Hizmette “sinir” yoktur dedik!

Hizmet edebilmek için kendimizi geliştirmeye, gerekli donanım ve vasatı hep birlikte oluşturmaya mecburuz. Ömer Karaoğlu yazdı.

Hizmette “sinir” yoktur dedik!

“Sanat, zedelenmiş bir mutluluğun taşıdığı vaaddir.” (Adorno)

Türkiye’de ve yurt dışında özellikle doksanlardan itibaren yoğunlaşan kültürel etkinlikler kapsamında çok sayıda konser davetine katıldım. Bunlar arasında yerel yönetimler, siyasî parti programları, radyo ve televizyonların, vakıf ve derneklerin etkinlikleri yanında irili ufaklı ticarî ajans ve kuruluşların organize ettiği konserler de vardı. Davet sahipleri çoğunlukla dinî hassasiyet sahibi veya kendisini söylemeye çalıştıklarımıza yakın hisseden benzer dünya görüşüne mensup olduğumuz dostlardı. Böyle diyorum çünkü sınırlı da olsa benzer düşüncelere sahip ama farklı öncelikler nedeniyle bizi davet eden ve dinleyici camiamızı organizasyonunda görmek isteyenler olmuştur.Ömer Karaoğlu

İnandığımız değerleri müzik diliyle ifade etmeye çalışanlar olarak eserlerimizi dinleyenlerle paylaşmak elbette anlamlı ve memnuniyet verici. Ancak tablo tahmin edeceğin gibi, öyle toz pembe de değil sevgili okuyucu.

Böyle gaf mı olur? Ama oldu!

Anadolu’nun bir kasabasında saatlerce bekleyip otostopa mecbur kalmaktan tutun, son akşamında bizden kaynaklanmayan bir nedenle iptal edilen konserlere, otogar ya da havaalanlarında arkadaşlarla epeyce bekledikten sonra gelen giden olmayınca “acaba dönüş biletleri ne tutar” müzakerelerinden “abi bizde misafiri otele bırakmak ayıp sayılır” nezaketi karşısındaki sıkıntılı durumumuza varıncaya kadar ne anılar var. Yürekten davetler karşısında ev ortamına misafir olup “rahatsızlık verme duygusunun insanı nasıl rahatsız ettiğini” açıklayabilmek oldukça zordur.

Birisi aklıma geldi bakınız. Sanırım güneyde bir ilimizdeyiz. Bizi karşılayan kardeşimiz bir yandan minibüsü kullanırken diğer yandan sohbeti sürdürüyor. Bir ara, “abi şimdi siz acıkmışsınızdır” deyince “valla imkân varsa iyi olur” mukabelesinin ardından o müthiş cevabı yapıştırır: “Tabii aç ayı oynamaz arkadaş!” Birbirimize bakıp buruk bir tebessümü paylaşarak bastırdık açlığımızı. Ajitasyona gerek yok, bu tür incitici gafları genelleyip camiamın tüm mensuplarına sitemde bulunmak gibi bir densizliğe düşmekten ve buna fırsat kollayan heveslileri güldürmekten Allah’a sığınırız. Hatalarıyla sevaplarıyla bu büyük ve güzel ailenin parçası olmaktan hiç gocunmadık. İnsan varsa kusur vardır mutlaka. Ve Allah varsa -ki şüphesiz var- umut da vardır mutlaka.

ömer KaraoğluAlbümünüz çok müzikli olmuş!?

“Falancalar gibi daha geniş bir orkestrayla çıksanız sahneye” önerisinde bulunanlar yanında, “hocam tek başınıza gelseniz olmaz mı” diye soranlar da oluyor. “Son albümünüzde yaylı sazları filan grup çalmış, ‘sound’ farklı” diyen dinleyici de var, “albümünüzü dinledim ama çok müzikli (!) olmuş” diyen dinleyici de. “Nerde o eski marşlar?” diye soran da var, “herkesin dinleyebileceği (daha suya sabuna dokunmayan demek istiyor) eserler yazsanız!?” veya “bir türkü albümü yapsanız çok satar” diyen de. Demem o ki tek tip bir dinleyici profili olmadığı gibi; zevk ve beğenilerimiz de, estetik algı düzeyimiz de aynı değil.

