Mısır Türk Devleti ve Memlûk asırları

1250 yılında Eyyubi hâkimiyetinin sona ermesiyle, aynı coğrafyada, hatta daha da genişleyerek ve yine Kahire merkezli ortaya çıkan Memlûk Devleti’nin adı kendi resmi kaynaklarında, “ed-Devlet et-Türkiyye/Türkiyye Devleti” şeklindedir.

Kafkasya’nın steplerinden Güney Rusya’nın bozkırlarına kadar olan sahadan, çoğunluğu Kıpçak olmak üzere İtalyan tüccarların eliyle ve Bizans’ın da vesilesiyle Karadeniz’in Anadolu sahillerinden karayoluyla, kimi zaman Boğaz’ı geçerek gemilerle Akka başta olmak üzere Akdeniz sahillerindeki Haçlı devletlerinin şehirlerinde kurulan köle pazarlarına getirilerek satılan Türkler, Eyyubilerin ilgisini çekiyordu. Zira her şeyden önce bunlar iyi bir savaşçı olmalarının yanı sıra itaatkârdır. Bu güvenin bedelini fazlasıyla ödeyen “köle Türkler”, mükafat olarak da diğer kölelerden kendilerini ayıran özel bir konuma sahiptiler. Yani bildiğimiz sıradan köle değillerdir. Eyyubi ordusunda maaş alan, evlilik yapan hatta terfi eden “Memlük” adı verilen özel savaşçılardı. Fakat gün geldi devran döndü, “Memlûk” ordusu kendi devletlerini inşa ederek, Eyyubi devletinin de devamı olarak ve 1250-1517 yılları arasında Suriye-Mısır coğrafyasında günümüze kadar yansıyan Türk izleri bırakmıştır.

Çok genç yaşlarda “Memlûk” çalışmalarına başladığını bildiğimiz Prof. Dr. Altan Çetin, 2020’nin Ekim ayında Timaş Tarih Yayınları’ndan çıkan “Türk Tarihinde Memlûk Asırları/Bir Kültür Tarihi Denemesi” başlıklı kitabında, Memlûkler döneminin Türkiye’de hak ettiği ilgiyi henüz istenilen düzeyde görmediğine dikkat çekmektedir. Bu husustaki görüşlerine sonuna katıldığımız yazar tespitini şu ifadelerle yapmaktadır:

“Türklerin tarihi uzun bir zaman ve geniş bir coğrafyada cereyan etti. Bu süreç içerisinde Türkler, devlet ve kültür/medeniyet olarak muhtelif tezahürleri olan zaman ve mekânlarda kendi dünyalarını tesis ettiler. Bu tarihin her bir devresi kendi nevi şahsına münhasır haller ile Türk kültürünün muayyen renkleri dâhilinde belirli zaman ve mekânların özellikleri içerisinde bir milletin kendi varlığını sürdürmesini temsil eder. Mısır-Suriye coğrafyası bu cümleden olarak Türk asırlarının en güçlü yaşandığı mekânlardan olarak dikkat çeker. Bu sahada vaki tarihimiz, diğerleri gibi, Türklerin esas özelliklerinin zaman ve mekâna has halleriyle ortaya çıkar. Bu coğrafyadaki devletler içesinde en çok dikkat çeken ve ne yazık ki ülkemizde hak ettiği alakaya henüz istenen düzeyde ulaşamayan Mısır Türk Devleti yahut ilim âleminde bilinen adıyla Memlûkler devridir (s.9).”

Memlûklerin de dâhil olduğu asrın “Türk Çağı” şeklinde adlandırıldığı kitapta hakimiyetleri altındaki topraklarda ve sınırlarının da ötesinde Türklerin gerçekleştirdiği mücadele anlatılmaktadır:

“Memlûkler, Türk tarihinin en ehemmiyetli ve en renkli dönemlerinden birini temsil eder. Haçlı Seferleri ve Moğol saldırılarının ağır baskısı altında bulunan bugünkü Orta Doğu’nun merkez coğrafyasındaki iç karışıklıkları aşarak, kurdukları muntazam devlet mekanizması ve güçlü askerî sistemle iç ve dış saldırılarla baş etmeyi başardıkları gibi Türk kültürünün bu coğrafyadaki ölümsüz eserlerinin vücuda gelmesini de sağlamışlardır (s.16-17).”

