İslâm’dan dünyaya yayılan musiki zevki

Kıtaları, kültürleri, insanları ve dağları aşar müzik... Tıpkı dil gibi iletişim kurmamızı sağlar; en sevdiği nağmeyi bir türlü aklından çıkaramayan nice büyük bestecinin, hepsinin kulakları duymasa bile damarları duymuştur onu…

İslâm’dan dünyaya yayılan musiki zevki

"Sekizinci yüzyılın başında Avrupa’ya ilk geldiklerinde müzik ve müzik aletleri yapımında Avrupalı uluslardan daha ileride olan Araplar, bu sebeple müzik alanında harikulade bir etki yaratmışlardır.’’

C. Engel, 20 yüzyıl müzik tarihçisi

Müziğin iyileştirici özelliğini ilk fark edenlerin başında gelen Kindî, felçli bir çocuğu müzik terapisiyle iyileştirmeyi denemişti. Dönemin tanınmış hekimlerine gitmesine rağmen sonuç alamayan baba, çocuğunu son çare olarak Kindî’ye getirir. Çocuğu gören Kindî, muzik öğrencilerini çağırarak müzik icra etmelerini söyler. Müzik icrası esnasında rahatlayan çocuk doğrularak oturur, hatta konuşmaya başlar. Bu iyileşmeyi gören Kindî babaya çocukla konuşmasını söyler ve baba çocukla çabuk bir şekilde iletişim kurar. Ancak müzik kesildiğinde çocuk yine eski haline döner. Baba müziğe devam edilmesini istese de Kindî, "Hayır, bu onun ömründen bir demdi. Hiç kimse başkasının ömrünü uzatma kudretine sahip değildir. Oğlunun Hak katındaki mühleti dolmuş," diyerek babanın isteğini geri çevirir. Müzik terapisi günümüzde fiziksel, duygusal ve zihinsel hastalıkları iyileştirmek için yaygın olarak uygulanan profesyonel bir sağlık hizmetidir.

Kıtaları, kültürleri, insanları ve dağları aşar müzik... Tıpkı dil gibi iletişim kurmamızı sağlar; en sevdiği nağmeyi bir türlü aklından çıkaramayan nice büyük bestecinin, hepsinin kulakları duymasa bile damarları duymuştur onu…

İslam dini, tüm müzik formlarını değil, müziğin yalnızca uygunsuz davranışlara yol açan biçimini kasıtlar. Günümüzde Arap dünyası şarkılarındaki şiirsellik ve insanı canlandıran sesiyle bir döneme damgasını vuran ‘’Nil Bülbülü’’ lakaplı efsane şarkıcı Ümmü Gülsüm; Arapların altın çağına ait klasik sihir ateşini yakan, dinleyenlerin kendilerine kalan zengin mirastan gurur duymasını sağlayan Muhammed Abdülvahhab gibi nice büyük müzisyenler görmüştür.

20. yüzyıl sanatçıları ve şarkıcıları, icra ettikleri sanatın büyük bir bölümünün 9. yüzyılda yaşamış Müslüman sanatçılara dayandığını bilmekte midir acaba? Bu Müslüman sanatçılar, Kindi başta olmak üzere, müzik yazım sistemi, müzikal notalar kullanıyorlardı. Müzik gamındaki notaları harfler yerine ‘’solmizasyon’’adı verilen hecelerle isimlendirdiler. Bu heceler bugün müzikte bildiğimiz do, re, mi, fa, sol, la, si temel gamını oluşturur. Bu notalar için 9. yüzyılda kullanılan Arapça “Dal-Re-Mim-Fo Sad-La-Sin” gamı ile günümüzde kullanılan gam arasındaki ses benzerliği son derece çarpıcıdır.

Müslümanlar müzik aletlerini de geliştirmekteydiler. Bundan bin yüz yıl önce, Kindî ud çalgısının perdelerinin bağlanmasına ilişkin mufassal bir eser hazırlamış, bu eserde müziğin kozmolojik yan anlamlarına da değinmişti. Kindi, alfabetik müzik yazım sistemini bir sekizli için kullanarak Yunan müzisyenlerin çalışmalarını devam ettirmiş ve geliştirmişti.

