Hasan Sağındık'ı dinledin mi dost?

Seluk Küpçük "Ağıdı Yakılmamış Çocukların Ozanı Hasan Sağındık" ile vaktinde Anadolu'yu dolaşmış karış karış, konser konser!

Hasan Sağındık'ı dinledin mi dost?
11390
(+)

Sağlam bir takipçi 

Hasan Sağındık salt şiir besteleyen çok nadir müzisyenlerden birisidir. Hemen hemen bestelediği bütün şarkılarının sözleri kitaplardan, edebiyat dergilerinin arasında kalmış şiirlerden seçilmiştir. Bu bağlamda O’nun iyi bir şiir takipçisi olduğunu da söylemek mümkün. Hatta ilk kaseti Yusuf Yüzlüler’in şarkı sözleri, o dönem cezaevinde tutuklu siyasi bir mahkum olan Mehmet Karanfil’in 1987 yılında basılan aynı adlı kitabından alınmıştır. Sonraki çoğu çalışmasında da bu eğilimi istikrarlı bir şekilde sürdü.  

1992’ye gelindiğinde karşımıza kendisinin müzik kariyerinde bence çok önemli bir yere sahip olan

Dosta Doğru-Irgalanış  çalışması çıkar. Bu kasete kadar geniş muhafazakar müzik camiası içerisinde akustik enstrüman zenginliği, aranje mantığındaki sağlam matematik, kayıt tekniğinde yakalanan standart bakımından eli yüzü düzgün belki hiçbir çalışma yoktu. Tabi bu başarının arkasındaki sebepleri şöyle sıralamak gerekli. Birincisi Dosta Doğru-Irgalanış, müziğin gerçek mekanı olan İstanbul’da hazırlanmıştı. Bunu şunun için söylüyorum: Sağındık’ın ilk üç kasetinin kayıtları ve aranjesi Ankara’da yapılmıştı ve Ankara’nın her türlü imkanı İstanbul’a göre çok sınırlı düzeyde idi.  

İstanbul’daki stüdyoların teknik imkanlarının çok yüksek olması, enstrümanistlerin kalitesinin yine Ankara’dakilere göre epey ileride bulunması, aranjörlerin müzikal ufuklarının piyasanın yoğun iş hacmi karşısında gelişkinliği başta olmak üzere birçok sebep Sağındık’ın 4. kasetine doğal olarak yansıdı. Ama bütün bunların üzerinde Sağındık’ın artık Gündoğar isimli yeni bir aranjör ile çalışmaya başladığını da hatırlatmak lazım. Kendisi de iyi bir müzisyen olan Gündoğar müzik camiası içerisinde saygın kimliği ve müzikal sınırları zorlayan sıra dışı mantığı ile, aranjörlüğünü yaptığı çalışmalarda belirgin bir estetik kaliteyi hissettiriyordu.  

Arkadaşlarım kendisini tanısın, dinlesin istedim

Dosta Doğru-Irgalanış’dan sanırım o günlerde Ahmet Kabaklı’nın çıkardığı Türk Edebiyatı dergisindeki bir reklam vesilesi ile haberdar olmuştum. Artık ciddi bir Hasan Sağındık hayranı olarak, yaptığı her çalışmayı takip ediyor, kasetlerini günlerce hiç bıkmadan dinliyor, hangi şiirleri bestelediğini, hangi eseri nasıl aranje ettiklerinin kritiğini yapıyor, kullanılan enstrümanların özelliklerini ayırt etmeye çabalıyordum. Benim sayemde ilk kez Hasan Sağındık ismi ile tanışan epey arkadaşım olmuştur. Birçok arkadaşıma onlarca Sağındık kaseti alıp hediye etmişimdir mesela.

11391
(+)

Dosta Doğru-Irgalanış’ın reklamında kullanılan “Bu kasetle yer yerinden oynayacak” gibi iddialı bir duyuru, açıkçası beni çok heyecanlandırmıştı. Mutlak öncekilerden de daha iyi bir çalışma olmalı diye geçiriyordum içimden.

