Murat Giray kompleksi

Başkalarının hatalarından ders alın. Zira insan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.

Tolstoy

Tarihte meydana gelen olayları birebir günümüze uygulamak, birçok faktöre bağlı olduğu halde bir iki faktöre indirgemek yanıltıcı olabilir. Yine de yararlanmasını bilen bakışlar için yaşanmışlıklarda alınacak nice dersler, işaretler vardır. İnsanın temel yapısı zaman ve mekân olgusunun çok üzerindedir. Dönemsel görüntülere kapılmadan eşya ve hadiselerin özünü kavramaya çalışmak, insanlığa her zaman avantaj sağlıyor. Yüzeysel ve günübirlik bakışı tercih edenlerse kısır döngüye kapılarak zaman kaybetmek zorunda kalıyor.

Burada tarih felsefesiyle ilgili derin konulara girecek değiliz. Osmanlı tarihinde çok kritik bir hadiseyi hatırlamaya çalışacağız; II. Viyana Kuşatması. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa esasen önemli hizmetleri olan güçlü bir sadrazam. Almanların Macarlara baskı yapmasına dayanarak Nemçe (Avusturya) üzerine sefere çıkıyor. Osmanlı Padişahı IV. Mehmet bazı kalelerin geri alınması amacıyla izin veriyor. Ordu, büyük kuşatma topları olmadan hızla hareket ediyor. Fakat Sadrazam’ın kafasında başka bir şey var. Asıl amacını çok sonra açıklıyor; Viyana. Öyle ki buna padişah bile şaşırıyor, kendisine gelen bilgi notuna şöyle cevap veriyor; 

Kastımız Yanık ve Komran Kal'aları idi. Beç Kal'ası (Viyana) dilde yok idi. Paşa ne acep saygısızlık idüp bu sevdaya düşmüş. Hoşimdi Hak Te'ala asan göre, lakin mukaddem bildireydi rıza vermezdim.

Koskoca padişah, “önceden söyleseydi izin vermezdim ama artık Allah kolaylık versin” diyor. Sadrazamın gücüne bakar mısınız? Nasıl inisiyatif kullanıyor. Onun çadırında kurulan danışma meclisinde Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa ve Kırım Hanı Murat Giray karşı görüş bildiriyor ve şimşekleri üzerine çekiyor; Ordu erzak ve mühimmat olarak uzun bir kuşatmaya hazır değildir. Murat Giray’ın uyarısı gayet manidardır;

Kendü ile ceng üzre olan kâfir bile bu demde terk-i cidâl idüp, imdâd u muavenet ideceği nümâyândır.

“Kendi arasında savaşan kafirlerin bile bu durumda savaşı bırakıp yardıma gelecekleri açıktır” diyor. Dediği gibi oluyor. Viyana Kuşatması, 30 yıl savaşlarında birbirini kıran Avrupa’da birliğe yol açıyor. Kuşatma sırasında Budin Beylerbeyi ve Kırım Hanı, askeri siperden çıkararak zaman kaybetmeden nihai saldırının yapılması gerektiğini söylüyor. Bu olmazsa kuşatmayı sonlandırarak seneye daha iyi koşullarda gelmeyi tavsiye ediyor. Merzifonlu her iki öneriyi de reddediyor. Fethi kesin görüp aylarca düşmanın teslim olmasını bekliyor. Şehri tahrip olmadan alacağını düşünüyor.   

Geri dönmeyi ise hiç kabul etmiyor. En önemli komutanları ondan iyi muamele görmüyor. Hakaret ile reddediliyor. Böylece ordunun birliği bozuluyor. Düşman zaman kazanıyor. Papa’nın çağrısıyla gelen takviye güçler Viyana’ya ulaşmaya başlıyor. Bunların en önemlisi Leh (Polonya) Kralı Sobieski komutasındaki ordudur. Bu kuvvetlerin kuzeyden Tuna’yı geçmesi gerekiyor ki o bölgeyi koruma görevi Kırım Hanı Murat Giray ve askerlerine verilmiştir.  

Kırım Hanlığı büyük bir tarihi geçmişe sahiptir. Altın Ordu ve Tatar İmparatorluğu’nun varisidir. 16. yüzyılda Ruslara kök söktürmüş, Moskova’yı işgal etmiş. Zamanla yükselen güç Osmanlı Devleti’nin bir parçası oluyor. Müslüman bir devlet olarak kendi kültürel varlığını, iç siyasetini yürütüyor. Dış işlerinde Osmanlıya bağlı, seferlere asker veriyor.   

Merzifonlu, Viyana için sefere çıktığında Kırım Hanı’na haber veriliyor. O da usulüne göre askerleriyle orduya katılıyor. İşte bundan sonra Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisi yaşanıyor. Murat Giray, sadrazam ile arasındaki anlaşmazlık nedeniyle gücenmiş durumdadır. Hak ettiği muameleyi, itibarı görmemiştir. İşte bu yüzden, Viyana’ya yardım için gelen Sobieski kumandasındaki Leh ordusunun İskender Köprüsü’nden Tuna’yı geçişine müdahale etmiyor, uzaktan seyrediyor. Silahtar Tarihi’nden izlersek, ordu imamı durumun vehametini görerek Murat Giray’ın yanına geliyor ve uyarıyor;

Han'ım, şu bölük bölük geçen kâfirleri kırdırsanız artık gerisi münkatı olmaz mıydı (kesilmez miydi)?