Kindi’den yetmiş yıl kadar sonra Fârâbî, keman ailesine mensup çalgıların atası olan rebabeyi ve sitarın yatay bir uyarlaması olan kanunu geliştirdi. Müzik hakkında beş eser kaleme almakla beraber, asıl şaheseri, müzik teorisi üzerine yazdığı Büyük Musiki Kitabı'dır. Bu eser 12. yüzyılda İbraniceye ve Latinceye tercüme edildi. Fârâbi’nin ve bu eserinin etkisi 16. yüzyıla kadar hissedilmeye devam edecekti.

Bugün klasik müzik orkestralarında ve rock gruplarında kullanılan birçok müzik aletinin adı ve tasarımı Arap-Müslüman menşeilidir. Lavta benzeri çalgılar uddan, rebab rebabeden, gitar kitaradan, naker ise keçi derisinden yapılan nakkare adlı davuldan türemiştir.

Müziğin Avrupa’ya yayılması

Gezgin müzisyenler, tüccarlar ve seyyahlar sayesinde Avrupa'ya ulaşan Arap müziği, sekiz yüz yıllık Müslüman yönetimi boyunca İspanya ve Portekiz'in kültür ve sanat hayatını şekillendirdi. Bu etkinin en eski örneklerinden birisi, Cantigas de Santa Maria koleksiyonunda bulunabilir. Kastilya ve Aragon Kralı Alfonzo X ‘’el sabio’'nun (bilge) emriyle 1252 yılı civarında oluşturulan bu koleksiyon, Hz. Meryem hakkındaki dört yüz on beş dini şarkıdan oluşmaktadır.

Müziğin Avrupa’da yayılmasında birçok kişi rol oynadı. Bunlar arasında, ezgili sesinden ve koyu çehresinden ötürü Ziryab, yani Karakuş lakabıyla anılan efsanevi bir adamdan bahsedilir. Ziryab, Bağdat’ın tanınmış bir müzisyenin yetenekli öğrencisi olup, müzik kabiliyeti ve bilgisi hocasını zamanla geride bıraktı. Bu sayede, Emevi halifesi tarafından Endülüs’e davet edilecekti.

Ziryab, 822 yılında II. Abdurrahman yönetimindeki Kurtuba Sarayı’na yerleşti. II. Abdurrahman’ın sanata önemli yatırımlar yaptığı ve Endülüs’te kültürel bir hayatın yeni yeni yeşermeye başladığı göz önüne alınacak olursa tam zamanında buraya geldiği söylenebilir. Burada sanatıyla refaha ve saygınlığa kavuşan Ziryab, iki yüz dinar aylık ve birçok imtiyazla saraydaki tüm eğlence faaliyetlerini yönetmeye başladı. Bu terfi, ona tüm kabiliyetini gösterme ve yaratıcılığını tüm engellerden kurtarmak için imkân sağladı. Böylece Ziryab, müzikte devrim niteliğinde çalışmalar yapmak için kolları sıvadı. Ziryab, dünyanın ilk konservatuarının Kurtuba’da kurulması; ahenk ve beste dersleri verilmesi; uda beşinci bir bam telinin ilave edilmesi ve Avrupa'ya getirilmesi; ahşap mızrap yerine akbaba telegini kullanmasi; serbest metrik ve ritmik parametreler tanımlamak suretiyle müzik teorisinin tamamen yeniden düzenlenmesi ve bu şekilde yeni ifade biçimlerinin (müveşşeh, zecel ve nevbet süitleri) kullanılması gibi pek çok başarıya imza attı. Müzik tarihçisi Julian Ribera gibi birçok otorite, kontrpuan ve çoksesliliğin ilk kez 1000 yılı civarında Kurtuba konservatuarında geliştirildiğini söylemektedir.

20. yüzyıl Fransız tarihçisi Henry Terrace, Ziryab’ı şöyle anlatmaktadır: ‘’Bu doğulunun (Ziryab) gelmesiyle birlikte Kurtuba’dan zevklerle dolu lüks bir hayat, rüzgâr gibi esmeye başladı. Ziryab’ın hayatı şiirle ve enfes lezzetlerle bezenmişti. Geceleri hizmetkârlarını çaldığı lavta eşliliğinden beste yaparak izafe etmiştir’’…

Bin yıl boyunca canlı kalan bu eşsiz değer sayesinde dünya, bugün birçok müzik türünün tadına varabilmektir.

1001 İcat Dünyamızda İslâm Mirası

Editör: Salim T S Al-Hassani

Yayın Tarihi: 02 Mart 2021 Salı 11:14 Güncelleme Tarihi: 02 Mart 2021, 11:19
banner25
YORUM EKLE

banner26