banner17

Murat Menteş'e büyük teklif!

Ayrıca, Korkma Ben Varım filmi için 2010'un başında start vereceğini, yılın ortalarına doğru da işi kolaylayacağının müjdesini aldık Tarantino'dan.

Murat Menteş'e büyük teklif!

Evet, çılgıncaydı ama denemeye değerdi. Aziz kardeşim Mami, bu çılgın fikri ortaya attığında ipin ucunun gelip böyle sıra dışı bir tuhaflığa bağlanacağını tahmin edememiştim. Mami, elde avuçta bulundurduğumuz tüm ıvır zıvırların elden çıkarılmasını istemişti. Yıllardır özenle biriktirdiğimiz Teksas ve Tommikslerin, artık kullanımdan kalkmış VHS videoların, eski teyp bantlarının, taş plakların, antika kıymetine ramak kala kazazedeye ayrılan dandik bibloların, bir çocukluk hatırası olarak saklanan kurşun askerlerin, kenardan köşeden toplanan orta fiyat tabloların, özenle biriktirilen zippo çakmakların, kehribar ve Oltu taşından tespihlerin, kocaman taşlı gümüş yüzüklerin, sürmene çakıların velhasıl kalabalık olarak addedilen ne varsa hepsinin biran önce elden çıkarılarak nakde çevrilmesini önermişti. Hedefi ise ele geçen bu nakitle Umre’ye gitmekti. Fena fikir sayılmazdı ve denemenin de kimseye verecek bir zarar yok gibiydi. Biran önce işe koyulduk. Eldeki bütün öteberiyi, öteye beriye alelusul savurarak hiçte fena sayılmayacak sıcaklıkta banknotlara sahip olduk. Tam hedefin gerisinde kalacağımızın endişesine kapılmışken birkaç eş dostun dayanışma hassasiyetiyle meseleyi fite bağladık. Para işi zor da olsa tamamlanmıştı. Vizeydi, pasaporttu derken kendimizi üçüncü sınıf bir seyahat acentesinin takır tukur giden bir otobüsünde Suriye’ye girerken bulduk. Sultan Melikşah’a pek benzediğimiz söylenemezdi ama tılsımlı güzelliğiyle Melikşah’ı derinden etkileyen Suriye bizi de fena halde büyülemişti.  Umre yolculuğumuzda gidişimiz kara yoluylaydı ancak dönüşümüz hava yoluyla muhteşeme bağlanacaktı. Velhasıl menzile vardık. Mekke’de Sevr Dağı, Arafat, Müzdelife, Mina, Hira, Cennetü’ül Mualla, Cin Mescidi gibi mükerrem yerleri, Medine’de ise Uhud Dağı, Mescidi Kıbleteyn, Yedi Mescitler, Mescid-i Kuba, Cennetü’l Baki gibi birbirinden güzel ve münevver yerleri büyük heyecanlar içerisinde ziyaret ettik.

Yavuz Altınışık, Quentin Tarantino
Yavuz Altınışık, Quentin Tarantino

Buraya kadar ilginç bir şey olduğu söylenemez. Zira bizimkisi de herkesin yaptığının bir benzeriydi ve öyle büyük bir marifet gibi ballandırılmış detaylara girmenin bir alemi yoktu. İlginç olan kaldığımız otelde, sıradan bir vesileyle tanışmış olduğumuz oda komşumuz Abbad el Bekri (isminin dahası da var ama kısalttık) isimli Dubaili genç adamla durup dururken çok fazla samimi olmamızdı. Çünkü ziyaret bitimine az bir zaman kala ismi de kendisi gibi uzun olan bu genç adam, kısa birlikteliğimizin aşırı samimiyetiyle birkaç günlüğüne bizi Dubai’ye davet edecekti. Şaşıracaktık fakat bu şaşkınlığımızı bize teklif edileni geri çevirtecek güce ulaştırmayacaktık. Fakat bu samimiyet neredendi? İşte asıl soru işaretinin çengel attığı yer burasıydı. Belki de anında gelişen bu samimiyet aşırılığı bizim tıfıl Arapçamızla onun tarzanca Türkçesinin yarattığı bir komiklikten kaynaklanıyor olabilirdi. Zira genç adam bazı yaz aylarında Türkiye’ye geldiğini, özellikle Bursa’ya hayran kaldığını, Türkçesinin “güzelliğini” de bu ziyaretlerine borçlu olduğunu yerli yersiz her fırsatta dile getiriyordu. Biz ise, adımını Emsile’den öteye atamamış bir tembellikte kaldığımız için sarih Arapçamızın güzelliğini dile getirmek maksadıyla ne yeri ne de yersizliği kollayabiliyorduk.   Neyse uzatmaya gerek yok. Ziyaretimizi tamamladıktan sonra dönüş hazırlıklarına başladık. Ve dostumuz Abbad el Bekri yeni bir sürpriz yapacak ve bütün külfeti üzerine alarak bizi Dubai semalarına doğru yüksek bir uçuşa sürükleyecekti.

