Yârinin terk ettiği garib kim?

Muradiye üç ayda bir çıkan bir dergi… Ve aynı zamanda Güz-2009 sayısını özel ve güzel bir konuya ayıran bir dergi..

Yârinin terk ettiği garib kim?

Durakta üç kişi/ Adam kadın ve çocuk…

Muradiye, Eğitim - bilim - Kültür - Sanat adına düşünen dergi
(+)

Yaşım icabı hiç tanıma şerefine erişemediğim (ama artık buna hayıflanmak yerine kaderden razı olmayı yavaş yavaş öğrendiğim) Süheyl Ünver’i ve kızı Gülbün Mesara’yı neden çok sevdiğimi anlıyorum sanki. En belirgin özellikleriyle, Süheyl Bey’in –bir anlamda- kültürümüzün taşıyıcısı olmasının ve Gülbün Hanım’ın zarif bir insan olmasının bu sevgide payı yadsınamaz bir gerçek; lakin benim bu sevgimde, sanırım ikisinin arasında, klasik baba-kız ilişkisinin çok daha ötesinde, başka bir ruh birlikteliğinin var olması büyük etken…

Adamın elleri ceplerinde/ Kadın çocuğun elini tutmuş…

“Okumaya ve tefekküre davet” mottosuyla yayın hayatına devam eden Muradiye dergisi, 20. sayısında (Güz 2009) çok özel bir dosya hazırlamış: Ailemiz… (Dergiden de, derginin bu özel sayısından da Gülbün Hocamın bana verdiği bir nüshasıyla haberdar olduğumu itiraf etmeliyim.) Derginin gerek görsel tasarımı gerekse bu özel sayının içeriği beni sayfalar arasına çağırıp kaybolmamı sağladı desem, inanın abartmış olmam. Zaten Gülbün Mesara ve babası/hocası Süheyl Ünver arasında, yukarıda bahsettiğim ilişkinin derinliğine de, Gülbün Hocamın, Muradiye’nin bu özel sayısında yer alan “Ahmed Süheyl Ünver’in Kızı Olmak” başlıklı yazısıyla vakıf olabildim.

Gülbün Mesara DünyaBizim ekibinden gençlerle
(+)

Adam hüzünlü/ Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü…

Tıp ilmiyle meşgulken aynı zamanda devrin önde gelen sanat ve kültür adamlarının yanında bulunmuş, ailesinden aldığı terbiyeyi ve adâbı bu kültür adamlarının yanında bulunarak da perçinleyen bir şahsiyet Süheyl Ünver… Sadece bu değil, bir sanatkâr aynı zamanda, gördüğü/duyduğu her şeyi yazıya döken/kaydeden ve böylece yüzlerce deftere sahip olan bir kültür taşıyıcısı, maziden tevarüs ‘ettiği’ yahut bir şekilde tevarüs ‘edilen’ güzelliğin kaybolup gitmesine göz yummayıp bu güzellikleri geleceğe aktaran bir kültür tarihçisi…

Elbette böyle bir babanın kızı olmak zordur. Onun geride bıraktıklarına sahip çıkacaksınız, geliştirip geleceğe aktaracaksınız, arkasında bıraktığı tertemiz ‘isim’e en küçük bir leke bir sür(dür)meyeceksiniz, vs. Gülbün Hocam da söz konusu yazıda bu zorluklardan bahsediyor.

Süheyl ÜnverKadın güzel/ Güzel anılar gibi güzel…

Tabii bahsettiği sadece bu tür bir zorluk değil… Onca hatıra ve mesela onlarca mektup-defter… Baba-kız bir şekilde ayrı düştükleri her vakit, birbirlerine, küçük defterlere kısa mektuplar şeklinde, hallerini ya da başlarından geçen hadiseleri yazmışlar ve üstelik bunları yazmakla kalmayıp biriktirerek saklamışlar da… Mesela Gülbün Mesara ve eşinin ABD’ye yerleşmek zorunda kaldıkları bir dönem, Süheyl Bey’in, bir mektup-deftere düştüğü ve bu ayrılıktan neşet eden hissiyatını ifşa eden şu notları, o gün ABD’de bu mektubu okuyan Gülbün Hocamıza değil sadece, bugün bana da yakıcı bir hasreti duyuruyor:

Sen gidersin ardınca gözüm yaşı gider

Müşkül oldur ki, kişi kalır ve yoldaşı gider.

Garib olmaz terk eden diyarı,

Garib oldur ânı terk eder yârı…

 

Çocuk/ Güzel anılar gibi hüzünlü/ Hüzünlü şarkılar gibi güzel… (Cemal Süreya)

Derginin bu epey hacimli özel sayısında beni etkileyen sadece Gülbün Hocamın bu yazısı olmadı; Ümit Meriç’in, babası Cemil Meriç hakkında söyledikleri; Kemal Sayar’ın, babası Nuri Sayar hakkında yazdıkları; Emine Işınsu’nun annesi Halide Nusret Zorlutuna hakkında düştüğü notlar da etkileyici yazılardan sadece birkaçı dergide… Derginin son sayfasında yer alan Cahit Zarifoğlu’nun Anlamak şiirini de okuyup soruyorum kendime… Bir gün büyür de adam ve hayat yoldaşı olabilirsem, acaba kızlarıma nasıl bir baba olacağım? Zor bir soru…

 

 

Mehmet Emre Ayhan böyle bir tefekküre davet etti kendi kendini

Yayın Tarihi: 29 Mart 2010 Pazartesi 09:18 Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:28
banner25
YORUM EKLE

banner26