İletişim destanı-2: Mektup ve telgraf

"Tertemiz bir işti bu. Böylelikle bir taraf trip attığında, mektup ulaşana kadar zaten duygular normale dönmüş olduğundan insanlar kapris de yapamıyordu. Kelimeler değerliydi… 'Sevgilim' yazılıyorsa o, gerçekten sevgili demekti. “Canım” yazılıyorsa o kişi, gerçekten can idi. Şimdiki gibi üç günlük 'whatsapp ponçikişkosu' değildi." Emin Murat Kılıç yazdı.

İletişim destanı-2: Mektup ve telgraf

Pıriviyısli on Makas… Bir önceki yazımda dedikodu ve dumanla haberleşmeden bahsettim. Bunların ilk iletişim araçlarından olduklarını anlattım. Şimdi o kadar geri gitmeyeceğim. Çok geri gidersem Kâlû belaya kadar dayanır, o da beni aşar.

Ah o mektuplar. Hani ailemize, sevdiğimize, dostlarımıza yazdığımız mektuplar. Beklediğimiz haberlerin postacının elindeki zarfın içinde gelmesi. Aaah ah…

Eğer siz de ah çektiyseniz demek ki siz de yaşlı bir geçkinsiniz. Mektupla haberleştiğinize göre 30’un üzerindesiniz ve bildiğin yaşlısınız. Gözünüz toprağa bakıyor. Bundan sonra size gelecek olan mektup bizzat Azrail’in elinden olabilir. Tamam kızmayın. Ben de geçkinim. Ve bir geçkin gözünden bakın size neler anlatacağım.

Mektupla haberleşme, kâğıda yazılan yazıların, çok uzun yıllar boyunca insanlar ve hayvanlar vasıtasıyla birbirlerine gönderilmesi şeklinde bir iletişim yoluydu. Bu kısmını 20 yaşın altındaki ufaklıklar için yazdım. Çünkü geçtim mektubu, “Kanalıma hoş geldiniz”cileri izleye izleye dünyaya ait herhangi bir şeyi hatırladıklarını sanmıyorum. Bu mektuplar, bazen bir güvercinin veya baykuşun ayağına bağlanır ve gönderilirdi. Nereye gönderilirdi bilen yok. Ama en azından deneniyordu; havalı olduğu için. Peki, bu mektupların şimdiki haberleşme yöntemlerinden duygusal olarak farkı neydi?

Mektupların gelmesi bazen haftalar alırdı. Onun için mektup yazmak prodüksiyonlu bir işti. Genellikle uzun zaman aralıklarında yazılan mektuplarda, çok uzun zaman kısacık sayfalara sığdırılırdı. Sevinçler, hüzünler, duygular, kayıplar… Çok yoğun bir bilgi ve duygu bombardımanı olurdu birkaç dakika içerisinde. Sevenler de birbirlerine mektup yollarlardı, uzakta iseler. Tertemiz bir işti bu. Böylelikle bir taraf trip attığında, mektup ulaşana kadar zaten duygular normale dönmüş olduğundan insanlar kapris de yapamıyordu. Kelimeler değerliydi… “Sevgilim” yazılıyorsa o, gerçekten sevgili demekti. “Canım” yazılıyorsa o kişi, gerçekten can idi. Şimdiki gibi üç günlük whatsapp ponçikişkosu değildi.

Hani şimdi eşinle, dostunla telefonla veya internetten her gün konuşuyorsun ya… O zaman öyle değildi. Canlı yayın yapamazdın. “Şu anda bankadayım, çıkınca arabayı rot – balansa götüreceğim.” diye her adımını saniye saniye bilmezdi karşındaki. Her kelimen, her kelamın değerliydi… Hani şimdi oturuyorsun dostunla da konuşamıyorsun ya bazen dakikalarca… Neden? Çünkü mevzu bitti. Evdeki fayansların değiştiğinden, kıl dönmesi ameliyatının ardından kullandığın kremin markasına kadar her şeyi biliyor karşındaki. Hem de anında. Ee bir araya gelince de konuşacak bir şey kalmıyor. Telefonlar cepten çıkıyor. Başka sanal kelamlara yelken açılıyor. Sessizlik… Sonra da “Eski muhabbetler kalmadı. Neden konuşamıyoruz, neden eskisi gibi değil sohbetler?” Yahu neden olacak? Mevzuları bitirdin mevzuları… Eskiden sevgili bir gidermiş askere, BEŞ SENE! Şimdi beş saat aramazsanız polise haber verilebilir. Çünkü iki saatte bir konuşmaya veya yazışmaya alıştık. Bir araya gelince de ister istemez sessizleşiyoruz. Ne konuşalım? Kıbrıs Barış Harekâtı’nı mı konuşalım? Dandanakan Savaşı’nın sonuçlarını mı konuşalım?

Mektup iyiydi iyi… Sesi de yoktu. Sakindi mektup. Akarı kokarı yoktu. Pardon, kokarı vardı. Daha doğrusu kokanı da vardı. Kimisi parfüm sıkıp yolluyordu mektupları. Tabii İzmir’den papatya kokulu parfüm sıkılan mektup, Ardahan’a gidince tezek kokuyordu ama olsun. Duygusu yeterdi…

Bir de değerlidir ki sormayın… Evdeki eski mektuplar atılmaz. Atmaya kıyılmaz… Ben o kadar mektubu ne yapacağım bilmiyorum. Geri dönüşüme verecektim kıyamadım.

Ve telgraf… Telgraf da ciddi anlamda geçkin işidir. Telgrafın anlamını biliyorsanız bile geçkin olduğunuzu anlamak için kanıtım yeterli demektir. Mors alfabesinin kullanılarak telgraf telleri vasıtasıyla bu kodların, harflere ve dolayısıyla kelimelere saniyeler içinde kavuşmasıyla bir devrim oldu. Artık çok daha kısa sürede ulaşıyordu haberler.  Telgraf da pahalıydı bu arada. Kelime başına para alırlardı. Telgrafta uzun uzun anlatılmazdı olanlar her şey netti. Örneğin; “Babacığım, seni çok seviyorum, okulumun ihtiyaçları doğrultusunda giderlerim gelirimden ziyadesiyle fazla olduğundan bana bir miktar para…” falan yazılmazdı. “Mangır ateşle peder!” yazılırdı. “Para vir.” yazılırdı. Ne güzel, net ve mis gibi…

“Seninle geçirdiğimiz yılların önemini biliyorum, lâkin bende olan sorun münasebetiyle bir karar verdim. Seni de kırmak istemiyorum.” falan yazılmazdı. “Ben ayrıldım, bay bay” yazılırdı. Telgraf, dünyaya müthiş bir netlik getirmişti. Bir de filmlerde telgrafı okurken her cümlenin sonunda “stop” diyorlar, onu ben de anlamıyorum. Yok yani “stop”u okumasan ne olacak? Niye siri taklidi yapıyorsun?

Bu yazının da sonuna geldik, stop. Yeni yazımı bekleyin, stop.

Emin Murat Kılıç

Makas Dergisi, Ekim-Kasım, 10. Sayı

Yayın Tarihi: 20 Kasım 2019 Çarşamba 11:00 Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2019, 10:47
banner25
YORUM EKLE

banner26