Kabiliyet ve emeklerimizi sevdamızın hizmetine koşmak bizi şerefli kılar. Bu din hiç birimizle değil ama hepimiz bu dinle şeref kazanırız, buna şüphe yok. Ne var ki davayı, hizmeti bir slogana dönüştürüp içini boşaltanlar oluyor kimi zaman. Hizmeti de hizmet edeni de hırpalıyor bu tutum ve anlayış. Bu organizasyonlara yön veren ve işin başını tutanların iyi seçilmesi, belirli bir birikim ve duyarlılıkla donanması zarureti var. “Canım, idare edelim, niyet iyi ya da malzememiz bu” yaklaşımı doğru değil. Çünkü sanatın dili ve doğası incitilip göz ardı edildiğinde ne dava, ne de sanat adına bir katkı üretemez oluruz. Hizmet edebilmek için kendimizi geliştirmeye, gerekli donanım ve vasatı hep birlikte oluşturmaya mecburuz. Yoksa emeklerimiz bereket bulmaz ve meydan bir dostun ifadesiyle “hizmet korsanları”na kalır mazallah!

Nasıl bir dinleyici?

Diyeceğim o ki, bir işte iyi niyetli olma iddiası, o işi güzel ve uygun biçimde ifa etme gayretini gerektirir. Bu vaazı, yukarıda müzik üzerinden anlatmaya çalıştığımızı kuşkusuz daha keskin bir üslupla ve daha net bir dille tiyatro için söyleyen Alacakaptan’dan aşırıp bitirelim: “…seyirciyi büyüleyip, duygusunu sömürüp zikir çektirmeye kadar varan, ‘nur’u spot ışığı, İslam’ı ise yalnız sarık ve cübbe ile anlatacağını sanan/sandıran anlayış uzak dursun bizden. Bunu bekleyen seyirci de!…”

Ne dersiniz? Kusurları ve eksikleri beraberce telafi ederek daha güzel işlerde buluşabilir miyiz? Belki, ötelere önden bir şeyler hazırlarız birlikte… Bize tanıklık edecek bir şeyler!

Diyalog:

- Abi sizin sahne sıranız gelince haber vericeğiz inşallah…

- Oldu kardeşim.

(bir saat kadar sonra)

- Abi size az kaldı.

- Bekliyoruz kardeşim.

(bir saat daha geçer)

- Abi program elde olmayan nedenlerle biraz sarktı, kusura bakmayın.

- Ne yapalım, hayırlısı.

(bir saat daha geçer)

- Abi konuşmacı … başkanı biraz uzattı, bir isteğiniz var mı?

- Allah razı olsun, teşekkür ederiz kardeşim.

(nihayet salon yer yer boşalmaya başlayınca)

- Abi vakit daraldı, iki üç eser mümkünse şey yapsak? Kusurumuza bakmayın lütfen.

- Ben bakmasam, sen bakmasan nasıl çıkar karanlıklar…

 

Ömer Karaoğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2010, 20:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
yorumm(^v^)
yorumm(^v^) - 10 yıl Önce

gençlerin bu zamanlarda nasıl şarkılar dinledeiğini herkes bilir.karaoğlu bir fark yaptı. gençlerin doğasında olan hareketliliği es geçmeden ezgi yaptı.hoş oldu eskiden bir gece ilahi dinletince"bu ne yaa uykum gelsin diye şarkı dinlemem ben" derken sözleri insanı farklı bir dünyaya götüren eşsiz bir ezgi bu normal şarkıların sözlerinin nasıl ahlak dışı ve anlamsız olduğu düşünülürse insanı sözleriyle büyüleyip ritmiyle sıkmayıp aksine rahatlatıyor.

bilal taşkın
bilal taşkın - 10 yıl Önce

ben utancımdan bu yazıyı zor okdum... söylenecek çook söz var ama ....

XXX
XXX - 10 yıl Önce

Çok haklı...İyi niyet kurtarmıyor her zaman. Daha iyi hizmet için daha iyi organizasyonlar... Profesyonelleşmedikçe bir şey kazan-dır-mayacağız..

ayşegül
ayşegül - 10 yıl Önce

defalarca şahit olduk son diyaloğun yaşandığı programlara. o kadar çok dernek başkanı, yardımcısı, hatip vs. konuşur ki..mikrofonu eline geçiren kolay kolay bırakmaz.
saat 12ye geldiğinde ise sırf ömer karaoğlunu dinlemek için gelen gençler salonda artık yoktur. o saate kadar kalabilmek hem sabır hem de cesaret(izin alınan her kimse ona hesap verme) işidir.
program sahipleri de ne kadar çok insan topladık diye sevinir. halbuki ordakilerin çoğu ömer karaoğlunu dinlemek için gelmiştir sadece..

banner19

banner13

banner26