banner17

İki hayatı mı var sanatçılarımızın?

Öncü ve özgün sanat adamı Ömer Karaoğlu, sanat algımızı "darağacındakini görmezden gelmenin vebali" metaforuyla kaleme aldı.

İki hayatı mı var sanatçılarımızın?
“Allah insanın içine iki kalp koymamıştır”
(Ahzab suresi, ayet:4)

İnsan nasıl başıboş yaratılmamışsa aziz okuyucu, onun sanatı da yaratıcıdan ayrı ve O’na karşı  sorumsuz olmak gibi bir kudreti haiz değil. Öyleyse sesi ve nefesi, eli ve parmakları lutfedenden bağımsız müzik yapmanın imkânı yok. Yaptığı müziği dinleyen kulakların ve beğenen ruhların gerçek sahibi dururken “beni sizler var ettiniz” yalakalığının da bir kıymet-i harbiyesi yok aslında. Dünya hayatı ve ötesi ne ifade ediyorsa insan için, hem sanatçı hem de eseri o anlam dairesinde karşılık bulur. Merhum Zarifoğlu’na ait duyduğum “Söyleyin iki hayatınız mı olacak? Birinde inancınızı fiilen yaşarken, ötekiyle sanat mı yapacaksınız?” ifadesi meseleyi anlatmaya kâfi. İnanan insan için hayatını çevreleyen sınırlar, sanatı da çevreler. Meşruiyetin çerçevesi sanata torpil geçmez.

İnsan gibi sanat da acz içinde

Birileri “çirkin de sanat ve estetiğin konusudur”dan kalkıp “sanat için soyunulur”a varan farklı sonuçlara yol bulabilirken inanan insanın kutsalları, sanat ve sanatçı algısının şekillenmesine kılavuzluk etmeye devam eder. İnsan acz (kusur ve eksiklik) ile malul ise eğer, eseri de bundan farklı olmamalı. Batı kaynaklı “yarı tanrısal” sanat ve sanatçı miti bize yabancı. Bizim memlekette de sıkça rastlanan,  sahnede veya ekranlarda görünen adama yaka bağır parçalamak, ona bir kerecik dokunmak gibi garip sevgi gösterileri hep bu çarpık algıların ürünü.

Bir büyük endüstrinin gereği üzere çuvallarla para harcanarak medya plan ve stratejileri yoluyla pazarlama konusu yapılan “star”lar ve eserleri sanattan çok birer piyasa metaı görünümündedir. Sanatın ve özelde müziğin eğlendirici fonksiyonu ölçüsüzce kışkırtılırken onun toplumsal içeriği tümüyle boşaltılır. Gününü gün etmeye çağrılan genç  kitle, yüksek frekanslı müziğin çılgın ritimleri altında ülkesinde ve dünyada olan bitene sağırlaştırılır. Popülerlik, değerin terazisidir artık. Medya-magazin dünyası peşine düştüyse “mühim”sin demektir.

Bu işte kim haklı?

Din-sanat, ideoloji-sanat ilişkileri bağlamında pek çok şey söylenmiş ve yazılmış, inanç veya ideolojilerin tarih boyunca doğuda ve batıda sanatla/sanatçıyla irtibatı tartışılmıştır. Bir de kutsallarını sanata taşımaya çalışan, yaşadığı zamana ve mekâna dair itirazlarını, inandığı değerleri, ses, söz, alet, renk ve ahenkle buluşturmak isteyenler olagelmiştir. Sanatın değerlerin hizmetine koşulmasında değerlerden sanata veya sanattan değerlere yönelen eleştirileri sıklıkla duyarız. Bizde İslami hassasiyetlerin yönlendirdiği bir kısım müzik çalışmaları estetik düzeyleri bakımından (bazen maalesef haklı gerekçelerle) eleştirildi. Bu hassasiyetleri önceleyen insanlar ise mevcut popüler müzik piyasasının ifsad ediciliğinden yakınıyordu.

Ömer KaraoğluBiz de deriz ki,

Sanatçının inançlarıyla ilişkisi verimli ve üretken olmalı. Slogan dilini aşan, emeksizliğe ve niteliksizliğe prim vermeyen, biçim ve içerik arasındaki irtibatı gözetirken estetiği içerik adına örselemeyen bir yönelime ihtiyacımız var. Şekillere teslim olan, bilinçlendirme adına insanın kulağına, gözüne ve gönlüne eziyet edene sanat demek zor. Toplumsal anlam veya bir siyasal temayı eserin dokusunda eritmek yerine onun önüne geçirmek, o işi sanat eseri olmaktan uzaklaştırır.

Öte yandan tüm boyutlarıyla hayatın ve düşüncenin sanatın hammaddesi olduğu gerçeğini görmezden gelen, güya “değer ve ideolojilerden arı bir sanat” anlayışını savunarak farkında olsa da olmasa da kurulu düzenlere sadakate ve mevcut çarpıklıklar karşısında sanatçıyı dilsizleştirmeye çağıranlara ne demeli!... Bir ara okumuştum, sanırım bir Fransız ressamın “sanat için sanat”ı resmeden tablosundan söz ediliyor ve durum şöyle anlatılıyordu; adamın biri ağaçtaki ipte, asılmış vaziyette sallanıyor. Ressam tuvali önünde, cesedi görmesine rağmen manzara tuvale şöyle yansıyor: “bir saksı çiçek ve elmalar!”

Darağacındaki adamı görmezden gelmek gibi bir lüksü olmamalı “sanatçı”nın (sanatçı tırnak içinde yazılmış olmalı).

Sanatçının toplumuna ve insanlığına yabancılaşmaması, hele ki egosunun esiri olmaması umulur.

Yeri gelmişken alkışın ve beğeni tezahüratlarının insanı sarsmaması için sağlam bir sığınağa ihtiyacı var. Had bilen bir “marifet” ve ölçülü bir “iltifat”tan yana olmak sağlıklı olanı. Bana sorarsanız en az alkış kadar “dua”ya ihtiyacı var sahnedekilerin…

Diyalog:

-abi herkes sana ulaşamamalı

-neden?

-sen sanatçısın abi

-doğru galiba

-iyi bir klip

-eee

-yeni bir imaj

-okey

-ver elini müzik sosyetesi ver elini şöhret…

-tamam ulan

-tabi o zaman bizi tanımazsın abi

-bana abi demesen!

-!!!

 

Ömer Karaoğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2011, 21:59
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin KARTAL
Hüseyin KARTAL - 8 yıl Önce

SANATIN O MEŞHUR TARTIŞMA TEZİNE KENDİNİ KAPTIRMADAN SANA YAKIŞAN SENİ SEN YAPAN DEĞERLERLE OKURU BULUŞTURMUŞSUN.YÜREĞİNE SAĞLIK..H.KARTAL

Sümeyye
Sümeyye - 8 yıl Önce

orada duracaksın. senelerdir çizgisini değiştirmemiş, kendini sürekli geliştirmiş, başka bir ülkede ağlayan insanlar için canı pahasına nice gemilere binmiş, maddiyatı ön plana almamış bir abimiz. Cenneti de gör abi inşallah.

banner8

banner19

banner20