Gerçekten de kaseti dinler dinlemez öncekiler ile arada bariz farklar olduğunu görmüştüm. Biraz evvel bahsettiğim teknik meseleler dolayısı  ile zaten standartları yakalamış ve bence aranje mantığı  bakımından mevcut standartları da zorlamıştı bu çalışması  ile. İlk eser, aranjörü Gündoğar’a ait bir beste idi: Gel Gardaşım isimli bu şarkıyı birkaç yıl evvel Gündoğar’ın kendi solo albümünden de dinlemiştim. Ama Sağındık’ın çalışmasındaki teknik donanım dolayısı ile eser kendisini daha da açmıştı. Eserin introsunda merak uyandıran ritmik ilerleyişin beni çok etkilediğini hatırlıyorum. Sonra gitarları Türkiye’nin tartışmasız en iyi gitaristi Erdinç Şenyaylar çalıyordu. Bağlamaları ise İsmail Derker. Derker’in ismini piyasada mevcut hemen her çalışmadan biliyordum. Bu isimleri kasette görmek beni heyecanlandırdı. Gurur duydum işin daha ötesi.

Kasetteki iki eser de albüme isim olarak seçilmişti. Dosta Doğru, Abdurrahim Karakoç’un bütünüyle tasavvufi duygular merkezinde yazdığı bir şiirdi (aynı zamanda bir kitabının da ismidir) ve Sağındık, bestesi ile bu ruhu çok iyi taşımıştı müziğe. Tabi onu ortaya çıkartan aranje de öyle. Irgalanış’ın sözleri ise yine Karakoç ailesinden başka bir şaire, Bahattin Karakoç’a aitti.  

Kasette yer alan Seni Düşünürüm isimli eser hemen dillere düştü. Bence de müthiş bir çalışmadır o. Türkü formunun uzantısı şeklinde düşünülebilecek arayışlar ile bütünlenen, sözleri itibariyle herkesin kendi dünyasından bir doku bulabileceği bir yapı sunuyordu şarkı. İsmail Derker’in bağlama açışı ve ardından kabak kemane ile devam eden eser, iyi dinlenirse sözleri arasına yerleştirilen tasavvufi bir temayı da açığa vurur.  

Sağındık’ın ilk kasetindeki Leyla’ya isimli eserden sonra yeni bir Leyla şarkısı dinliyorduk ayrıca bu çalışma ile. Sözleri Yusuf Erbay’a ait bu yeni şarkı da çok sevilen eserler arasında idi. Ayrıca o günlerde hepimizi üzen bir Erzincan depremi yaşanmıştı ve şiiri Bahattin Karakoç’a ait olan bir şarkı ile de (Erzincan) Sağındık bu depreme modern bir ağıt yakmıştı. 

11392
(+)

Sadece içerik değil, kapak da iyi çalışılmış

Kasete ilişkin bütün bu olumlu niteliklerin yanında kapağının da oldukça profesyonelce hazırlanmış ve bence Türkiye’de gelmiş geçmiş en çarpıcı kaset kapaklarından birisi yapılmıştı diye düşünüyorum. Hatta daha sonra kaset çıktığı vakit Unkapanı’nda İ.M.Ç’ye asılan bu afişin diğer firma sahipleri ve sanatçılar tarafından ilgi ile karşılandığını öğrenecektim. Demek ki bu işten anlayan başkaları da benimle aynı kanaati taşıyordu.

Dosta Doğru-Irgalanış kasetinden bir süre sonra daha önceki yazıda bahsetmiş olduğum siyasal bir ayrılık yaşandı ve Sağındık bu süreç içerisinde ayrışanlardan yana koydu tavrını. Ayrışanlar ne yapacaklarına karar verene kadar belirsiz bir süre geçti aradan. Sonra tabi partileşildi ama bu sürecin de teşkilatlanması, bir gençlik örgütünün kurulup ülke geneline yayılması uzun bir vakti aldı. Sağındık işte bu belirsizlik içerisinde konserlerine çıkamadı. Çünkü siyasal yapı ile kurduğu organik bağ, kendisinin konser ağını da belirliyordu. Dolayısı ile epey bir süre müziğe sahne ve kaset anlamında ara vermek durumunda kaldı.  

Adımların en zoru ilk olandır

Bu arada yaşadığı  Manisa’dan Ankara’ya taşınmak gibi bir karar vermişti. Yıl 1993.. Ben üniversite son sınıftayım. Bestelerim var ve kendisine dinletmek istiyorum. Abimle beraber kaldığım bekar evimizde bir gün bağlamamı alıp elime ilk bestelerimi bir kasete okudum. Sağındık’ı bulma umudu ile kasetlerini çıkartan firmanın Sıhhiye’deki bürosunun kapısını çaldım. Buraya daha evvel başka vesileler ile gelmiş ve siyasi mahkumlara yönelik af ile cezaevinden çıkan, aynı zamanda firmanın da ortaklarından olan Remzi ağabey ile de tanışmıştım. O gün Sağındık’ı bulamadım. Kaseti ulaştırması için -utana, sıkıla-  Remzi ağabeye bırakıp çıktım.  