Memlûklerin temsil ettiği yapının, İslâm medeniyetinin merkezi kurumlarının Türkistan merkezli bir siyasetin ve Selçuklular döneminde yaşadığı dönüşümün Mısır-Suriye merkezinde devamı niteliğinde olduğuna vurgu da yapılmaktadır. Memlûkler, çağdaşları olan Osmanlılar, Safeviler ve Babürlüler gibi birbirinden farklı coğrafyaları Türk rengine boyayan çağı kurmuşlardır:

“Haçlıların bu coğrafyadan püskürtülmesi ve kovulması, Moğolların Fırat’ın geride tutulması, Ermeni Kontluğu’nun ortadan kaldırılması ve Kıbrıs’ın fethi ilk tahlilde bu yapının siyasî olarak başardığı devasa icraatın umumi bir taslağını sunar. Memlûkler, bu cümleden olarak bir taraftan Orta Çağ Türk-İslâm tarihinin temadi eden sürecinde zincirin çok önemli bir halkası, diğer taraftan ise oluşturdukları nevi şahsına münhasır yapı ile türünün nadide örneğini teşkil ederler. Türk tarihinde Memlûk asırları, Türklerin dünya hakimiyetinin ayak seslerinin duyulduğu çağdır (s.17).”

Siyasî ve kültürel sahadaki Memlûkler

Kendi resmi kayıtlarında adı “ed-Devlet et-Türkiyye” olan Memlûk Devleti’nin, bir taraftan İslâm medeniyetinin çok değerli temsilcisi olduğuna, diğer taraftan da Türkistan geleneklerini sürdürdüklerine, at eti yiyip kımız içtiğine, Türkçe konuşmalarının yanı sıra Türk dilinde yazdırdıkları ve günümüze kadar gelen yazılı eserleriyle iz bıraktığına dair kitabında yer veren Altan Çetin, söz konusu çalışmasında İbn Haldun Nazariyesi’ni esas aldığını ifade etmektedir. İbn Haldun’un, medeniyetimizin esasının nazariyatını ortaya koyduğunu kitabın önsözünde dile getiren yazar, pek çok vesile ile İbn Haldun’un teorik bakışının, kaynaklardaki malumatın bir bütün içinde yani bir kültür ortamında tespit ve gösterilmesinde büyük fayda sağladığını da belirtmektedir. Fakat kitabın okunup değerlendirilirken bu husus sarfına nazar edilmemesine ve İbn Haldun’un pek çok tatbiki çalışma ile işlenmesine işaret ederken çalışmasının yapısını şöyle tarif etmektedir:

“Siyasî ve kültürel sahadaki Memlûkler devrinin tezahürleri, şehir olgusu bakımından bu devre bir bakış ve nihayet bilim tarihi açısından bu devirdeki vaki bir duruma dikkat çekerek son derece canlı bir bilim hayatı olan Memlûklerin Türk asırları içindeki yerini muhtelif yönlerden seçilmiş temalarla gösterme gayretinde olacaktır (s.11).”

Bilim alanında kıymetli çalışmaların yapıldığının anlatıldığı kitabın, Memlûkler döneminde adalet teşkilatının anlatıldığı bölümünde; mahkemelere ve kadılara yer verilirken günümüzde danıştay ve idari mahkemelerine benzer görevi yerine getiren ve Memlûk sultanının veya naibinin başkanlık ettiği “Mezâlim Mahkemeleri” hakkında değerlendirmelere de yer verilmiştir:

“Mâverdî ve Ebû Ya’lâ, el-Ferra el-Ahkâmü’s-sultaniyelerinde, el-Kalkaşandî Subhu’l-Aşâ’da mezâlimi devletin genel yönetim teşkilatı içinde ele almış ve devlet başkanının görevleri içinde mütalaa etmiştir. İbn Haldun’da kurumu halifelik makamının dini görevlerinden biri olarak yetkisi içinde değerlendirmiştir (s.142-143).”

Kitabın en belirgin özelliği; “Türklük” vurgusunun öne çıkmasıdır. Memlûklerin İslâm’a verdikleri önem anlatılırken şehir, kültür, siyasi, idari ve askeri yapılanmalar gayet anlaşılır bir dille detaylandırılmış. Bu yönüyle kitap, Memlûkler hakkında fazla bilinmeyenleri ortaya koymaktadır. Altan Çetin’in anlatmaya çalıştığımız, “Türk Tarihinde Memlûk Asırları/Bir Kültür Tarihi Denemesi” kitabı, Memlûk tarihinin izini sürdüğümüz yolda önemli bir virajı dönmemizde itici güç olmaktadır.

YORUM EKLE

banner26