banner17

İnsan olmanın eşsiz hüznü

Son otuz beş yıldır hayatımızda bir Erkan Oğur var. Türkülerin asırlık dallarını biz bugün hayatı, dünyayı daha iyi anlayalım diye gönlümüze eğen bir ses ustası.

İnsan olmanın eşsiz hüznü

“Popüler olursam müziği bırakabilirim.”

Son otuz beş yıldır hayatımızda bir Erkan Oğur var. Türkülerin asırlık dallarını biz bugün hayatı, dünyayı daha iyi anlayalım diye gönlümüze eğen bir ses ustası. “Hüzün ki en çok yakışandır bize” diyen şairin sözü gibi, o her enstrümanı eline aldığında yürek yakan, sine sızlatan yanlarıyla hikmet yağdırıyor üzerimize.

Müziğinde ulaşılmaza olan bir özlem var Erkan Oğur’un. Sanatı kadar hayatı, hayata bakışı, dünyayla olan irtibatı da sıradan bir beşerinkinden apayrı bir yerde. Burada onun hem resmi hem gayri resmi yaşam serüvenine göz değdirdik, hem şaşırdık, hem saygımızı perçinledik ona karşı…

 “Zekâ problemi yaşayan kentli insan...”

Düzenlemelerini yaptığı türküleri albümüne alırken kapağında “Nefsime hâkim olamayarak bazı düzenlemeler yaptım.” deme alçak gönüllülüğünü gösterecek kadar ince bir müzisyen o. Yaşamadıkları hâlde türküleri içli söyleyerek insanların iltifatını kazanmak Oğur’u çok da mutlu eden bir durum değil. Yaşanmışlıktan uzakta olmaları, bugün okunan türkülerin anlamdan uzak olmasına sebebiyet veriyor Oğur’a göre. Nefsine hâkim olamayarak düzenlemeler yapmasının sebebini de müzikle olan ilişkisinin dünyevi kısmı olarak gösteriyor.

Söylediği türkülerin kaynağı Anadolu insanı. Türkülerinde safiyane bir Anadolu var. Bugün o topraklarda hâlâ masumiyetin olduğuna inanıyor. Fakat politikalar, TV, radyo, dış dünyayla olan ilişkilerin kirletilmiş bir insan topluluğu meydana getirdiğinden de muzdarip. “Maalesef Anadolu insanı da bu kirlilikten nasibini alıyor.” diyor. Sadece Anadolu insanı değil müzikteki seviyesizliğin neticesinde zekâ problemi yaşayan kentli insan topluluklarının da türediğine inanıyor Erkan Oğur.

“Dünyanın tek sorunu ahlaksızlık!”

Globalleşme, ekonomik alışverişler, silah ticaretleri üzerine düşündüğünde ülkeler arasındaki ilişkilerin kontrolden çıktığını savunuyor. Dünyanın şimdiye kadar dillendirilmeyen tek sorunu olduğunu söylüyor; ahlaksızlık. “Sorun artık ne ekonomik, ne siyasi, tamamen ahlaki! Herkes ahlaksız.” diyor.

Kendisini müzik düşünürü olarak görüyor. Felsefeyle ilişkisi her daim sürüyor, bu ilişkisini müzikle olduğu kadar tasavvufla da besliyor. Mâlum olduğu üzere albümlerinden birisine tasavvufi bir terim olan Telvin adını vermişti. Telvin, renkler demek. Kelime manası bu olsa da Erkan Oğur bu kavramı karakterlerin renkleri olarak yorumluyor. “Hâlden hâle geçme; insan olarak sıfırdan yok olmaya kadar halden hale geçme” olarak kendi dünyasındaki telvinin karşılığını açıklıyor. Telvin sürecinin hedefinin kararlılık olduğunu düşünüyor. “Allah’a doğru olan hareketlilik telvin olabilir, Allah’ın kendisi de kararlılık hâli.” diyerek telvin ve kararlılık ifadelerinin açıklamasını yapıyor.

Hâl ilmiyle rabıta...

Yunus Emre’nin insan karakterlerini anlatan şiirlerinden birinin adının Telvin olması da Oğur’un seksenli yıllarda dikkatini uyandıran bir mesele olmuş. O yıllarda, içindeki tasavvufa baştan beri olan eğilim adını bularak ortaya çıkıyor. Tabiatla olan ilişkisinden dolayı tasavvufa her zaman ilgi duyduğunu anlatıyor. Kendisini tabiatın bir parçası görüyor. Tasavvufu tabiattan dolayı bilmesi, kendisini de tabiatın bir parçası görmesi onun hâl ilmiyle ne denli rabıta halinde olduğunu gösteriyor.

Altı yaşında bağlama çalmaya başlıyor. Gözleri miyop olmasına rağmen simetrisiz şeyleri çok iyi görüyor. Sazları hiç görmeden yapıyor. Öyle adları sanları duyulmuş üstatlardan çok, sokakta çalan bir çingene grubunu dinlemeyi daha çok seviyor.

Türk müziği içinde en çok Tamburi Cemil Bey’den etkilenmiş. Bağlama konusunda ise etkilendiği bir isim çıkmamış karşısına.

Sinemaya inanmıyor!

Eşkıya filminin müziklerini yapması Erkan Oğur adını geniş kitlelere duyurmuştu. Buna rağmen filmin kendisine inanmadığını söylüyor. İnsanların bir yere “tıkılıp” bir filmin karşısına geçmelerini anlamsız buluyor. Popülerlikten her zaman kaçıyor. Hatta bir konuşmasında “Popüler olursam müziği bırakabilirim.” diyecek kadar iddialı bir açıklama yapıyor.

Televizyonun çok ilkel bir alet olduğunu, bir TV kurumunda yapılan işlerin de ilkellikten kurtulamayacağını düşünüyor. TV’yi bilhassa çocukların gelişimini etkileyen zararlı bir kurum olarak görüyor.

Sorununun müzikle olmasından dolayı söz yazmıyor. Yazdıklarının da çok yavan kaldığını, o sebepten ortaya çıkaramadığını dillendiriyor.

Perdesiz gitarın mucidi!

Erkan Oğur, 1954’te Ankara’da doğmuş. Ailesinin bir ziyaretten dolayı Ankara’da bulunması doğumu burada mümkün kılmış. Doğumdan sonra Elazığ’a dönülmüş. Elazığlı olması bütün hayatını, sanatını etkileyen bir durum. 12–13 yaşlarında Elazığ’ın köy düğünlerinde çalmaya başlıyor. Mutlu bir çocukluk, mutlu bir hayat geçirmesine rağmen, mutlu müzikler yapamadığını söylüyor. “İnsan olmanın hüznünün yaptığı her işe girdiğini” ifade ediyor. “Kapitalizmin çarkı daha rahat dönsün diye” kıymetli eserlerin dahi metalaştırılmasından dert yakınıyor.

Neden geldim Amerika’ya?

Bülent Ortaçgil’den gitar tekniği üzerine ilk eğitimini almış. Ankara’da üniversite okumayı sürdürürken siyasal meselelerden dolayı Almanya’ya gitmiş. Bu gidiş onun müzik hayatında oldukça önemli. Orada saygın müzik adamlarıyla çalışma fırsatı bulmuş. İlk perdesiz gitarını da burada kendi kendine yapmış. Burhan Çaçan’ın söylediği “Neden Geldim İstanbul’a” parçasının da Ermeni bir müzisyene ait olduğunu, o Ermeni’yle kader birliği yaptığını ve “Neden Geldim Amerika’ya” olan asıl sözlerini İstanbul’a uyarlayanın Erkan Oğur olduğunu da konuşmalarından* öğreniyoruz. Korsan kayıt sonucu ezgi “abdal” düzenlemesiyle izinsiz alınıp okunmuş.

1983’te perdesiz gitarıyla Fikret Kızılok’un verdiği bir resitalde insanlar ilk defa Erkan Oğur adını duymuşlardı. Philip Catherine’le ilk albümünü Almanya’da kaydetti. Müzikseverler onu Türkiye’de dinleyebilmek için bir dönem korsan kasetçilere muhtaç kalmıştı.

Müzik ruhun gıdası değildir!

Perdesiz gitarını Türk müziğinin seslerini yakalamak için yapmış. Gitarı, “Türk gitarı” olarak tanıtıyor. Müzik üretiminin 1800’lerin sonunda bittiğine inanıyor. Şuan yapılan müziğin tekrar olduğunu söylüyor. Klasik müzik Tamburi Cemil Bey’le, halk müziği de Âşık Veysel’le son kozlarını oynamıştır Oğur’a göre.

Müziğin ruhun gıdası olmadığını, bilakis müzikle yaşamanın çok zor olduğunu söylüyor. Üniversitede aldığı fizik eğitiminin enstrüman yapımında çok işine yaradığını belirtiyor. Biz iyi müzikten istifade edelim diye çalışmalarına devam ediyor.

*www.erkanogur.com.tr

Yakup Öztürk perdeler kalksın artık, dedi

Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2018, 17:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Alper Güncan
Alper Güncan - 9 yıl Önce

Erkan Oğur gibi, hala ülkemiz insanlarının kıymetini bilemediği ve bilgisayarlarında müziklerinin yer etmesi için ne ürkütücüdür kii muhtemelen ölümünü beklediği büyük bir üstadı dünyabizim.com da görmek ne güzel..

Yakup Öztürk'e teşekkürler...

fuad
fuad - 9 yıl Önce

böyle bir insanın hemserisi olmak gurur verici. varın gerisini siz düşünün...

ayşegül
ayşegül - 9 yıl Önce

erken oğur...dünyanın kirlenen yüzünde güzel şeyler yapan,gittikçe anlamsızlaşan müziğinde ,inadına müziğe anlam veren, işinin ehli, on numara bir isim!dinleyin,tanıyın ve müziğin güzelliğinin farkına varın..

esat
esat - 8 yıl Önce

üstad perdesiz gitar için sonsuz perdeli gitar diye bir tanımlama yapmış..dahi ve deli ! ..arada incecik perdeden bir çizgi..

banner8

banner19

banner20