Çocuğunuzu makine fuarına göndermeyin!

Hakan Öztürk, meslek tercihi yapılırken dikkat edilecekleri yazdı..

Çocuğunuzu makine fuarına göndermeyin!

 

1993 yılının Mayıs ayı. 8 yaşında bir çocuk, babasıyla bir iş makinaları fuarına gitmiş. Çocuk olduğu yerde kalakalmış, gözlerini metin bir ifade ile ufuklara dikiyor. Babası soruyor, “Oğlum… Oğlum nereye bakıyorsun?” Çocuktan tık çıkmıyor, vakur bir eda ile ufukları seyretmeye devam ediyor.

Tüm tercihlerim makine mühendisliği

“Oğlum!” diye sesini yükseltiyor babası, baktı olmuyor, kıvırcık saçlı kafasına ufaktan bir şaplak atınca çocuk istifini bozmuyor ama dudakları aralanıyor ve “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz… İleri!” demiyor elbette. “Ben…” diyor, “Makine Mühendisi olacağım” diyor. “Vay benim salak oğlum, iki makine görünce gaza geldi abalak” diye cevap vermiyor baba elbette. “Aslan oğlum benim, büyü de makine mühendisi ol, bize de sen bakarsın.” diyor.

Aradan on sene geçiyor, kıvırcık saçlı çocuğun saçları dalgalı olmuş, elleri büyümüş, avuçları da. ÖSS sınavı sonuçları açıklanmış. Puan fena değil. Tek tük sakalları çıkmış çocuk ufuklara bakıyor, vakur bir eda ile gözlerini kısıyor. Epey bir sarstıktan sonra çocuğu kendine getiriyorlar. Çocuk “Ben size savaşmayı değil, Ölmeyi emrediyorum!” demiyor elbette. “Tüm tercihlerim makine mühendisliği olacak” diyor.

Ben diziyi izlerken arkadaşlarım ellerinde Te cetvelleri teknik resim çiziyorlardıMakine mühendisi

2003-2004 senelerinden en çok aklımda kalanlar, Kurtlar Vadisi’nin Kurtlar Vadisi olduğu zamanlar olmasıdır arkadaşlar. Kurtlar Vadisi başlayınca Çapa’da trafik, araba, tramvay kalmazdı. Öyle ki Çapa’da bir kebap salonunda oturuyor ve arkadaşlarla en son yayınlanan bölümü izliyorduk. Parmaklar kesiliyor, beyzbol sopası ile Tombalacı dövülüyor, kanlar havada uçuşuyor, kanallar ne vapur bacası gibi tüten sigaraları ne de gürül gürül fışkıran kan membalarını sansürlüyordu. Laz Ziya’nın “Oy Asiye” türküsü eşliğinde, biz de onunla beraber buhranlara sürükleniyorduk. Bir çatışma sahnesiydi; Çakır, çatır çatır adam indiriyordu. Derken kebapçının dışından bir kurşun sesi ile arkamızı döndük ve yerde yatan birisini gördük. Sonra diziyi izlemeye devam ettik! İsteyen inanır isteyen inanmaz arkadaş. Zaten Çapa, hastanelerin gani olduğu bir mekândı, hemen ambulans geldi.

Ben diziyi izlerken Yıldız Teknik Üniversitesi’nden benimle aynı bölümü okuyan ikinci öğretim arkadaşlarım ellerinde Te cetvelleri teknik resim çiziyorlardı. Ben ilk ay derslere girdikten sonra nasıl bir moral bozukluğuysa okula gitmeyi bırakmıştım. Artık ne bekliyordum okuldan, her ders robot yapıp, gökdelenler mi dikeceğimizi bilmiyorum. Ama gençlik işte ne yaparsın. Nasıl soğuduysam okuldan birden. (Bu sırada 2003’teki kendim için genç sıfatını kullanıyorsam şimdi kendim için ne kullanmam gerekiyor, onu da bilemiyorum.)

Artık o, ufuklara bakıp “ben mühendis olacağım” diyen kıvırcık saçlı çocuğun masumiyeti gitmiş…

Neyse arkadaşlar, üniversitede ilk senem bittiği zaman 14 dersin 10 tanesini bırakmıştım. Geçtiğim dersler de İngilizce, bilgisayar gibi tırt derslerdi. Sene sonu geldiğinde şöyle bir geriye baktım, evden derse diye çıkıp mal mal dolaşmalarım, sınavlara girip etrafa boş boş bakmalarım, “ne de olsa hazırlığı atladım bari bir sene okulu uzatayım” demelerim, hepsi bir canavar suretine bürünüp karşıma çıktı. Bu canavar beni bir güzel tokatladı tokatladı dövdü ve hercü merc, yerle yeksan etti. Önümde iki seçenek vardı, ya okulu bırakıp bir sene tekrar ÖSS’ye hazırlanacaktım ki bu asla istemediğim bir şeydi, ya okula devam edip otuzlu yaşlarımda mezun olacaktım. Danışmanıma gidip tavsiye istedim; o da bana, “sen bu okulu 6 senede bitirirsin Hakan” dedi ve Erol Taş gülüşü attı.

