Hossein değil bildiğimiz Hüseyin

"Sinema-Tarih Buluşması"nda Mecidi'nin son filmi Serçelerin Şarkısı gösterildi.

Hossein değil bildiğimiz Hüseyin

 

Geçenlerde sinema-tarih buluşması kapsamında gösterilen Mecidi'nin son filmi Serçelerin Şarkısı'nı izleme fırsatım oldu. Bu yazı, film üzerine değil ama en az onun kadar güzel olan (hatta ondan da güzel olan demek istiyorum ama dilim varmıyor.) filmin müziği üzerine ya da daha doğru bir ifadeyle Hüseyin Alizadeh üzerine.

 

Hüseyin Alizadeh, filmin dokusuyla müthiş bir şekilde bütünleşen, atmosferi zenginleştirip, hikayeyi bütünleyen müziklerin sahibi. Bir tar ve setar virtüözü, aynı zamanda bir besteci. Anne tarafından Farisi baba tarafından ise Azeri olan Hüseyin Alizadeh'in müzik ufkunda da bu çeşitlilik etkin olmuş. İranda klasik İran müziği konusunda yetkinleştikten sonra İran İslam devrimi ardından bir de Azerbaycan'a giderek Azeri müziği üzerinde çalışmış. Tam bir müzikal deha örneği Hüseyin Alizadeh. Yayımladığı onun üzerinde albümüyle İran'da kuşağının en önemli müzisyenleri arasında gösteriliyor. Bir yandan İran sinemasıyla da

yakın bir ilişki içerisinde.

 

İran'ın bol ödüllü yönetmenlerinden Bahman Ghobadi'nin üç filminin (Sarhoş Atlar Zamanı, Yarım Ay, Kaplumbağalar da Uçar) müziklerinde imzası var. En son olarak da Mecidi'nin son filminin müziklerini yapmış. Bunun yanında İran sinemasından beş filmin daha jeneriğinde onun ismini görmek mümkün. Zaten ona uluslar arası müzik camiasında tanınırlık getiren işlerden biri de bu film müzikleri. Bunun yanında ünlü Ermeni müzisyen Civan Gasparyan'la yaptıkları “Endless Vision” adında bir albüm var ki akıllara zarar. Endless Vision iki müzisyenin 2003 yılında Tahran'da 12.000 kişiye verdikleri konserin albümleştirilmesi. Belki de Hüseyin Alizadeh'in içinde bulunduğu en tanınmış proje bu.

 

 

Kültürleri Kaynaştıran Notalar

 

Rahatlıkla diyebilirim ki Mecidi, Ghobadi ne kadar bizdense Hüseyin abimiz de o kadar bizden. Hatta bizim toprakların, buraların müziğini yapıyor. Zaman zaman büyük bir anlatı kuran, yaylılarla ve vurmalılarla epikleşen müziği zaman zaman ise çok kırılgan ve naif bir hal alıyor. Bu iki anlatım arasındaki gerilim ve karşılıklı etkileşim ise neredeyse bir coğrafyanın, Kürt'üyle, Azeri'siyle, Türk'üyle,  Farisi'siyle, Ermeni'siyle hep ortak bir kaderi yaşamış, ortak bir belleğe sahip insanların fotoğrafını çekiyor. Kişisel acılar, yoksunluklar, yoksulluklar ve sevinçlerden, düğünlerde çekilen zılgıtlara ve cenazelerde okunan ağıtlara oradan da bir coğrafyanın kaderine ve geçmişine doğru genişliyor müziği. Kendi kendini yayan, çoğaltan bir müziği var. Müziği ulaştığı kişide mutlaka bir yankı buluyor, orada kendi kendini çoğaltarak genişliyor, yayılıyor ve zengin çağrışımlarla iz bırakıyor. Belki de bu nedenle Civan Gasparyan'la yaptıkları albümün ismi “Endless Vision”(sonsuz imgelem). Müziğinin insanı sonsuza açan, yayıla yayıla sonsuza doğru çoğalan ve dinleyeni de oraya doğru taşıyan bir tarafı var çünkü.

 

Alizadeh'in müziği hikayesiyle birlikte geliyor insana, oranın ve onların hikayesi buranın ve bizim hikayemize doğru evriliyor; çünkü gavurun Hossein dediği adamın adı basbayağı Hüseyin. Sınırın öte tarafında insanlar nasıl İbrahim Tatlıses'te kendilerine dair bir şey buldukları için onu dinliyorlarsa, burada da Hüseyin Alizadeh aynı şekilde bize dair bir şey söylediği için dinleniyor.

 

Yani diyeceğim o ki Mecidi ne kadar Ahmet Uluçay, ne kadar Mustafa Kutlu'ysa Alizadeh de o kadar Neşet Ertaş. Es geçmemek, boş vermemek gerekiyor yani.

                                                          

 

                                                                                            Hulusi Kaya yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 10:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER