Bülbülün 11 kanadı, cami mûsikisi formları

Türk mûsikisinin camilerde, tekkelerde ve diğer manevi muhitlerde icra edilen 22 formu bulunuyor. Türk müziğinin zenginliği yansıtan bu formlar günümüzde icra edeni azalsa da yaşamaya devam ediyor. Ahmed Sadreddin yazdı.

Bülbülün 11 kanadı, cami mûsikisi formları

Türk mûsikisinin camilerde, tekkelerde ve diğer manevi muhitlerde icra edilen 22 formu bulunuyor. Hepsi başlı başına bir araştırma konusu olan bu formlardan kısaca bahsetmenin faydası olacağını sanıyorum. Zira Türk müziği icraları yavaş yavaş el etek çekiyor. Bu durum bendenizi mahzun ettiğinden karınca misal, belki bir faydam olur düşüncesiyle yeniden Türk müziğinin yaygınlaşması için bir iki yazı yazmak yolunu seçtim. Dinî müzik formlarını kısa açıklamalarla tanıyalım.

Kur'an-ı Kerim: İtiraz eden olabilir. 'Kur'an ile müziği nasıl yanyana koyarsın diyenler' olabilir. Müziği enstrümanlarla icra edilen bir sanat olarak düşünüyorlarsa haklılar. Ama bu düşüncede kalmamaları gerekir. Müziğin en esaslı tarifine göre, sesin ahenklisine müzik denir. Bu şekilde bakıldığında itiraz kalmayacaktır sanıyorum. Hasılı ziyadesiyle cami, tekke ve dinî cemiyetlerde icra edilen bu form, bir besteye bağlı olmadan, doğaçlama şeklinde okunur. Tecvid ve tertil kurallarına azamî riayet edilerek her makamda icra edilebilir. Kur'an güzel sesle okunmalıdır ki dinleyenler feyz alsın ve gönüllerinde okunan ayetlerin karşılığını bulabilsinler.

Ezan: Kelime manası olarak bildirme anlamını taşır. Müslümanları camiye davet için ilan etme usûlüdür. Sahabe efendilerimizden Abdullah bin Zeyd ezan kelimelerini mânâsında (uykuda görülen herşey rüya değildir. Manevi işaretleri olanlarına 'mana' denir) görür. Peygamber Efendimiz ashabını biraraya toplamak istediğinde müezzinlerinden birine ezan okuturmuş. Bugün güzel okuyanı iyice azalmış ve bazı hocalar elinde eziyet enstrümanına dönmüş olsa da dinî mûsikinin bence en güzel formudur. Zira İmam Zeynelabîdin Hazretleri'nin buyurduğu üzere, 'Ezanı müezzinin ağzından Allah okur'. Çeşitli makamlar kullanılarak doğaçlama şeklinde okunur. Kimi yerlerde her vaktin ezanı farklı okunurken, kimi yerlerde de makamlar güne göre değişir.

Kamet: Kelime karşılığı dikilmek, ayakta kalmaktır. Cami içinde cemaati farz namazın başlamak üzere olduğuna dair uyarıdır. Ezana orana daha hızlı ve bir nebze alçak okunur. Ezan cümleleriyle aynı cümleler tekrarlanır, hayya alel felahtan sonra 'kad ikametis salat' ifadesi eklenir.

Tekbir: Cenab-ı Hakk'ın büyüklüğünü ifade etmek anlamına gelir kelime olarak. Camilerde, bayram namazından evvel ve hutbe aralarında, imam efendinin işaretiyle topluca okunur. Mevlidlerde, cuma ve cenaze namazlarında ve Mukaddes Emanetleri ziyaret esnasında tekbir getirilir. Segah makamında bestelenmiş ve bestekârı Buhurizâde Mustafa Itrî Efendi'dir.

Salât: Kelime manası olarak namaz ve dua anlamına gelir. Peygamberimize Allah'tan rahmet ve selam duasını içeren sözlerdir. Ezan gibi irticalen okunan ve besteli olmak üzere iki çeşidi vardır. Cenaze, bayram, Cuma ve sabah salatları, ezan gibi cami minarelerinden okunur. Muhtelif makamlarda bestelenmiş salâtlar da vardır. En meşhuru teravih namazlarında okunan salât-ı ümmiyyedir.