“Bir sonraki sene derslere düzenli girmeye başladım…” Diyemiyorum tabi. Oturup bir insanı yarım saatten fazla dinleyemeyen, uzun süre birini dinlerse burnu kanayan bir kimseyim. Ama şunu söyleyebilirim, bir sonraki sene bir iki hafta önceden başladım çalışmalara. Ve güzel notlar da aldım. Ama yetmiyordu, yetişemiyordu. Alttan bıraktığım dersler ordusu üstüme üstüme geliyordu. Maça 10-0 mağlup başlamıştım.

Üniversitemin üçüncü senesi, normal mücadelenin bir fayda etmeyeceğini, vurkaç taktiklerinin daha evla olacağını fark ettim. Bir sınav öncesi çalışamamıştım, bir arkadaşım kopya çekebileceğimi, bir kereden bir şey olmayacağını söylemişti, gerçekten de işe yaradı. Sonra bunu eskiz bandına kopya yazarak çekme, naylon staj yapma, naylon staja naylon imza atma, evrakta sahtecilik, hoca kafalama, ihaleye fesat karıştırma, hayali ihracat, umut tacirliği gibi işler takip etmişti. Artık o, ufuklara bakıp “ben mühendis olacağım” diyen kıvırcık saçlı çocuğun masumiyeti gitmiş, gece kopya hazırlayan, naylon staj defteri yazan, hocalarla samimiyet kurmaya çalışıp onları kafalayan, icabında “annem babam Amasya’da benim, bir başıma gurbetteyim, bir yandan ayakkabı boyacılığı yapıyor, bir yandan da Makine mühendisimemlekette bekleyen 16 kardeşime nafaka gönderiyorum” diye yalan söyleyen bir dolandırıcıya, gündüz de Aziz Mahmud Hüdai’de, Yahya Efendi hazretlerinin türbesinde günahlarımın affı için tevbe istiğfar eden bir mücrim gelmişti.

Oğlunuzu makine fuarına göndermeyin

Sen uzun yazı okuyamıyorsun sevgili okuyucu, bundan dolayı seni affediyorum ama ben de kısa yazamıyorum, sen de beni affet. Hülasa-i kelam, dördüncü senemde tek bir dersim kalmıştı. Oturdum, size anlattığım gibi başımdan geçenleri hocaya anlattım. Maili okumasına rağmen cevap yazmadı ve tek dersten yaz okuluna kaldım. Fakat dört senede kazasız belasız bitirdim okulumu. Diplomamı aldığım zaman okuldan koşarak uzaklaştım. Gerçekten. Her an birisi beni durduracak, “dur bir hata oldu” diyecek diye koşarak kaçtım üniversiteden. Askerliğim benim en güzel tatilimdi. Ders yok bir şey yok, kafa gıcır.

Beni tek dersten bırakan hocaya iki sene sonra, “niye o zaman mailime cevap yazmadın” diye bir tehdit maili attım. Tırstı. “Ee tabi yoğunuz, çok istesek de her maile cevap yazamıyoruz” dedi.

Sen bu okulu altı senede bitirirsin diyen asistanın yanına gittim, hava atacaktım, beni tanımadı. Okul bittikten sonra iki sene kadar rüyalarımda derslerle uğraştım, hocaların peşinden koştum. Uyandığımda bir süre kendimi okulu bitirdiğime ikna etmeye çalışıyordum. Kendi mesleğimi sadece altı ay yaptım, çalıştığım fabrika battı. Hasılı siz siz olun, oğlunuzu makine fuarına göndermeyin ve tercihlerinizde çok dikkatli olun.

 

Hakan Öztürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 31 Temmuz 2012, 05:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Erdal
Erdal - 7 yıl Önce

Yazarın çektiği sıkıntının bir benzerin ben de çektim. Tabi ben öyle manyak hayallere falan kapılıp tercih yapmadım. Puanım tutuyordu, sınav kötü geçniş olmasına rağmen bir sene daha o zulmü çekemeyeceğime kanaat getirip İTÜ Kim. Müh.'ne kayıt yaptım. 5-6 senede okul bitti ama ben de bitmiştim. Hatta masterin ilk senesi kabuslarımda yanlışlıkla vermeyi unutuğum derslerin varlığı peyda oluyor, ben kan ter içinde uyanıp ‘master yapıyorum lan!’ deyu kendime ancak gelebiliyordum. Allah c. kurtarsın

torun
torun - 7 yıl Önce

siz de biliyorsunuz meselenin okuduğunuz bölümle değil, sizinnle alakalı olduğunu. o okulda hamidiye caminde vakit namazları kılmak ve orta bahçede çay içmek için 5 yıl okunur. okuduğunuz bölümle gittiğiniz her yerde öncelik kazamaktasınız. kendinizi iyi okuyup, duaa edin ve size en uygun yerden yeniden başlayın.

banner19

banner13