unutmak için değil hatırlamak için varolmalı. Her tını, her ahenk, her haykırış, her uyumsuzluk bir uyuma, bir dirilişe, bir aydınlanışa kapı olmalı. Yürekteki o dinmez sızıya eşlik eden, onu daha da güzelleştiren bir uyarıcı. Öyleyse selam olsun meleklerin teskin eden müziğini duymak için yeryüzü macerasını devam ettirenlere!

 

Mustafa Nezihi bir konser sonrası yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2011, 18:27
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
seda
seda - 8 yıl Önce

çok güzel bir yazı kalem almışsınız.hissettiklermiz dillendirilmiş saolun.

adım benden
adım benden - 8 yıl Önce

konserle hiç bi hayır olmaz

sarah
sarah - 8 yıl Önce

Mutlaka no habre nadie en el mundo şarkısını dinleyin derim...defalarca dinliyor bıkmıyorsunuz.

banner8

banner19

banner20