Tabi üniversite günlerimin de son vakitleri. Sınavlarım yoğun. Dersleri iyi olan öğrenci çizgisini takip etmesem de bir şekilde okulu bitirmek zorundayım. Bu yüzden son aylar benim için apayrı bir yoğunluk ortaya çıkardı. Sabahlara kadar finallere çalışıyor, zayıflarımı kurtarmaya planlıyor, bir an evvel hayatın ortasına hızla sokulmaya çalışıyorum. Böylece birkaç hafta geçti. Sonra bıraktığım kasetin akıbetini öğrenmek amacı ile firmaya uğramaya karar verdim. Büyük ihtimal Sağındık’ın beğenmeyeceğini umuyorum. Her şeye hazırlıklıyım bu yüzden..

Ama öyle olmadığını  öğrendim. Hasan abi beni epey merak etmiş. Eserlerimi dinlemiş. Beğenmiş.

O gün kendisi ile ilk kez tanıştım. Kasette yer alan eserlerim üzerine konuştuk uzunca. Öğle vaktine doğru hemen Necatibey Caddesi’nin girişindeki Kebap 49’a yemeğe götürdü beni. Baş başa yemek yiyip, dakikalarca müzik üzerine konuştuk. Beni tanımaya çalışıyordu. Ben ise içimde taşıdığım heyecanı hem bastırmaya, hem de konuşmalarımızın ritmine yetişmeye çabalıyordum. 

Sıkıntılı günlerde birlikte yolculuk ettik

Bu arada siyasal yapılanma da teşkilatlanmasını kurup, stratejiler geliştiriyordu. Zor zamanlardı açıkçası. Sağındık’ın kasetlerini çıkartan firmanın, ayrılanlardan yana tavrını koyması, tehditler almasına neden oluyor, onlar da olabilecek şeyleri yıllar evvelinin acı tecrübeleri ile tatmış insanlar olarak akla gelebilecek her türlü hazırlığı(!) masaların altında, çekmecelerde bulundurmaya gayret ediyorlardı. 

Bu sisli zaman diliminde Sağındık konserlere gidemedi. Çünkü henüz konser düzenleyecek ciddi bir yapılanma yoktu ortada. Uzun bir aradan sonra sanırım 1993’ün Mayıs ayı gibi ilk kez bir konser teklifi geldi Hasan abiye Burdur’dan.. Bana “seni de götüreceğim” dediği an, yaşadığım heyecanla karışık şaşkınlığımı unutmam mümkün değil. Lacivert Ford Taunus’una atlayıp, baharın iç Anadolu’yu canlandırmaya başladığı o günlerde ömrümün bir penceresini aralayan ilk adımımı O’nun sayesinde atıyordum böylece. Burdur’daki konser çok sıkıntılı oldu. Siyasal yapının ayrılışına anlam veremeyenler gelip, provoke etmeye çalıştılar konseri. Tartışmalar yaşandı, laf ile sataşmalar soyunma odasına kadar taşındı vs. Ben o gün ilk kez sahneye çıktım ve iki bestemi seslendirdim.  

11393
(+) Samsun'da bir konseri afişi

Ardından yavaş  yavaş konserler hız kazanmaya başladı. Ben de artık Sağındık ile beraber konserlere sürekli giden ikinci sanatçı olmuştum yapı içerisinde. Tabi daha çok üniversiteli genç arkadaşların organize ettiği ve katıldığı konserlerdi bunlar. Dinleyici olarak gelen ya da organizeyi yapan genç arkadaşların çoğu ile aynı yaşta idim. Duygularım, anlam haritalarım, zamanı kavrayış bakımından durduğum yer onlara çok benziyordu.

İlerleyen süreç Hasan Sağındık’ın artık yeni bir kaset çıkartabileceği zemine doğru evrilmeye başladı. Böylece içinde benim de bir bestemin olduğu (Kurşun Kurşun Üstüne) Zindan Şehirler isimli çalışmasını çıkardı 1993 yılının sonuna doğru. Kasete adını veren şiir yine cezaevinden yeni çıkan bir siyasi mahkum olan Süleyman Kalaycı’ya aitti. Ve hatta Kalaycı’nın şiir kitabının da ismi idi Zindan Şehirler. Bir bakıma tam da Hasan abinin içinde bulunduğu psikolojiyi anlatıyordu bu şiir.