Dubaili Rubailer

Dubai’deki Palmiye Adası’nın suniliğini hemen herkes bilir ama herkes Abbad el Bekri kardeşimizin bu adadaki Atlas otelin sahibinin oğlu olduğunu bilemez. Biz de bilmiyorduk; ta ki otel resepsiyonunda gördüğümüz özel muameleyi fark edene kadar. Abbad el Bekri kardeşimizin cömert misafirperverliğini burada detaylıca anlatarak riyakârlığa girmemeye yemin ettiğimizden şimdilik otelin suit odasının bize ayrıldığını belirtmekle geçiştirelim konuyu. Zira herkes böyle bir otelde, otel sahibi tarafından özel konuk olarak kabul edilmenin ne demek olduğuna muhayyilesinin zevk tablosuna bakarak bir cevap yetiştirebilecek enginliğe sahiptir. Eski kafaların bunu idrak edeceğini sanmıyoruz. Ama yine de siz cennette size ayrılmış üç yüz elli metrekarelik bir alan düşünün yeter!

Suit dairede üç gün kaldık. Mekke’den getirdiğimiz zemzem sularının şifası ve hurmanın doygunluğuyla palmiyenin tüm yapraklarını rüya karışımlı bir huşuyla gezindik. İhtiram ve misafirperverlikte görebileceğimiz son zirveye kadar çıkıp tekrar aşağılara indik. İkinci günün öğleninde dönüş hazırlıklarını tamamlamak ve uçak rezervasyonu yapmak niyetiyle tam odadan çıkıyorken Mami kardeşimin kolumu küçük dirsek darbeleriyle dürtmesiyle şok oldum. Mami bir yandan kolumu dürtüyor bir yandan da anlaşılmaz cümlelerle karşı tarafta dairesinin kapısını kilitlemeye çalışan adamı gösteriyordu. Adamı görünce kapıdan önce kilitlenen ben oldum! Bir anda donuk aysbergin minicik bir hücresine dönüşmüştüm.  Neler oluyor Allahım dedim, son bir birkaç haftadır karşılaştığım acayipliklerin tümü tesadüf süsü verilmiş bir şaka mı yoksa? Hiç beklenmedik anda gelen bir Umre niyeti, Umre’de ismi gibi kendisi de uzun olan Dubaili Abbad el Bekri ile tanışma, hiç olmadık bir zamanda Dubai’ye davet edilme, suit dairelerde konaklama olacak şeyler değildi yani.

Korkma Ben VarımTamam, tüm bunları bir yolunu bulup oluruna getirelim hadi; de bu karşımızda etiyle kemiğiyle duran Quentin Jerome Tarantino’ya ne diyeceğiz şimdi. Kapıyı kilitleyip önümüzden geçip gitti. Yanımızdan, Rezervuar Köpekleri, Ucuz Roman, Kill Bill gibi kült filmlere imza atmış bir adam hafif bir ıslık eşliğinde geçerken biz adama deli dana muamelesi yapar gibi bir hale bürünmüştük.  Hemen koşup Abbad el Bekri’yi bulduk. Tarantino’yu göstererek bu adamı tanıyıp tanımadığını sorduk. Abbad el Bekri umursamaz bir halde “bildiğim kadar Los Angeles’lı züppenin daniskası olan bir müşteri. Ayrıca resepsiyondan, feci halde geveze ve kaprisli olduğunu söylemişlerdi ” dedi.  Mami ise Abbad’a Tarantino’nun kim olduğunu anlatmaya başladı; “avangart bir yönetmen, senarist, muzip ve cins kafa… Bu adamın filmleri dünyayı kasıp kavuruyor ey Abbad! Sen daha adamın kim olduğunu bile bilmiyorsun” dedi. Belli ki Abbad el Bekri Tarantino’dan daha büyükleriyle ahbaplık ediyordu o yüzden de bunu hiç önemsemedi bile. Hatta, sanki kıllık yaparmışçasına Tarantino’dan çok avangart kelimesinin ne demek olduğuna merak saldı. Deveye palmiye yaprağı yedirip hendek atlatmanın sırası değildi. Abbad el Bekri’ye bir yolunu bulup bizi Tarantino’yla tanıştırıp tanıştıramayacağını sorduk. Bunun tereyağı -  kıl hikâyesi kadar kolay olacağını belirterek otel restoranında akşam yemeğine bizim için yer nezih bir ayarlayacağını söyledi.

