banner17

Siz kimin paltosundan çıktınız?

Yazarlarımıza "Siz kimin paltosundan çıktınız" diye sorduk ve birbirinden ilginç cevaplar aldık.

Siz kimin paltosundan çıktınız?

Ferdi Amca

Sayın editörüm teveccüh buyurmuşsunuz bu soruyu sormakla. Ben ki bu yaşıma kadar türlü türlü paltoyu prova etmiş bir adamım, siz soruşturma sorusunu yöneltene kadar oturup da uzun uzadıya düşünmemiştim kimin paltosundan çıktığımız üzerine.

Aslına bakarsanız bu paltodan çıkmak deyimi bizim topraklara pek özgülenemese gerek... Çocukluğumuzda Sümer marka gocuk giyerdik. 80’lerin sonlarına doğru da montla tanıştık ufaktan. Cem Karaca’nın parkasının üzerinden tankların paletleri geçmişti malum. Hüsamettin Tambay’ın paltosunu sonraları giydik.

Yirmi yıl boyunca o kadar çok palto prova ettim ki kimin paltosundan çıktığımı söyleyemeyeceğim. Bir ikisini ansam bu defa Poe’nun burnuna ayıp olacak. Ne de olsa burnundan düşmüşlüğümüz var.

İyisi mi başa dönüp gerçeği söyleyelim: Şahsen ben Cin Ali’nin şapkasından çıktığımızı düşünüyorum.

M. Sait Çakar

Türk edebiyatında palto adlı öyküyü Müştehir Karakaya yazmıştır ve o öykü oldukça güzeldir. Genç bir çifti, kadının duyarsızlığını çok güzel anlatır. Katkı olsun için yazdım. İlgili öykü Karakaya'nın "Burada Deniz Vurgun" adlı bence enfes hikâye kitabında.

Yasin Şafak

Sait Faik, Necati Mert.

Okur-yazarlıktan değil Adapazarlılıktan:)

Çıkaydım o paltolardan çıkmak isterdim. Kendini ve şürekâsını değil ayrımsız halkı anlatan…

Yusuf Uzaker

Gogol’un değil Google’ın paltosundan çıkanlar kaplamak üzere iken her tarafı diyorum Paltom lekesiz mi olmalı?

Kuran kıssalarında palto var mıdır, kimler palto giyiyordur, giyen yoksa acaba paltolu kıssalar mı yazsak?

Anadolu insanına cübbesini attırıp palto da giydirmek mümkün. Anadolu’yu düşünmek adına bunu yapanlar da olduğuna göre... 70’li yılların TRT filmi tadında öyküler yazan yazarların paltosu çok rağbet görüyor. Bana uyar mı o palto.

 Fazla mı İslamcı ve zeki gelirim o paltoya?

Hımmm… Şöyle de diyebilirim: Palto mu?! Benim çıktığım yazarın paltosu yok. Ben onunla sadece çıkıyorum. Öbürü: Mustafa Kutlu'nun gömleğinden çıktım. Murat Menteş'in gözlüğünden çıktım ben.

Bir başkası: İsmet Özel'in sivilcesinden çıktım

Bir diğeri Tanpınar'ın sağ cebinden çıktım.

Selim İleri'nin o unutulmaz İstanbul akşamlarını içine çekmiş kaşkolundan çıktım

Kaşkol değil ayol atkı! -atkı çok erkeksi, kaşkol ise ayol der gibi duruyor...-

Yunus Emre Özsaray

Türk edebiyatında "Palto" isimli bir hikâye yazılmadığı için paltodan çıkmak da mümkün değildir. Bu yüzden en güzeli herkesin kendi paltosunu giyip, ondan sonra çıkmak istiyorsa, zamanı gelince oradan çıkmasıdır. Ha, daha öncekiler paltoyu nasıl giymişler, hangi mevsimlerde giymişler, nasıl çıkarmışlar öğrenmek için bakılabilir paltolulara, bakılmazsa zaten yaz günü paltoyla, kış günü şortla gezmek gibi bir absürtlüğe düşebilir palto giyme meraklıları. Bu yüzden bakmak iyidir ama başkasının paltosunun altına girilmez, zaten bir paltoya da iki kişi sığmaz. Sığsa da o paltodan artık hayır gelmez. Zaten yıllarca emek verip iyi bir palto edinenler de böyle diyor. Havalar soğuk herkes kendi paltosunu giysin, güneş çıkıp hava aydınlanınca da herkes kendi paltosundan çıksın. Zaten güneş doğunca paltoya gerek kalmıyor. Paltodan çıktıklarını söyleyenler de güneşi görüp paltoyla artık işi kalmayanların bir kenara bıraktıkları paltoyu giyip, oradan çıkmaya çalışıyorlar. O palto giyilecek olsaydı zaten sahibi çıkarmazdı. Çıkarmış. Niye çıkarmış? Demek ki mevsimine uygun yeni kıyafetler bulmuş. Eee senin ne işin var bu havada onun çıkardığı paltoyla? Peki onun çıkardığı palto ne olacak? Palto nasıl giyilir, nasıl çıkarılır öğrenmen için sana örnek olacak falan...