11394
(+)

Manisa’dan, büyük bir kent olarak Ankara’ya yeni gelmiş bir taşralı için epeyce yalnızlaştırıcı, yabancılaştırıcı, geleneksel olanla çatışan bir şehirdi çünkü içinde yaşamak zorunda kalınan mekan. Şiirin yazarı için de durum aslında pek farklı değildir. O da cezaevinden yeni çıkmış ve dışarısı olan şehirden büyük beklentileri içinde barındıran bir adam olarak, modernizmin bütün enstrümanları ile donanmış bu şehirde kendisini adeta zindanda gibi hissetmektedir. Zindan Şehirler’in aranjesini de Gündoğar yapmıştı. Bir önceki çalışmaya göre çok daha ileri düzeyde bir albümdür Zindan Şehirler. Baştan sona akustik enstrümanların kullanıldığı, her bir enstrümanı piyasanın en iyisinin çaldığı, kayıt standardının epey yüksek olduğu ve beste niteliğinin belli bir kalitesi, ortaya çok sıkı bir ürün çıkarmıştı.

Ülkeyi gezmek onunla nasipmiş

1993 yılının sonu ve ardından gelen süreç ikimizin de ardı ardına çok sıklıkla konsere gittiğimiz yıllardı. Ülkeyi belki bir uçtan bir uca sürekli geziyorduk. Bazen iyi otellerde, bazen öğrenci evlerinde, bazen çok kötü mekanlarda kalıyor, konserlerden sonra sabahlara kadar genç ve coşkulu üniversite öğrencisi arkadaşlarla sohbetler yapıyor, konuşmaktan, dünyalar kurup, dünyalar yıkmaktan hiç bıkmıyorduk. Saatlerce yol gidip gece konser verdikten sonra kimi vakit hiç durmadan bir başka ile yetişmeye çalışıyor, bütün bu hızlı tempo yine de gelecekten umutlu olduğumuz o yıllarda yüzümüzde, zihnimizde yorgunluk hissini uyandırmıyordu.

11395
(+)

Her gittiğimiz yerde bizi, konserleri ticari kaygı taşımadan, salt hizmet olsun amacına yönelik olarak organize eden taşralı, fakir, orta sınıf genç arkadaşlar karşılıyor, büyük hürmet ve saygı duyguları ile ceketlerinin yakalarını önümüzde ilikliyor ve kendilerince dünyanın en anlamlı işlerini yapıyorlardı. Böyle binlerce çocuk ile karşılaştım, tanıştım. Kapalı spor salonlarına sığmayan binlerce genç çocuk o yıllarda apayrı bir heyecan ve umut taşıyordu. Bunun farkında idim. Bunu gözlerinden anlayabiliyordum.

Şimdi, öğrenci evlerinde karanlık, soğuk kış gecelerini sabaha erdirdiğimiz, konsere çıkmadan soyunma odasına kadar gelip üç çift laf konuşmak için yanıp tutuşan o taşralı çocukları çok merak ediyorum. Salonlara sığmayan o coşkulu çocukların şimdi zihinlerinin, kalplerinin, umutlarının nerede olduğunu, nereye konuçlandığını, göğüslerinde heyecanla çarpıp duran kalplerinin yatışıp yatışmadığını… bütün bu sorularımın cevaplarını oturup yine sabahlara kadar aramak isterdim onlarla..  

11396

(+)   Bir Erzurum konseri davetiyesi

Bu arada özel radyolar, özel TV’lerin ilk çıktığı zamanlardı ve Hasan Sağındık’ın Zindan Şehirler’i kaseti, konser yolculuklarımızda içinden geçip gittiğimiz her ilin özel radyolarının birkaçında mutlak çalınıp dururdu. Benim aracım olmadığı için çoğu konsere Hasan abinin arabası ile giderdik. O yıllar orkestra kullanmadığı için Hasan abinin aracında çoğunlukla ikimiz bulunurduk.

