banner17

Hangi düşünür gülmeye nasıl bakmış?

Mizah iyi de teorisinin değerlendirilmesi ile çok karşılaşmıyoruz. Batı’dan üç ismin mizah teorisilerini değerlendiriyor Gürsel Aksoy yazdı.

Hangi düşünür gülmeye nasıl bakmış?

Gülmek için olay, söz ya da görüntü kılığında tek tek nedenler bulmak kolay olsa da, tekil örneklere dayanmayan genel bir sebep aramak oldukça zordur. Bu güçlüğe rağmen (gülmek için pek çok bahanenin zorlanmadan bulunacağı) mizah edebiyatı hakkında değil de ona nazaran daha asık suratlı olan mizah teorisi hakkında yazmanın, kendi açımdan belli bir tutumluluk ifade eden bir gerekçesi var: Mizah edebiyatında kaybolmak yerine, ondan daha dar bir alan olan mizah teorisinde gezinmek daha çok işime geliyor.

Batı’dan üç kitap

Batı kültüründe mizahı enine boyuna inceleyen üç önemli eser bulunuyor. Bunlar Baudelaire, Freud ve Bergson’a ait… Bu kitapların en yenisi 1905, ilki 1855 yılında yazılmış. Söz konusu kitaplar ve çevirmenleri şöyle: Charles Baudelaire, Gülmenin Özü (Çeviren: İrfan Yalçın); Henri Bergson, Gülme –Komiğin Anlamı Üstüne Deneme- (Çeviren: Yaşar Avunç); Sigmund Freud, Espri ve Bilinçdışı ile İlişkileri (Çeviren: Emre Kapkın) Bakış açıları arasında açıkça ortak olan hiçbir nokta yok. Ama biraz yakından incelenince belli ilgileri paylaştıkları tesbit edilebiliyor.

Doğu’nun mizahı

Parantez içerisinde belirtmek gerekirse: Mizah olgusunu başlı başına inceleyen klasik Doğu metinleri de elbette vardır. Ayrıca gülme üzerine düşünceler farklı yerlerde dağınık olarak bulunabilir. Söz gelimi Yunus Emre ‘‘Adam neye gülerse, başa geleğen olur’’ demektedir. Bununla birlikte Doğu’nun mizah edebiyatı hakkıyla incelenmiş değildir. (Franz Rozenthal’ın ‘‘Erken İslam’da Mizah’’ adlı eseri bu konuda yapılmış ender çalışmalardandır.) Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi yorumları ise bu konuda bir istisna teşkil eder. Fakat bu yorumlar mizah teorisi çerçevesinde yapılmazlar. (Mesnevi hikayelerinde olduğu gibi) tamamen olayların tasavvufi yorumu niteliğine sahiptirler. Diğer yandan gülmenin Batı medeniyetindeki yerini incelerken tragedya ve komedya türlerinin oluşumunu ihmal etmek doğru olmayacaktır. Bu eksiği kısmen de olsa gidermek için Aristo’nun Poetika’sından alıntı yapabiliriz: ‘‘Tragedyayla komedyayı ayıran şey: Biri, günümüz insanlarından daha iyileri, öteki daha kötüleri taklit eder.’’ Böylece tragedya ve komedyanın kahramanlar ve kötü insanlar veya bir başka düzeyde tanrılar ve şeytanlarla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Baudelaire’in deliliği

Baudelaire’in kitabı ‘Gülmenin Özü’ adını taşıyor. Görüldüğü kadarıyla Baudelaire gülme hakkındaki düşünceleri bakımından Bergson ve Freud’a nazaran merkezde durmaktadır. ‘Gülme genellikle delilere özgü bir şeydir ve sürekli olarak az ya da çok bilgisizlik ve güçsüzlük içerir.’ Öyleyse gülmeyi zararsız bir delilik sayabiliriz. Delilerin karşı ucunda yer alan bilgeler ise asla ihtiyatsız olarak ve savurganca gülmezler. ‘‘Le sage ne rit qu’en tremblant’’: Bilgeliğe ulaşmış kişinin gülüşü ürkektir. Bunun nedeni ister kişinin benzer durumlara kendisinin de düşebileceği olsun ister başkalarının hatalarına gülmenin yakışıksızlığı olsun sonuç değişmez.

Gülen kişinin tepeden bakışı, kendi zayıflığının farkında olmayan insanın bilgisizliğidir: ‘‘Gülme, kişinin kendini üstün bulma düşüncesinden doğar. Delilerin tümü aşırı biçimde gelişmiş üstünlük duygusuna sahip kişilerdir. Alçakgönüllü bir deli tanımadım ben pek.’’

Bergson mizahın neresinde?

Bergson’a geldiğimizde ise, onun, hem Baudelaire hem de (kendisinden biraz sonra yazmış olan) Freud’a ait bakış açılarını farklı bir düzeyde birleştirdiğini söyleyebiliriz. Yaklaşımının özü, konuyu, (doğru ya da yanlış olarak) ‘ruhçu’ diye adlandırılan felsefe çerçevesinde açıklamasıdır. Buna rağmen Bergson gülme üzerine belli bir tanım vermeyerek tedbirli davranır. Ama başkaları tarafından yapılmış tanımları eleştirmekten de geri durmaz. Onların gülmenin zorunlu nedenini açıklayabildiklerini, ama yeterli nedene ulaşamadıklarını söyler.

