Müfredat kendisi olmaktan çok tâbi olmayı değerli kılar

Bir müfredat programına dahil edilerek hayata katılırız. Bir insan yetiştirme düzeni içinde başka herkes için olduğu gibi bizim için de bir yaşama disiplini kurgulanır. Hayata nasıl katılacağımız, hangi değerler dünyasında şekilleneceğimiz, dünyayı nasıl kuracağımız kendi fikrimizin ya da irademizin nasıl tecelli edeceğine bakılmaksızın dinî, milli ve kültürel beklentiler içinde kuramsal bir temelle ilişkilendirilir. Müfredat hem paradigmayla hem de baskın zihniyet yapılarıyla temas kurmada belirleyici bir öncelik kazanır.

Çocukluk evreninden yaşama süreçlerinin herhangi bir evresine geçiş yaptığımız hemen her eşikte bizi kuşatan bir verili müfredat peşimizi bırakmaz. Doğrular ve yanlışlar, iyiler ve kötüler, güzeller ve çirkinler hakkında bir kanaate sahip olmak için yönlendirici mekanizmalar hep devrededir. Bir şekilde dahil olup kendimizi içinde bulduğumuz yapı bizim dünya tasavvurumuzu tanzim etmede hiç de ihmalkâr davranmaz. İyi, doğru ve güzel üzerine kendi başımıza kafa yormamıza fırsat vermeyen bu yapı muteberliği çoklukla iktidar teknikleriyle kanıtlandığı kesin olan bir müfredat eşliğinde bizi her gün yeniden inşa etmek ve arada sıradışı sayılabilecek tercihleri gayrimeşru ilan etmek ya da bütün bunları mütemadiyen onarmak için seferber olur.

Müfredat sadece okul sistemi içinde hatırlanan bir bilgi şemasıyla sınırlı değildir. Hayat bir orada değildir, dışarıda da takip edilecektir. Aile başta olmak üzere sayılı ömrün türlü kompartımanları arasında kontrol dışı bir tercihe tevessül etmemek için sıkı bir düzenleyicilik fikrine tâbi olmak egemen bir söylem olarak sürekli teşvik edilir, uyanlar takdir, uymayanlar tekdir edilirler.

Özgür bir alan fikrine geçit verilmez

Gündelik hayat bizim kendi irademizi sürekli olarak kullanıp iletebileceğimiz özgür bir alan fikrine geçit vermez. İster avami ister entelektüel ilgilerle yaşıyor olalım, kişisel ya da toplumsal tercihlerimizi ortaya koyarken ne ölçüde bütün bunlardan bağımsız bir duruş ortaya koyabileceğimiz düşünsel bir çaba ister. Açığa verdiğimiz eylemlerimizin olduğu kadar bir Allah'ın kuluyla olsun paylaşmadığımız fikriyatımızın bile ne ölçüde meşru ne ölçüde makul olduğu üzerine düşünmeden edemeyiz. Müfredat sistemi hemen her seferinde bütün toplum tarafından üzerinde mutabık kalındığı düşünülen bir kabuller haritasına sizden de bir uyum ve sadakat ister.

Müfredat planlaması sadece bilme biçimleriyle sınırlı değildir. Neyin ne kadar bilineceği, nelere dikkat edilip, nelerden haberdar olunacağı kadar nelerden uzak durulacağı hatta nelerin aklımıza bile getirilemeyeceği de bu sistematik içinde kendine bir yer bulur. Bizden başka birilerinin kılı kırk yaran hassasiyetler içinde kurguladıkları hayalleri, bizim tahayyülümüzle buluştuğunda müfredat çoktan yol almaya başlamıştır bile. Bilişsel kötürümleşme de zihin açıklığı da müfredatın bize kazandırdıkları arasında yer alır. Kişisel yapı ve karakterimizin ortaya koyduğu özellikler idari ve duygusal tekniklerle yapılandırılmış bir müfredat eşliğinde temerküz eder.

Eleştirellik, itiraz ve işin aslına vakıf olmak için düşünme ve eyleme faaliyetlerini daha baştan belli bir istikâmete yönlendiren müfredat programlarıyla yüzleşmek gerekir. Berrak düşünme, irade kullanımı ve sorumluluk üstlenme gibi bizi hayatta her durumda dipdiri tutacak özelliklerin bir şekilde bastırılması, yeteneklerin köreltilmesi ve insani amaçların gözardı edilmesine yol açıcı bir terbiyenin zamanla ortaya çıkaracağı sözümona muteber, olabildiğince uysal ve her türden otorite karşısında sadece muti bir karakterle mistifiye edilmiş yurttaş profilinden bir adım ileri gidebilecek tipoloji yaratmayacağı bellidir. 

Zihniyet yapılarının da paradigmatik modellerin de sonuçta kendi inanç, bilgi ve sadakat düzeylerini korumaya alacak ve olabildiğince yaygın birörnek karaktere ihtiyaç duyacağı kesindir. Eğitim sistemleri, gündelik hayat rejiminin belki de en sistematik mecraı olarak insana ilk dokunan ve ondan istediğini çıkarmayı hedeflemiş bir teknolojiyi ifade eder. Endüstriyel üretimden hiç de geri kalmayan bu sistematik yardımıyla okulu, mahalle ve evi, iktidar ilişkilerinin sonuna kadar nüfuz ettiği toplumu, duygusal ve bilişsel sermayeyi sonuç alınabilir yol ve yöntemlerle dizayn etmesi pekâlâ mümkündür.

Sadakat teslimiyetin bir başka veçhesi olmuştur

Müfredatın sonuçta hâkimiyet kurma hakkı tescillenmiş devlet aygıtını sürekli olarak tahkim edip canlı tutan birimlerin hemen hepsine nüfuz etmeyi önceleyen tabiatı eleştiriden çok “ikna”yı, itirazdan çok “sadakat”i ve kendisi olmaktan çok “tâbi olma”yı değerli kılmaktadır.  Ayrıksılığı “fitne”, karşı çıkmayı “anarşizm” olarak tasvir etmeye hazır bir sistem tasavvurunun bütün bu olası tercihleri daha baştan çökertecek bir söylem inşası için öncelikle müfredata, pedagoji ve tahakküme ağırlık vermesi gerekir. Bu bağlamda dinin, gelenek ve kültürün de sözkonusu beklentileri gerçekleştirmek üzere gerektiğinde istismar edilmesinin önünde de hiçbir engel kalmayacaktır. Çünkü artık akletmek uyumla yer değiştirmiş, sadakat teslimiyetin bir başka veçhesi olmuştur.

İnsanın bütün bunları dert edip olası etki ve yönlendirmelerinden kurtulup kendine gelmesi için her şeyden önce sahip olduğu tüm duyargaları harekete geçirmesi gerekir. Türlü manipülasyonlarla iğdiş edildiği açık akıl, kalp ve beden dengesinin yeniden hatırlanmasında hayatın akışına pürdikkat bir gözlem önemlidir. “Nedir”, “nedendir”, “nasıldır” gibi soruların hakikat iddialarını her türden imkânı sonuna kadar kullanarak gündelikleştiren bir mekanizma karşısında soğukkanlılığı elden bırakmadan sorulması gerekir. Sormak yetme, takip de önemlidir, sonuna kadar hem de.

Bir müfredat düzeninin içinde doğarız, hayatın olağan akışı sorularımızı bastırmakla kalmaz, bize kendimizi bile unutturur.

YORUM EKLE