Tesbih: Dinî mûsiki formlarından olan tesbih, kelime manası olarak Cenab-ı Allah'ı yüceltmek, onu noksan sıfatlardan tenzih etmek anlamına gelir. Arapça tesbih cümlelerinin ilâhi formunda bestelenmesinden meydana getirilmiş eserlerdir. Zekai Dede'nin aşağıdaki eseri tesbihe bir örnektir. Namazlardan sonra müezzinlerin okuduğu tesbihat da bu form içine girer. Mahfel Sürmesi: Camilerde namazdan sonra bir ya da bir kaç müezzin tarafından kısım kısım, kimi zaman nöbetleşe olarak okunur. Cemaatin salât ü selâm getirmesine, tesbih çekmesine ve duaya zemin hazırlamak içindir. Doğaçlama olarak çeşitli makamlarda okunabilir. Dua, ayete'l kürsî, tesbihler ve ilâhi olmak üzere beş bölümden oluşur. Mahfel Sürmesi'nin Abdülgani Gülşenî tarafından tesis edildiği ifade edilir. Notasının bazı mûsikîşinaslar tarafından muhafaza edildiği söyleniyor.

Temcid ve münacaat: Anlam karşılığı ululamaktır. Mübarek gecelerde sabaha karşı, Ramazan aylarında ise sahurdan sonra, bir kaç müezzin tarafından minarelerde, kimi yerleri tek başına, kimi yerleri de koro halinde okunan, Arapça ifadelerden oluşan bir mûsikî formudur. Aynı ezgi, pek az değişikliklerle tekrar edilmek sûretiyle ruha tevhid duygusu telkin edilir. Temcidin ardından da Türkçe şiirlerin bestelenmesinden oluşan münacaat okunur ve Cenâb-ı Hak'tan dilekte bulunulur. Temcid ve münacaat, dinî mûsikide tek bir form adı altında zikredilegelmiş. Tesbih formuna yakınlık arzeder. Bu form bugün icra edilmese de notaları mûsikişinaslar tarafından muhafaza edilmekte.

Mevlid-i şerif: Peygamber Efendimiz'in dünyaya gelişini, peygamberliğini, miracını mucizelerini ve dünyadan irtihalini konu alan mesnevî türündeki şiirlerin, belli makamlarda irticâlen okunmasından meydana gelen formdur. İslâm dünyasında bir çok mevlid yazılmıştır. En çok kabul göreni ise Süleyman Çelebî Hazretleri'nin mevlididir. Düğünlerde, cemiyetlerde hemen her yerde okunan bu mûsiki formunun da hakkıyla icrâ edeni azdır. Allah sayılarını arttırsın.

Miraciyye: Sevgili Peygamberimiz'in mir'acını anlatan manzumların bestelenmesinden meydana getirilen formun adıdır. Bugün elde bulunan tek miraciyye, Kutbu'n Nâyî Osman Dede'ye aittir. Şeyh Mehmed Nasûhî Hazretleri'nin yazdığı miraciyeyi Osman Dede, segah, müstear, dügah, neva, saba ve hüseynî makamlarında 6 bölüm halinde besteler ve bölüm aralarını da tevşihlerle süsler. Bu tevşihlerin güftesini de Mehmed Nasûhî Hazretlerinin şiirlerinden seçer. Miraciyyenin bölümleri mevlid gibi doğaçlama usûlüyle, tevşihlerse besteli olarak ilahiler gibi okunur. Receb ayının 27. gecesinden Ramazan ayının başına kadar sultan camilerinde ve bazı dergahlarda vaktiyle okunurmuş. Eser yaklaşık 40 sayfaya varan bir notaya sahiptir ve icrası iki buçuk saati bulur.

Tevşih: Peygamber Efendimiz'in dünyaya gelişinden, emsalsiz vasıflarından bahseder. Daha çok mevlid ve miraciyyeler arasında okunur. Hazır bulunan cemaat tarafından hep birlikte okunur. Çeşitli makamlarda örneği vardır. Bir örneği aşağıdaki eserdir. Farklı makamlarda bir çok tevşih bestelenmiş. Genellikle büyük usûllere sahip olurlar. Tevşih, mevzu ve mûsiki itibarıyle na'tlarla benzerlik arz eder.

Türk müziğinin zenginliği yansıtan bu formlar günümüzde icra edeni azalsa da yaşamaya devam ediyor. Bazı akademisyenlerin gayretleri de bu formları bugüne kadar muhafaza etmek adına büyük uğraşlar vermiş mûsikişinasların çabalarını tamamlayıcı nitelik taşıyor. İnşallah camilerimiz bu formların yeniden icrasıyla eski günlerdeki ihtişamına kavuşur.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 17:51
YORUM EKLE
YORUMLAR
Şahin uçar
Şahin uçar - 1 yıl Önce

Benim fatihanın tezhibini kullanmışlar. Henüz fatiha yazılmamış demek kki 1975-76 daKi hali

banner19