banner17

Kekilli: Kalbimde darp izi var!

"Ben Filistinliyim" diyen Murat Kekilli kalbindeki darp izlerini ifşa edeceğe benziyor..

Kekilli: Kalbimde darp izi var!

Bir devrim yapsana baba!

Murat Kekilli“ 'Bu akşam ölürümle' alakalı söyleyebileceğim tek şey şu; Bir şarkının bir insanı ölüme sürükleyeceğine intihar ettireceğine asla inanmıyorum. Bir şarkı insanı coşturabilir, âşık da ettirir. Hatta devrim bile yaptırır. Ama daha kötüsü olmaz"

Hangimiz deli?

İbrahim Paşalı’nın da hep söylediği bir şey vardır: “Bir adam canhıraş şarkı söylüyor mu? Buna bakıp karar veririz.” İşte Murat Kekilli de tam olarak bunu yapıyor. Eğer ben kulaklığı takıp on, on beş defa ardı ardına bir adamı dinliyorsam, deli olma ihtimali bende değil şarkıyı söyleyendedir. Sevgili dostum Abdullah Kibritçi sayesinde biraz gâvur müziği dinlemiş olsam da, hepsinin bir kulağımdan girip ötekinden çıktığını söylemeliyim. Yakında onunda bu müzikal fetretinden kurtulacağını umuyorum.

Kim suçlu?

“Anadolu Rock”  deyimini duyunca aklımıza gelen iki büyük vardır: Barış Manço ve Cem Karaca… İkisi de bu toprakların müziğini icra eden “baba adamlar” ve üstadlardır. Ancak diğer bir taraftan şöyle eğreti bir yanı da hepimiz görebiliriz: Barış Manço’da “muhalif” duruş, Cem Karaca da ise tam tersine “muhalefet kanalını bulamama” gibi bir durum vardır. Saygısızlık etmek asla niyetim değil. Onlar sayesinde doğru düzgün müzik dinledi birkaç kuşak. Barış Manço yıllarca dünyayı insanların evlerine taşıdı, Cem Karaca “işçisin sen işçi kal” diyerek esmer yüzlü delikanlıların umudunu taze tuttu. Ama Manço; kardeşlik mesajlarına karşı, bir tane savaşa karşı müzik yapmadı. Cem Karaca, aşırı sol fraksiyonların ellerinde bir bayrak olarak dolaştı. Bu yüzde yüz onların suçu değildi, ama buna yol açmayabilirlerdi.

Kekilli bambaşka!

Şimdi, Rock gibi bir “asi, muhalif” müziğin içinde bir adam, şarkılarıyla devrim yapıyor. Bu adam hem muhalif, hem her fırsatta Müslümanlığını dile getiriyor. Gazze Konvoyu’na katılıp, İmam Hatip Liselerine konferansa gidiyor. Albümünü yapıp, Adana’ya köyüne çekiliyor, soğan ektiğini söylüyor. Tabi ki bunu bir ritüel gibi yaptığını söylemiyoruz. Bunu söylemiş olması bile bir iştir. Geçen haftalarda haberini girdiğimiz Karabiga’da dört yıl önce festival dolayısıyla konseri vardı Kekilli’nin. Bizler de Kasabanın iki “amatör acar muhabir delikanlısı”, konser öncesi “acaba Kekilli’yi görebilir miyiz? diye otele gitmiştik.

Murat KekilliOtel’in bahçesine girince gördüğümüz manzara şu idi: “Tek kişilik, küçük, üstü açık, otel sahibinin haftasonları gezdiği helikopter, üstünde de Kekilli ve gitar ekibi” Sahne sırasını bekleyen Kekilli’ye  bir merhabamızdan sonra tam iki saate kadar muhabbet ettik. Bir mini konser de bizim için vermişti. Memleket meselelerinden tutun da, yaptığı müziğin anlamına kadar her şeyi konuşmuştuk. Ve ne kadar Anadolu’lu, ne kadar “adam” olduğunu o zaman anlamıştık. Yedi bin nüfuslu bir sahil kasabasına gelmeye imtina eden, İzel gibi, gelince de sahnede “sıkılıp” bayılma numaraları yapıp erken ayrılan top-pop 10’nlardan değildi o. Sahnede iki saat kaldı ve Karabiga iki saat Devrim gördü. Evet, bir adam sahnede o koca kitleyi avucunun içine alıp sallıyorsa, sinir uçlarımıza kadar neşe ve müzik gidiyorsa ben buna devrim derim.

Aşk yoksa geriye ne kalır? -Hiç

Şuraya kadar yazdıktan sonra daha önce dinlemediğim bir şarkısı “yar deyi”yi açtım şu an ve söze bakın: “Ama aşkı bilmez ahali, onu günahtan sayar.” Bu cümle bana Zarifoğlu’nun “halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur” sözünü hatırlattı. Zarifoğlu’nun sözündeki bir nüansa dikkat edin: banka şubesi falan demiyor, dükkan diyor. Zengin mahallesine gelin giden muhafazakârlar bu kelimenin manasını hala kavrayabilirler mi bilmiyorum ama benim içimi titretmeye yetiyor. Yani bizim mahallemize şube değil, dükkan açılır kardeşim!

Kalpte darp izi taşımak gerek

Acısı olmayan adamdan mümkünse uzak duralım. Bir adam edebiyat yaparken, müzik yaparken, canından bir parçayı o işe feda etmiyorsa, vallahi ne okuyun, ne dinleyin! Burası, -İstanbul- dediğim zaman, Mekke – Medine, Kudüs, Bağdat, Tahran, Saraybosna, Beyrut, Kahire’de demiş oluyorum aynı zamanda. Ama Paris deyince yanında aklıma Roma da gelmiyor. İslam medeniyeti çok kardeşli bir aile, bizim sanayi devrimimiz yok, Allah’ımız var netekim! Allah’ına kadar şarkı söyleyen Kekilli var…

“Filistin'deki savaş doğru bir savaş değil. Bir tarafta dünyanın en modern silahlarıyla saldıran İsrail, diğer tarafta da bir avuç mazlum, tanklara toplara karşı taş atarak direniş gösteriyor. Sanatçılarımızın bu konuda acı duyması gerekiyor. Ben ezilenlerin yanındayım. Ve bu piyasanın da Filistinlisi olduğumu düşünüyorum.” diyen adamın yakında “Kalbimde Darp” isimli albümü çıkıyor, bu vesileyle bunu da duyurmuş olalım.

 

Taha Süren fedakârları sever

Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2010, 21:22
YORUM EKLE
YORUMLAR
öztürk
öztürk - 9 yıl Önce

helal olsun

banner8

banner19

banner20