Bergson gülme olgusunu açıklayabilmek için madde ve ruh ikileminden yola çıkar. Ruh her zaman atılımcıyken, madde daima ruhun karşısına engeller çıkartır. Böylece ‘‘gülme, maddenin yol açtığı katılıkların ruh tarafından giderilmesidir’’ tezine ulaşır. ‘Komik katılıktır, gülme ise buna verilen cezadır.’ Bergson’un lehine tanıklık etmemiz gerekirse, ‘‘espri’’ (Fransızca’da ‘‘esprit’’) kelimesinin ilk anlamının ‘‘ruh’’ olduğunu söyleyebiliriz.

Mizahın, Bergson’un düşündüğü oranda hayatı ileriye taşıyan ve atılımcı bir şey olmadığını belirtmek önemlidir. Zira mizah büyük kısmı itibariyle tutucu olabilir. Şu anlamda ki mizah genelde toplumun ortak kabullerinden güç alır ve bunlara uymayan kişilere karşı yöneltilir. Bergson bu olasılığa kitabında değinmiş, fakat bu çelişkiyi (‘hayat atılımı’ sözleriyle özetlenen) kendi temel felsefesiyle uyumlu kılmaya çalışmamıştır.

Freud bilinçüstüne çıkmaz

Freud’la birlikte olayın mecrası tamamen değişmektedir. Gülme olgusu, Freud’da, gizemini ancak psikanalizin çözebileceği bir bilmece haline dönüşmüştür. Freud gülmeyi gizemli bulmaktadır, çünkü bu gizem, çözümlemede kullandığı yöntemin başarısını daha vurgulu hale getirmek için gereklidir.

Tabii ki, Freud’un bilinçaltı takıntısı, mizaha bakışında temel noktayı oluşturuyor. Freud’a göre espri bütün diğer bilinçaltı süreçlerde olanlara benzer özellikler taşır. Bir kere, aniden, yani bilincin istemli çabası olmaksızın ortaya çıkar. Düşünüp taşınarak yapılmış (istemli ve fikir içeren) esprilerin insanları güldürmemesinin nedeni budur. İkinci olarak, espriler, bir çeşit ‘sıkıştırma’ mekanizmasına göre oluşur. Yani bir espride aslında birbirinden bağımsız olan birden fazla unsur iç içe ifade edilir (sıkıştırılır). Bunların pek basit bir örneğini ‘gönderme esprileri’ (espride herhangi bir şeye gönderme yapmak) oluşturur. Bu esprilerde, gönderme yapılan şey ile o şey hakkındaki dolaylı yargı bir arada ifade edilir. İki farklı anlamda kullanılan kelimeler de bu duruma uygun diğer basit bir örnektir.

Freud’un başarısı ‘şok’tan

Freud espriyi açıklamak için kılı kırk yaran tarzda bir işçi gibi çalışır. Fakat bu nedenle olsa gerek ki Freud, mizahı, konuya hiç yakışmayan oldukça kuru bir tarzda ele almıştır. Ayrıca görüşlerini açıklamak ve anlatmak için seçtiği espri örnekleri genelde güldürmemektedir. Bunun nedeni, muhtemelen, espri örnekleri olarak (sıkıştırma yöntemine en kolay uyan tür olan) kelime oyunlarına çok fazla ağırlık vermiş olmasıdır. Yönteminin zayıf noktası ise hemen tamamen sözlü komik (espri) üzerine dayanıyor olması bakımından gülmeyi genel olarak açıklamamasıdır. Freud’un başarısı ise kullandığı yöntemin ortaya çıkardığı sonuçların yarattığı şok duygusundadır.

Mizahın teorisi

Artık komiğin kaynağı hakkında her üç yazarın ulaştığı ortak noktayı şöyle ifade edebiliriz: Mizahla ilişkisi bakımından, Baudelaire’de ‘delilik’, Freud’da ‘bilinçaltı’ olan şey Bergson’da ‘madde’ haline gelmiştir. ‘‘Ortak nokta’’ dedik, zira, güldürücü niteliğin temelinde bulunduğu öne sürülen delilik, bilinçaltı ve madde kavramları her ne kadar birbirleriyle tamamen ilişkisiz gibi dursalar bile, aralarında ortak olan belli bir düzensizlik (kaos) ilgisini paylaşırlar ve mizahın kaynağı söz konusu olduğunda her üç kavram arasında ortaya çıkan bu yakınlaşma gerçekten çok gariptir.

Baudelaire, Bergson ve Freud’un mizaha yaklaşımları, kendi dünya görüşleri ve felsefeleriyle az çok tutarlı bir biçimde kaynaşmıştır ve (bizatihi ilginçliği bir yana) konuyu ele alma nedenlerinin tesadüfi olmadığı görülmektedir.

Gürsel Aksoy mizahtan konuştu

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 12:34
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20