Yurtlarda okuma grupları nasıl kurulabilir?

Öğrenci yurtlarında birkaç kişi bir araya gelip okuma grubu kurulamaz mı? Ömer Yalçınova, kendi okuma grubu serüvenlerinden hareketle yazdı..

Yurtlarda okuma grupları nasıl kurulabilir?

 

Yurt hayatını hep merak etmişimdir. Üniversite birinci sınıfta bir yurtta kalarak bu merakımı az da olsa gidermiştim. Fakat devlet yurtları galiba biraz farklı. Her ne kadar arkadaşları ziyaretim esnasında devlet yurtlarına dönük gözlemlerde bulunmuş olsam da, oralara özgü olan ruh halini kavrayabildiğimi söyleyemem.

Olay sadece yurtlarda değil. Yani ilk önce “neden yurtlarda öğrenciler kitap okumaz” diye bir soru sormamız gerekiyor. Ondan sonra grup halindeki okumaları gündeme getirebiliriz. Sonrasında grup halinde okumaların yan dalları diyebileceğimiz konferans veya konser düzenleme, gazete ve dergi takibi, yazarlarla söyleşiler…

İşin doğrusu ne zaman bir kitap okuyan insanla tanışsam, hemen onunla bir şeyler yapma telaşı içine girerim. “Hiçbir şey yapamıyorsak, birlikte kitap okuyalım?!” derim. “Nasıl olacak o?” diye sorarlar. “Ben okurum, sen dinlersin; sen okursun, ben dinlerim. Sonra halkayı büyütürüz. Ama biz bir dikiş tutturalım, bir randıman alalım okumalardan, o zaman halka ister istemez genişler. Biz o halkanın büyüyeceği bir cazibeye ulaşmak zorundayız.” gibi gibi. Teorik planda düşünüldüğünde bu harika bir fikir; hatta birçok insan “haydi, harika, hoppa” diye atılırlar, “tamam” derler, “süper olur.” Ama iş pratiğe dökülünce değişir. Ki bu yöndeki bütün girişimlerim başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat neden diyorum, neden bu girişimlerim başarısızlıkla sonuçlandı? Olmaz mıydı? Yapılamaz mıydı?

Olurdu, yapılırdı. Yeter ki insanlar biraz hevesli ve iradeli olsunlar.kitap

Birlikte hareket edelim, okuyalım, düşünelim…

Heves ve irade yoksunluğundan dolayı, ne zaman üç veya dört arkadaş kitap okumak için bir gün ve yer kararlaştırdıysak, oraya ilk gelen ben oldum, sonra gelen biri olmadı. Tabii o zamanlar cep telefonu diye bir şey yok. Yıl 1999-2000. Arayıp “neredesiniz, neden gelmiyorsunuz” diye soramıyorsun. Oturup kuzu kuzu bekliyorsun. Beklerken insanın aklından neler neler geçiyor! Kendini ihanete uğramış, kandırılmış, yalan söylenmiş gibi hissediyorsun; üzülüyor ve öfkeleniyorsun.

Oysa basit bir şey değil mi? Kitap okunacak. Üç dört kişi. Öyle binlerce kişinin bir araya gelmesi söz konusu değil. Böyle bir teklifi kime nasıl yaparsın? Sıradan bir insana yapamazsın. Aynen senin gibi kitap okuyan, araştıran, meraklı, aklı bir karış havada olmayan insanlara söylersin. Onlarla aranda bir muhabbet oluşsun istersin. Birlikte hareket edelim, okuyalım, düşünelim, hatta yavaş yavaş yazmaya başlayalım, sohbet edelim; onun bilmediğini sen söyle, senin bilmediğini o söylesin. Birlikte kitapçılara, konferanslara, konserlere gidelim. İşin ne? Öğrencisin. Anne-baba, imkanları elverdiğince sana destek oluyor. Aç bırakmıyor, açıkta bırakmıyor. O zaman sana düşen, kendini geliştirmek. Senin takip etmediğin dergiyi o takip etsin, onun okumadığı gazeteleri sen al. Böylelikle kolektif bir hareket oluşsun. Tek başına fethedemeyeceğin düşünce ve bilgilerin ufuklarını birlikte hareket ederek pekala ve kolaylıkla fethedebilirsiniz. Zorluk, birlikte hareket etmeyi becermekte.