Akşam olduğunda, gerçektende yemek için restoranın en sofistike masasının bize rezerve edildiğini gördük. Mami’yle masaya geçip oturduk, heyecandan leziz yemeklerin tadına bile varamıyorduk. Az sonra Abbad el Bekri ve Tarantino kol kola girmiş bir samimiyetle masamıza geldi. Mami kardeşimin akıcı ve agresif İngilizcesi sayesinde o akşam çok şeyler konuştuk Tarantino’yla.

Murat Menteş, Korkma Ben VarımBüyülü Bir Proje: Korkma Ben Varım

Ne mi konuştuk! Sinemanın gidişatından konuştuk. Hollywood’un sinema sektöründeki faşizan tekelciliğini! Bollywood’un amansız çıkışıyla ortaya çıkan rekabeti. Araba bagajlarını, ayak fetişizmini, silah ve kan dökme merakının nereden geldiğini. Dostoyevsky’i. Dünya edebiyatını. Rusları, Yahudileri ve Müslümanları konuştuk. Dönüp dolaştık Türkiye’ye gedik. En keyifli konuşmada Türkiye ile ilgi kısımdı. Çünkü bizi fazlasıyla yakından ilgilendiriyordu.  Tarantino ülkemizi Sinan Çetin aracılığıyla tanımış. Birkaç reklam filmi için Sinan Çetin’e yardımcı olmuş. Hatta birkaç kez basına çaktırmadan İstanbul gezisi dahi yapmış. Son zamanlarda kendine yeni bir ilham kaynağı edinmek amacıyla Amerika ve Avrupa dışındaki ülkelerin edebiyatçılarını araştırıyormuş. Dolayısıyla Murat Menteş’le tanışıklığı da Sinan Çetin aracılığıyla olmuş. Dublörün Dilemması’nı okuduktan sonra Menteş’e ilgisi daha bir artmış. Son kitabı Korkma Ben Varım çıkar çıkmaz Amerika’da tanıdığı birkaç Türk senariste kitabı hızlı bir şekilde eksiksiz olarak çevirtmiş. Kitap için olağanüstü bir zekânın ürünü diyor ve devam ediyor Tarantino; “ bu roman bir yönetmenin aklını başından, başını da gövdesinden alacak kadar büyülü bir hava taşıyor. Tıpkı yaptığım filmler gibi öngörülmez bir ritmi var bu romanın. Cinayet şebekesi, mafya, polis ve kan, silahlar ve kungfu, telekinezi ve olağan üstü özelliklere sahip karakterler… Bütünüyle tam bana göre bir hırçınlık taşıyor. Ben bunu caz müziğine benzetiyorum. Evet, caz gibi beklenmedik iniş çıkışları var. Tabutla sörf yapan yaşlı bilgeler imgesi hiçbir yönetmenin gözden kaçıramayacağı bir öneme sahip. Sıçrama müthiş! Kurgu, akla ziyan bir hareketliliğe sahip. Şiirlerini keyifle okuduğum Çinli şair Tu Fu’nun adının, her fırsatta Çin atasözlerini sıralayan karaktere verilmesini isabetli bulsam da doğrusu kitaptaki bazı deyimleri ve kişileri tam olarak anlayamıyorum. Mesela bana çok şey ifade etmese de çevirmenler karakter isimlerinin çok büyük bir önemi olduğunu söylüyorlar. İşin espirisi oradaymış.

Murat Menteş
Murat Menteş

Müntekim Gıcırbey ismi mesela; bunun Müntekim’ini çıkarırsan intikam alıcılığının pek önemi kalmayacağını söylüyorlar. O yüzden bu filmi senaryolaştırsam çekeceğim yer Türkiye olur. Türkiye dışında bir yerde yapsam kültürel olarak ifade edilen şeyin dışına çıkmak zorunda kalırım. Kurguya sadık kalsam da anlam bakımından bazı şeyleri yerinden etmekle karşı karşıya kalırım. Ayrıca kitap içinde bölülerle ilgili müzikal bilgi de yazar tarafından verilmiş bile. Kitabı filme uyarlarsak kitapta adı geçen müzisyenlerin şarkılarını film içinde kullanacağımdan emin olabilirsiniz. Daha şimdiden Ayten Alpman, Moğollar ve Ümmü Gülsüm dinlemeye başladım bile.”