Nuhan Nebi Çam

Gogolmuş, ince ve tahrik dolu bir sızı... Kutlu'nun paltosundan çıkanlara ne demeli? Türk Edebiyatı'nda kim var ki Tanzimat'tan bu yana paltosundan çıkalım? Ahmet Mithat mı diyorsunuz, Namık Kemal mi; belki biraz Filibeli Ahmet Hilmi olabilir. Ama o da Türk tefekkürüne, yazım serüvenine fazla bir şey katabilmiş bir tecessüs değil. Geriye ne kalıyor?

Ben Mevlana'nın tennuresinden çıktım. Ve Dede Korkut'un abasından...

Suavi Kemal Yazgıç

Palto mecazı bize uymaz. Bize toprak mecazı yakışır. Ben palto yerine toprak demeyi tercih ediyorum ve sözü Fuzuli’ye bırakıyorum: "Ben bir kulum, şiirlerim altın değildir, gümüş değildir, inci değildir, topraktır. Topraktır, ama Kerbela toprağı"

Zeki Bulduk

Palto; önemlidir.

Eleştiri ve dergilerin dosya sayıları dikkate değer konulardı.

Mehmet Sait'in eleştiri ve yorumları bugün gözüme daha bir güzel göründü (Mehmet, şaka yapmıyorum vallahi.)

Edebiyat'ın olmayan kanunu ve derebeylikler sıkıntılı konu; biliyorum.

Rüstem Budak

Biz paltodan değil ‘çoban abası’ndan çıktık. Hayatın içinde varlığımızı fark ettiğimizde bizi çepeçevre kuşatan bir baba figürü karşımızdaydı. Ve onun üzerinde palto değil aba (Kürtçe Gılav) vardı. Giydiği aba, genişti, cömertti. O sığınmak isteyen herkesi kucaklayacak kadar engindi. O aba kışın soğuktan koruyan büyük bir doğal ısıtmalı bir yapıdaydı. Kuzu yününden köye gelen hallaçların çiğneyerek yaptıkları o aba bizi koruyan bir güvence idi. Suyu, soğuğu geçirmezdi. Islak toprak üzerinde onun içinde rahat uyurdunuz. İçine sakladığı bir âlem vardı sanki… Baba heybetli bir önderin yürüyüşü gibi ağır ağır evden çıkar. Islak toprağa, yağan yağmura, çoğalan kara aldırmaksızın yürürdü. Yeryüzünde bakınacak yeni bir şey bulamaz ise yüzünü göğe çevirirdi. Elinizi uzatsanız yakalayacak kadar yakın olan yıldızların ardındaki sırrın peşindeydi.

O güneş doğmadan abasın a sarınarak güttüğü hayvanların peşinde, gözleri gökyüzünde hikmet biriktiriyordu. Bir büyük muammayı çözmenin telaşındaydı. Ve sorular sorardı. Anlamaya çalışırdık, bu insanın neyi aradığını. Bizlerle beraber yolculuk ederdi. Söyledikleri kitaptan değildi ama hayat kitabının sahifelerinden dökülenleri bizlerle paylaşırdı. Sözün namusunu, özünü ve hakkını vermeye çalışıyordu. Ve yine abasına sarınarak yolculukta kaldığı yerden devam ederdi. Biz o abanın sarındığı, koruduğu, kucakladığı nesillerdik. Üzerimizden abayı çekip yerine paltoyu giydirdiğinde ortada kalakaldık, dağıldık, birliğimiz bozuldu, huzurumuz kaçtı… Palto kimseyi kuşatamıyordu, saramıyordu. Palto bireyseldi, bencildi. Ancak başkasına ödünç verilebiliyordu. Sahibi hep o kalıyordu. Ta ki kendisi palto sahibi oluncaya kadar… Sadece giyene faydası vardı. Başkası gelip girmesin diye sarınıyordu insanlar. Paltoyu giyenler daha çok üşüdü… Babam abasını sarınıp kış ayazında kalanları sarmak için bekliyor o halen. Biz ise o abadan çıkan çocuklar olarak dönüş yolunu bulmaya çalışıyoruz. Evden çıkarken gittiğimiz yol boyunca iz bırakacak taşlar bırakmamıştık.