Ben başarısız oldum. Başarılı olan grupları biliyorum. Neden başarısız olduğumu kendime sorduğumda, birincisi; doğru insanlara teklifte bulunmadığım aklıma geliyor. İkincisi; keskin sirke küpüne zarar misali, keskin sirkeydim. İlk yanlışlarında insanları silerdim. Kötü bir hareketi bin bir kötü yorumla bezerdim. Öyle olunca çevremde insanlar kalmamıştı. Gelenler de ilk fırsatta kaçıyorlardı. Üçüncüsü; okuduğumuz kitapları yanlış anlıyorduk. Kitapların bizi diğer insanlara yaklaştırmaları gerekirken, biz ne kadar çok okuyorsak, o kadar insanlardan uzaklaşıyorduk. Dördüncüsü; okumanın cazibesini katledecek kadar kişilikten uzaktık. Yani artık okumayı cazip gösterecek bir karizmadan yoksundu, okumanın ucundan kıyısından tutan, o işi biraz olsun ilerletmeyi başarabilen kişiler. Beşincisi; kolay pes etmemek gerekiyordu. Israrcı olmak, insanlara sürekli hoşgörüyle yaklaşmak, her şeyin olumlu tarafını görmek, hiçbir şeyi kötüye yormamak. Altıncısı; acele etmemek gerekiyordu. Yavaş yavaş öğrenilir, zamanla sindirilir. “O kadar okuduk da ne oldu!” gibi bir aymazlıkla hiçbir yere gidilemez, hiçbir iş yapılamaz.

Dergileri büyükler yönlendirmiş, gençler hareketlendirmiştir

Şair olduğum için, hele ki o zamanlar genç bir şair olduğum için, yukarıda söylediklerimi düşünecek, akledecek, akletsem bile uygulayacak olgunluktan mahrumdum. Bizden büyüklere çok iş düşüyordu. Onların yönlendirmelerine çok ihtiyacımız vardı. Fakat kendini çevrendekilere adamak, onlar için bir şeyler yapmak, maalesef birkaç cemaat abisinin özelliği olup çıkmıştı. Edebiyat âleminde bu tür ağabeyler yoktu. Bazı vakıfların yönetiminde bulunan ağabeyler ise, işi büyütmüşlerdi. Bu tür küçük işlerle uğraşacak vakit bulamıyorlardı. Onlar parti işleriyle, belediyede yapılan görüşmelerle uğraşıyorlardı. Ve maalesef bu yüzden aslında onlar da okuyamıyor ve düşünce planında cılız kalıyorlardı. Ne okusak ki diye sorduğumuzda… kendileri ne okumuş ki bize bir şey tavsiye etsinler.

O zaman da şimdi de iş dergilere ve yazarlara düşüyor. Çünkü bir dergi demek gençlik demektir. Her zaman böyle olmuştur. Dergileri büyükler yönlendirmiş, gençler hareketlendirmiştir. Her dergi bir ekoldür. Anlayana. Bazı dergiler tam bir ekoldür. Dergiler cebinden birkaç kuşak çıkarmayı başarabilirler.

Gözümü açtığım zamanlarda bu şekilde çalışan iki tane dergi vardı: Atlılar ve Kırklar. Dergâh, Yedi İklim ve Hece dergileri bu yöndeki miatlarını doldurmuşlardı. Onlar büyük büyük, yani çok olgun, oturmuş dergilerdi. Tabii bir de Yeni Şafak ve Milli Gazete’yle, Gerçek Hayat dergisi vardı. Onlar da heyecanları üzerinde toplayabilen yayımlardı. Buralarda genç denebilecek, henüz heyecanını yitirmemiş şair, hikayeci ve denemeciler yazı yazarlardı. O yazıları okumak ayrı; o yazarlarla tanışmak veya yazışmak ise apayrı bir şeydi. Onlar üzerinden bir toplanma ve birlikte hareket etmeye imkan doğabilir miydi?