Murat Giray’ın cevabı tarihin dönüm noktalarıyla basit insani duygular arasındaki derin bağlantıyı işaret ediyor;

“Behey efendi! Sen bu Osmanlı’nın bize et­tiği cevri bilmezsin; ancak bizi bir hâle kodular ki yanlarında Eflak ve Boğdan keferesi kadar rağbetimiz kalmadı. Bu düş­manın cemiyet ve hareketin kaç defadır yazıp bildirdim. ‘Düşman çok, mukâvemet mümkün değil, askeri; metristen (siperden) çıkaralım, iktiza ederse saf cengi edelim ve illa selâmet yere gidelim’ dedim. İnadından dönmeyip söz geçiremedim. İnşallâhüteala bu düşmanın def’i yanımda laşey idi, (iş değildi) ve bilirim ki dinimize de düşmez, bir ihanettir. Lakin gayret beni komadı, anlar da görsün kendilerin kaç akçelik âdem imiş, Ta­tar kadrin bilsinler.”

Leh ordusu bir engelle karşılaşmadan Tuna’yı geçip Viyana önlerine geliyor. Papalığın gönderdiği askerlerle birleşiyor. Sadrazam uyarılara rağmen yeniçeri ve sipahiyi metristen çıkarmıyor. Kahlenberg’de, “Alamandağında” Osmanlı ordusu hazırlıksız yakalanıyor. Kırım Hanı küskünlüğüne devam ediyor. Ordunun sol kanadında yer almakla beraber aynı kanattaki Şam Valisi Hüseyin Paşa’ya yardım etmiyor. Nihayetinde ordu yenilgiye uğruyor. Paha biçilmez ağırlıklarını geride bırakarak dağılıyor. Merzifonlu idam ediliyor. Arkasından Belgrat ve Budapeşte düşüyor. Avrupalı’nın hayal dünyasında yenilmez olarak görülen koca Osmanlı’da, düşüş devri başlıyor. Macarlar kısa zamanda Alman hakimiyetine giriyor. Tatarlar ise Osmanlı ile ortak bir kaderi paylaşarak tamamen yok olacakları bir süreci yaşıyor.

Dikkat edelim, bütün suçu Kırım Hanı’na yüklemenin yanlış olduğunu, sonucun birçok faktöre bağlı olduğunu vurguluyoruz. Zaten olan olmuş giden gitmiş. Yargılamak bize düşmez. Nihayetinde genel yönetim Merzifonlu’dadır. Sefer, başından itibaren iyi planlanmamış görünüyor. Padişah iradesine gereken saygı gösterilmiyor. Kuşatmada kilit rol oynayan komutanlarla istişare edilmiyor. Orduda disiplin kalmamış, uzun süren kuşatma nedeniyle erzak ihtiyacı ganimet toplamaya yol açmış. Haçlı ordusu Kahlenberg Tepesi’ne saldırdığında, ordunun önemli kısmı orada bile değildir. Varoşlara, köy ve kasabalara ganimet akınlarıyla meşguldür. Disiplinin kaybolması, Haçlı ittifakı nedeniyle ordudaki Müslüman olmayan askerlerin isteksizliği, hatta karşı tarafa katılması. Bizce işin en önemli yanı, düşman kuvvetlerinin kutsal bir dava etrafında birleşmesi ve savunma savaşı vermesi.  

Burada Murat Giray’ın tavrında odaklanmak istiyoruz; hak ettiğini düşündüğü muameleyi, mevkii göremeyince küsmüş, gücenmiş, buna bir cevap olsun diye görevini yapmaktan kaçınmıştır. Kendi deyimiyle bu “Evet, dinimize uymayan bir ihanettir; ama onlar da kaç paralık adam olduklarını anlasınlar, benim kadrimi bilsinler”. Murat Giray kompleksini ifade eden sözler.

Tarihte ikbali, gururu için bu komplekse kapılarak hareket etmiş, belki aynı sözleri söylemiş ne kadar küskün asker, yönetici vardır bilemiyoruz. Sırf “değerim anlaşılsın” diye ülkesine büyük zarar verebilmişlerdir. Beğenmediği yönetim gitsin diye memleketin felaketine yol açabilmişlerdir. Hatta kendilerini de göz göre göre uçuruma sürüklemişlerdir. Nefsin kamçıladığı kibir ve haset duygusu böyle bir şeydir. Ateşin odunu yemesi gibi iyilikleri yer bitirir. Bunun farkına varabilmekse sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.    

Murat Giray’ın küskün duygularla, gururuna yenilerek işlediği hata, hem Koca Osmanlı’nın hem de Kırım Hanlığı’nın düşüş sürecine girmesinde önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı ilk büyük toprak kayıplarını yaşıyor. Bir iki yıl içinde Budin düşüyor. Kırım ise yüz yıl içinde tamamen Rus toprağı oluyor (1783). Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan Anadolu’ya göç dalgaları başlıyor. Tarihi geri getiremeyiz. Ama alınacak dersleri ihmal edersek hataları tekrarlamaktan kurtulamayız. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Tuba Arabalı turgutlu
Tuba Arabalı turgutlu - 1 ay Önce

İnsanlar arası ilişkiler, nasıl da devletler arası ilişkileri etkiliyor. Burada Merzifonlu Paşa’nın da bu ilişkilerde pek de iyi olmadığını biliyoruz. Tabi küskünlükler şahsi kalmamış …

banner26