Zihninde henüz çatışmalarını yatıştırmamış, kalbinin kırıklarından arda kalan parçalarını iyileştirememiş birisi olarak ben o yıllarımda sanırım çok az konuşurdum. Kilometrelerce yol boyu ağımızın hiç açılmadığı zamanlarımı biliyorum. Hasan abi ise tam tersi konuşmaktan, sohbet etmekten, halleşmekten büyük keyif alan bir insandı. Dolayısı ile O’nun kimi konuşmaları boşluğa bırakılmış cümleler olarak dönüp dolaşırdı aracın içinde. Sohbet açılsın diye sorduğu sorulara benim verdiğim tek kelimelik cevaplar boşluğu daha da artırıyordu belki. Hasan abi sorularına cevap alamadıkça artık dayanamadı ve bir gün Erzincan-Tunceli sınırına yakın bir yolda, dağın başında aracı durdurup aşağı inmemi istedi. Tek şansım vardı. Ya konuşmaya başlayacaktım artık ya da terörün kol gezdiği bu mekanda kurda kuşa yem olacaktım. Böylece anlatmaya başladım Hasan abiye her şeyi..

11397

(+)  Küpçük bestesinin yer aldığı Sağındık albümü

 

Yol maceralarımız sanırım ayrı bir Dünyabizim haber metni olacak. Çünkü yaklaşık 6-7 yıl hiç durmadan ülkenin birçok yerine konser için O’nunla gittim.   

 

Selçuk Küpçük dostunu anlattı

Selçuk Küpçük'ün kaleminden ilk Hasan Sağındık portresi için tıklayın

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2010, 01:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülnihal Bimahal
Gülnihal Bimahal - 11 yıl Önce

Selçuk Küpçük ağabey bu yazısıyla o günleri bize de yaşattı. Fark ettimki Selçuk ağabey gezi ve anı yazılarını inceleme ve eleştiri yazılarından çok daha akıcı yazıyor. Kendisine ve dünyabizim'e teşekkür ederim.

elif
elif - 11 yıl Önce

Ülkemizin en iyi iki sanatçısıdır bence sayın Sağındık ve Küpçük..Selçuk bey ne güzel anlatmışsınız Hasan abiyi..Ellerinize gönlünüze sağlık..Sizleri dinlemeye devam edeceğiz...

adnan
adnan - 11 yıl Önce

selçuk küpçük çok güzel anlatıyor o günleri. yazılarını ilgi ile okuyorum.
ayrıca bu aralara yenişafak gaztesinin yorum sayfasında da sık sık güncel meseleler ile ilgili yazıları çıkıyor. onu da takip etmeli arkadaşlar.
selçuk küpçük iyi ki bu camiada var..
iyi ki müzikleri, şiirleri, yazıları var...

Sait demirci
Sait demirci - 11 yıl Önce

Her şey güzel, Hasan Sağındık'ın bir de sesi olsa daha güzel olacak

Hasan Sağındık sedasından Hakk'a sığındık

mısraı o zamn lüzümsuz olacak. Fakat nerede o sıcak günler?

gökhan
gökhan - 11 yıl Önce

bence çok güzel ve her zaman ulvi manalar hissettiren bir sesi var Hasan abinin..Bu güzelliği herkes takdir ediyor...mesajınızı biraz açar mısınız?

galip alkurt
galip alkurt - 11 yıl Önce

HASAN SAĞINDIK TAM BİR ŞAHSİYYET.ÖZÜ SÖZÜ BİR DİYE BİR LAF VAR YA AYNI ÖYLE.TÜM KASETLERİNİ YA PARADAN YADA O ZAMAN Kİ GÜNDÜZ GAZETESİ VASITASIYLA BAŞKA GAZETELERİN ÇANA ÇÖMLEK YERİNE HASAN SAĞINDIĞIN KASETLERİNİN DAĞITIMI YAPILDI.TAM BİR ÜLKE SEVDALISI,TÜRK MİLLETİNİN AŞIĞI,RESULUN İZİNDE GİDEN BİR ALPEREN.AYNI BİR SEVDAYA BAŞ KOYMAMIZ DOLAYISIYLA EN AZ ON KERE DİNLEDİM YUSU YÜZLÜYÜ.

Mehmet Hatipoğlu
Mehmet Hatipoğlu - 9 yıl Önce

Hasan Sağındık ve Selçuk Küpçük iki güzel insan iki güzel adam gibi adam sanatçı.Allah Yar ve yardımcaları olsun.Selam ve dua ile...

banner19

banner13

banner26