Müslüman itfaiye beklemez

İnsanoğlu sorumluluk aldığı, problemlerin üzerine yürüdüğü, çözmek için inisiyatif kullandığı kadar değer bulur. Elbette herkes aynı duygu ve düşünce ile yola çıkamayacaktır. Kimileri de elini taşın altına koymak veya ateşe bir bardak su atmak yerine seyretmeyi deneyecektir.

Rabbimiz kitabı kadiminde (Araf suresi 165. ayette) bizlere örnek olacak çok önemli bir örneği vermektedir. İsrailoğulları’ndan bir köy halkının durumu ve burada yaşananlar önemli bir misal olarak zikredilir. Balıkçılıkla geçinen bir köyde Cumartesi yasağına muhalefet eden, aslında muhalefet etmek yerine kendilerince kurnaz bir çözüm yolu bularak Rableri’ni kandıracaklarını düşünüp dünya menfaati uğruna yasağı çiğneyen az sayıda köy halkı vardır. İlk planda yasak delinmemiş gibi görülüyor. Zira bu kurnazca yapılmış plana benziyor.  Hatta “bunu daha önce neden düşünemedik!” diye iştah kabartan bir hali bile var.  

Bu yasağı çiğneyenlerin az olmasına karşılık köylülerin büyük çoğunluğu; “Her koyun kendi bacağından asılacaktır, herkes kendi hesabını verecektir, biz bütün dünyayı değiştirecek güçte değiliz” diyerek kenara çekilmeyi tercih ederler. Onlar için seyirci kalmak daha kolay bir çözümdür zira... Hatta en kolay olanıdır. Nasıl olsa bir sorumluluk ve faturası da olmayacaktır. Bu nedenle de işin kolay olanına sarılırlar ve sorumluluk almaktan kaçınırlar. Kendileri sınırı geçmediğine göre güvendedirler.

Bu seyircilerin duyarsızlığına karşın az sayıda ama azimli bir mü’min grubu da vardır. Zor zamanda ortaya çıkmaktan korkmayan, sorumluluk almaktan çekinmeyen, seyirci kalıp düğümü başkasının çözmesini beklemek yerine taşın altına el koymayı bilenler öne atıldı ve bu konuda girişimde bulundular. Önce engel olmak için gayret gösterdiler. Uyardılar, nasihat ettiler, yapılanın yanlışlığını ifade etmeye çalıştılar. Geçmişte yaşanan ve yanlışta ısrar edenlere verilen ilahi cezaları hatırlattılar. Ancak dünyanın birçok köşesinde ve çok değişik devirlerde olan sonuç gerçekleşti. Nasihate kulak veren olmadı. “Nasihatçisi olmayan ve nasihatçisine kulak vermeyen bir toplumda hayır yoktur” düsturu gereği onlar da kulak vermeyince hayrın olmadığı bir toplum oluverdiler.

Tüm gayret ve uyarılara rağmen yanlıştan ve ısrarlı isyandan vazgeçmediler. Seyircilerse bu seyirlerine devam ettiler. Davetçi olmayı ve nasihat etmeyi bir görev olarak benimsemiş bu güzel insanlar; sözlerinin dinlenilmemesi üzerine kendilerini isyandan ve isyankârlardan uzak tutmayı tercih ettiler. Aralarına bir duvar koyup hem mânen hem de fiziken mesafeli bir duruşu sergilediler. Birkaç gün sonra köyün diğer yanından sesler kesildi. Çoğu da akraba ve eski dost olan diğer tarafa baktıklarına başka bir şoku yaşadılar. İlahi azap köyde bu suça karışanları ve yanlışa karşı sadece seyirci kalmayı yeğleyenleri yakalayıverişti. Kur’an-ı Kerim bu köy halkının bir gecede domuz ve maymunlara çevrildiğini haber verir.

Yaşadığımız bu dünyanın hiçbir köşesinde ve hiçbir evresinde -asr-ı saadet bile olsa- şeytan görevini bırakmamıştır. İnsanların nefsani arzuları ve dünyevi hırsları yok olmamıştır. Yeryüzünde günah ve isyan sıfır düzeye inmemiştir. Her dönemde şeytan görevini yapmış, iman ve küfrün amansız bir mücadelesi olmuştur. Şeytan ve avenesinin kandırdığı veya kandırmaya aday bulup gözünü ve gönlünü o tarafa doğru yönlendirdiği insanlar olmuştur. Bu iğvaların karşısında daha güçlü durabilenlerin sorumlulukları çok önemlidir. Zira onlar “nasıl olsa ben şeytanın peşine takılmadım, kendimi kurtardım” diye sevinemez ve ayağını isyan buzlarına basmış kardeşlerini kurtarmak için çırpınırlar.

Komşusun evi yanarken video çekerek itfaiyenin gelmesini beklemek asla insani bir tavır değildir. Yapılması gereken davranış, elinde var olan bir bardak suyla bile olsa hemen ateşin üzerine doğru hücuma geçmektir. İtfaiye kendi görevini yapmalıdır. Ancak bir komşuluk, akrabalık, dostluk görevi olmalıdır. Aynı sokakta veya apartmanda ikamet ediyor olmanın verdiği sorumluluk bizi evi saran ateşi söndürmek için başkalarını beklemek yerine göreve koşmayı gerekli kılar.

Müslüman itfaiye beklemez. Büyük yangınlar için itfaiyeye haber vermek bir zorunluluktur. Ancak Müslümanın sorumluluğu, kurtarabildiğine el uzatmayı gerekli kılar. Hatanın girdabına düşmüş herkes için çok şey değişmeyebilir. Ama kurtarılabilenler için çok şey değişecektir.

İtfaiye beklemeden son damla su ile bile olsa ateşin üzerine gitmek bir görevdir.

İtfaiye olup tüm yangını söndüremediğimiz için sorguya çekilmeyiz de elimizde var olan imkânı kullanıp kullanmadığımızdan hesaba çekiliriz.

Ateşi görmeyen var mı?

YORUM EKLE

banner19

banner36