Mesut Doğan

Ben kimin paltosundan çıktım? Doğrusu bu sorunun cevabını hiç düşünmemiştim.

Gogol’un paltosundan çıkmayı hiç istemezdim heyhat, 657 beni Akaki Akakiyeviç paltosu giymiş onlarca adamın arasında yaşamaya mahkûm etti. Ben mevzuata uymadıkça, mevzuat tepeme geldi; ben müfredatı reddettikçe müfredat benim için yazılmaya başladı. Şu an öyle şiddetli bir mahalle baskısıyla karşı karşıyayım ki… Ortaokul yıllarıma geri dönüp çok da sevmediğim halde, yüzlerce patates baskılı resim yapmaya razıyım bu durumdan çıkmak için. Bu mahalle baskısı beni illa ki Akaki Akakiyeviç’in paltosunda yaşamaya mahkûm etmek istiyor. Bürokrasi üstüme üstüme geliyor, ben evraktan kaçtıkça, başımdan aşağı resmi yazılar dökülüyor. Eskiden yalnızca evrak memuru getirirdi, şimdi her yerden bombardıman gibi resmi evrak yağıyor, web’ten ayrı, net’ten ayrı, ilden ayrı, ilçeden ayrı, müdürden ayrı… Bundan gayrı, tebliğ eden, tebellüğ eden, tebliğ eden tebellüğ eden…

Köhne bir memur odasında hiç durmadan mesai yapan daktilonun her bir tuşu, alnıma bir şeyler yazıyor: Sen de resmi yazı nakliyatçısı ol, sen de altındakileri ez; sen de idareci ol, sen de müdür ol, sen de muavin ol, sen de… Eyyamcı ol, sen de bu çarkın adamı ol, sen de bu oligarşik bürokrasiye teslim ol, sen de Gogol’un paltosunda bit kadar bir adam ol. Bu mahalle baskısına ne kadar daha dayanabileceğim, bilemiyorum. Gogol’un paltosundan çıkmayı hiç istemezdim. Gogol’un paltosunda yaşamaya ramak kaldı.

Belki tuhaf gelecek ama ben, Gogol’un paltosundan çıkmayan sosyalist öğretmenlerimi özlüyorum: Şeker Ahmet’i özlüyorum, Arslan Hoca’yı özlüyorum ve en çok da Mulla Yusuf’u özlüyorum. Sebep? Çünkü onlar, hiçbir zaman vazgeçmiyorlardı, sistem eleştirisinden. Bizlerse, “bizim ağabeyler” iktidar diye, dut yemiş bülbüle döndük, hayli zamandır. Meğer ne kadar da çok hazırmışız, Akaki Akakiyeviçler olmaya, “markalı bir palto” için esaslı duruşumuzdan uzaklaşmaya…

Aziz Mahmut Öncel

Ben dedemin paltosundan çıktım kardeşim. Dedemin paltosuna da beni rüyasında koymuşlar. Üstelik bir bayram gününde… Bir pir-i fani gelmiş, Aziz Mahmut koyun şu kundaktaki çocuğun ismini demiş. Kundakta da beni uzatmışlar. O gün bugündür hayranım o pir-i faniye. Yani şimdi ben ne zaman İstanbul'a gelsem ismimin sırrını Üsküdar'da ararım. Daracık yollardan dedemin paltosunu düşüne düşüne, tüylerim ürpermiş vaziyette yokuşlar çıkarım. Ben dedemin paltosundan çıktım kardeşim. Herkesin çıktığı paltodan değil.

Melih Deliönü sordu

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 10:15
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet sait çakar
mehmet sait çakar - 8 yıl Önce

adımın kısaltılarak yazılmasına sinirlenmemeyi öğrenmem lâzım lâkin heyhât :)

mehmethd
mehmethd - 8 yıl Önce

yasin şafak'ın bu fotolarına bitiyorum :)

Yusuf Er
Yusuf Er - 8 yıl Önce

Bizde paltodan değil de hırkadan çıkılır diyen olmamış, hayret.

Bir lokma, bir hırka değil miydi bizimkisi?

banner8

banner20