Hitler’i bombayla havaya uçurarak Yahudileri ziyadesiyle memnun eden son filminden sonra kitaptaki Filistinli eylemcilerin uçak kaçırma sahnesi için endişeli olup olmadığını merak ettiğimizde ise kahkahalarla “Jackie Brown hostesti, o filmden içimde kalan birkaç uçak sahnem var aklımda. Bunlar değerlendirilir. Yahudilere gelince, kafaya dayanmış bir silahın çok rahatsız edici bir şey olmadığını düşündüklerinden eminim. Nasıl olsa her gün Filistinlilere silah dayayıp hiç bir şey yokmuş gibi davranabiliyorlar” dedi

İlginç konuşmalar ve anılarla geçen o akşam yemeğini sanırım ikimizde unutmayacağız. O akşam bol bol fotoğraflar çekildik Tarantino’yla. Ayrıca, Korkma Ben Varım filmi için 2010’un başında start vereceğini, yılın ortalarına doğru da işi kolaylayacağının müjdesini aldık Tarantino’dan. Filmde hangi sanatçıların rol alacağına dair Türkiye’de geniş çaplı araştırmalar yapıyormuş. Bunun çok sıkı bir film olacağının da altını ısrarla çizerek herkese duyuruyormuş. Ne diyelim şimdiden hayırlı olsun bütün dünyaya. İlgililere duyurulur. Keyifle!

Kurgu: Yavuz Altınışık

Montaj: Muammer Canbey

Dunyabizim yalan haber servisi bir film çevirdi.

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2010, 08:38
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aşikar Aşkale
Aşikar Aşkale - 9 yıl Önce

Hiç olmazsa omzuna kolunuzu attığınız balmumu heykelin arkasındaki Planet Terror yazısını silse idiniz fotoşopta Yavuz Bey.

fatma betül
fatma betül - 9 yıl Önce

hakikaten allı pullu yalan haber.ellerinize sağlık :)

mustafa asaf
mustafa asaf - 9 yıl Önce

murat menteşin neden bu kadar reklamı yapılıyor anlamıyorum, türk edebiyatında keşfedilmemiş ne gibi özellikleri var, izah eder misiniz

selma
selma - 9 yıl Önce

bu sefer yemedim :P en sonunda yaa hehe

iki_gozum
iki_gozum - 9 yıl Önce

ben de kendisini birkac yil once ingiltere'nin bir sehrindeki HMV muzik magazalarinda Deathproof icin imza verirken gormustum, uc dort saat sonra ayni magazanin onunden gectigimde hala ayni masada imza vermeye devam ediyor gayet de mutlu gorunuyordu, o sirada benim gibi iceriyi seyredenlerden bir pakistanli, yasli guvenlik gorevlisine adamin kim oldugunu sordu, cevap aynen soyleydi: Him? Quentin Tarantino, a wee ugly guy with a bad hair cut (Hic, tuhaf sacli cirkin adamin teki iste)...muthisti

Ati
Ati - 9 yıl Önce

hay maşallah,olursa hakkaten şaşırırım. bi de abartı konusu doğru. her şeyin peşinden öyle kolay kolay koşulmamalı. sadece murat menteş için geçerli değil bu,birazcık feraset...

sevim
sevim - 9 yıl Önce

zeki biri murat menteş. kitabını yazarken eğlendiği belli. okura bu enerji veriyor. okurken de eğleniyor insan. kişilerin isim ve soyadları arasında mutlaka sessiz harf ortaklığı olmasına takmış olması ilginç. tarantino'ya meraklı olduğu belli ama menteş değişik mecralara akabilir aslında, neden kendini sınırlıyor anlamadım. sanki cool olmaya özeniyor gibi.

Olcay Nurlu
Olcay Nurlu - 9 yıl Önce

Mustafa Asaf; ne gibi özellikleri olduğunu bizden izah etmemizi isteyeceğine zahmet edip Menteş'in romanlarını okursan eğer, o zaman sen de kendisinin ne kadar büyük bir yazar olduğunu anlarsın diye düşünüyorum. Murat Menteş'in kıymetini bilelim, onun gibileri kolay kolay gelmiyor..


banner8

banner19

banner20