Gökhan ÖzcanOlabilirdi. Orada burada, kahvehane köşelerinde diye küçümsenen, okuyup tartışan veya yazan küçük grupların oluşmasına vesile, bu yazarlardır. Bu tür grupların programlı bir şekilde okumalar yaptıkları söylenemez. Herkesin ayrı bir programı ve gündemi vardır. Ve o kişi konuştuğunda, kendi programı dahilinde konuşur. Çorbada bizim de tuzumuz olsun babından. Onlarla bir araya geldiğinizde, yabancılık çekmezsiniz; çünkü üç aşağı beş yukarı aynı yazarların elinden geçmişsinizdir. Mesela Gökhan Özcan dediğinizde, o kimmiş diye yüzünüze şaşkın şaşkın bakmazlar. Yine de düzenli ve programlı bir buluşma olmadığı için bu, birlikte hareket etmek söz konusu değildir. Eskaza bu insanlar dost olmamışlarsa, bir düşman karşısında birleşip hareket etme gereği duymamışlarsa, yalnızca çay içip, havadan sudan, bu arada bazen gazete ve dergilerden, Türkiye gündeminden konuşmaya devam etmiyorlarsa.

Yurtlar bu tür organizasyonlar için bir ortam sağlayabiliyorsa bir şeydir

Yurtlar öğrenciler için bu yönden bulunmaz bir nimet. Oralarda yazar, gazete ve dergileri takip eden ağabeylerin olması gerekiyor. Tabii bir de bu tür ağabeyleri desteleyecek bir yönetim. Vakıf yurtları için bu yapılabilir bir şey. Devlet yurtları içinse, “kanka” muhabbetine kalmıştır. Eğer “kanka”nız zeki, dürüst, okuyan biriyse, yapışın yakasına ya da eteğine. Onun sürüklendiği yerlere gidin. Okuma planında tabi. Sonra siz de o sürüklenişe, kendi sürüklenişinizle katkıda bulunun. Okuyun, düşünün, yazın, araştırın. Sıkılıp sıkılıp internet başına geçmenin ya da cep telefonundan yirmi dört saat twitter ve facebooka bağlı olmanın bir anlamı yok.

Rasim Özdenören ve Mustafa Kutlu’nun hikayelerini seslendirdiğinizde ayrı bir tat alacaksınız. Hem seslendiren hem de dinleyen için büyük bir zenginlik. Sezai Karakoç’un şiirleri ve denemeleri de öyle. İsmet Özel mükemmel bir kaynak. Kim onu okusa, kendine göre bir şeyler anlıyor. Ve her anlayan başka başka, yani meseleyi değişik açılardan ele alıyor. İsmet Özel okumalarından sonra sıkı bir tartışma ortamı oluşturulabilir. Sonra da dergi ve gazetelerde kalem oynatan yazarları, düşünce adamlarını ve şairleri çağırabilirsiniz. Onlarla sohbet etmek ayrı bir tattır, çok geliştirir. Mesela halen, Atlılar ekibini Konya’ya davet ettiğimde neler konuşuldu, onları düşünür, ara ara onlardan örnek söz ve davranışlar edinirim.

Yurtlar bu tür organizasyonlar için bir ortam sağlayabiliyorsa bir şeydir. Hem de çok önemli bir şeydir. Yurtların ve öğrencilerin işi ne?! Düşündüğümüz zaman.

Okunacak isimler çok: Mehmet Akif, Cemil Meriç, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, İsmail Kara, Nureddin Topçu… Yeni isimleri saymadım bile.

 

Ömer Yalçınova yazdı

dünyabizim notu: Mevlana, Abdülkadir Geylani, Şeyh Sadi, Mehmed Zahid Kotku, İsmail Hakkı Bursevi, Ataullah İskenderi, İmam Gazali, Hayatüssahabe, Tezkiretül Evliya gibi isimlerin ve eserlerin okunmaya girişildiği haftalık okuma grupları da en azından sürdürülebilirlik bakımından çok bereketli, verimli olacaktır. Edebiyat okumalarına devam etmekte zorlanabilirsiniz ama ahlaka, edebe dair eserleri okumak için daha kolay bir araya geldiğinizi göreceksiniz.

Yayın Tarihi: 22 Aralık 2012 Cumartesi 10:38 Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2014, 15:12
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin Cihad Karaali
Hüseyin Cihad Karaali - 9 yıl Önce

2004'lü yıllarda sanırım Ömer ağabeyle Havzan'da komşuyduk. Daktilosunun tıkırtıları gelirdi odamıza. Zaman zaman oturur muhabbet ederdik ama keşke üstad o zamanlar yapmış olabilseydik bir okuma grubu biz de... Geçmişten gelen saygı ve selam ile...

banner26