YokaslındasizdenfarkımızTV!

Ömer Karaoğlu soruyor: Malum Medya-Meçhul Medya ve Bizim TV'ler abdesti bozar mı?

YokaslındasizdenfarkımızTV!

“bin gerçeği ehl-i hünerin bir pula geçmez

Cühhal veli kizbini dinara satarlar”

 (Lami’i-zade Abdullah Çelebi)

 

(hüner sahibinin bin gerçeği para etmez

Cahiller yalanı altın paraya satarlar)

 

Muhterem okuyucu,

Medya-sanatçı ilişkisi, birkaç istisnayla genelde (iyi -kötü) bir metaın kurgulanıp pazarlandığı, “her arzın kendi talebini üreteceği” yaklaşımı içinde ve kutsal (!) “reyting” kriteri kılavuzluğunda biçimlenen bir ilişki görünümünde. Kapitale ayarlı magazin gündemleri mevcut popüleri son kullanma tarihine kadar tüketirken pazara sürmek için sürekli yeni markalar üretme telaşı içindedir.

Bizde “malum medya” namıyla ün salan bir kısım yazılı ve görsel medya, ülkede ve dünyada olan biteni kendine özgü bir üslup ve yaklaşım içinde yorumlarken resmi ideolojiye dayalı bir meşruiyet zırhı içinde alışageldiği kârlılık konforunu sürdürmeye gayret eder. Bu denklemi sıkıntıya sokabilecek hiçbir farklı unsura yaşam alanı açmamaya azami özen gösterir. Bu gibilerden sözetmeye mecbur kaldığı zamanlarda ise onu münasip bir ambalajla takdim eder.

'Malum'unuz: yabancılaşma almış başını gidiyor

Milletin öz değerlerine yabancı bir aile ve toplum modelinin uzunca bir dönem gönüllü promosyonunu sürdürmüş olan bu kesim, son zamanlarda güya daha aykırı ya da daha yerli  yorum ve figürlere yer vererek içinde hapsolduğu kısırlığı aşmayı denemekte veya üslup yenilemeye çalışmakta. Çokça izlenen Kurtlar Vadisi dizisi, bazı tartışma programları, mübarek gün ve gecelere yönelik özel programlar ve bazı hoca efendilere “hocam annem ateistti onun yerine namaz kılsam kabul olur mu?” türünden sorular sordurulan dini programlar, denklemde sık rastlamadığımız yeni motifler. İyi de bu durum, bir milletin değerlerini yeni bir keşfetme ve ıslah olma hali mi, yoksa ülkedeki müsbet kıpırdanışların getirdiği yeni duruma yine “reyting” aşkıyla uyum denemeleri mi? İkincisi gibi görünüyor ya,  hayır olsun… Zaman zaman iyi şeylere de vesile olmuyor değil nitekim.

Malum medyanın yanı sıra bir de medya dünyasında iyiden iyiye seçilmeye başlayan bizim medya var. Bazen dinci, bazen hükümete yandaş diye nitelenen ama ülkenin unutturulmaya çalışılan değer ve hassasiyetlerini bir biçimde öne çıkaran bizim medya. En uç söylemlerden en ılımlısına pek çok tona alan açan, “madem laiksin…”diye başlayandan “en öz hakiki laik benim…”diyene kadar farklı örnekler içeren medya.

Demokratlaşabilenlerimiz de oldu, fundamentalistliğinden ödün vermeyenimiz de. “Ah şu dinleri bir araya getirebilsek” diyenimiz de var, “ayıdan post kafirden dost olmaz” diyenimiz de… Hasılı “değiştik mi geliştik mi” diye tartışaduralım aramızda, Afganistan bir zamanlar Sovyet Rusya, şimdilerdeyse ABD tarafından işgal edilmiş durumda. Ve İsrail mütecavizi “dünyanın namusu” nu kirletmeye devam ediyor.

Malum medya, ülke içi ve dışında Müslümanlara yönelen tecavüzlere gerekçeler oluşturma ve gerçekleri sulandırma çabası içine giriyorsa da oralarda birkaç vicdanlı ses doğruları dillendirebiliyor. Bildiğiniz üzere, “balçıkla sıvama” denemeleri insanlık tarihi boyunca sonuçsuz kalmış sevgili okuyucu, ne çare ki sıvadıkları güneş değil asla, af buyurun kendi “eserleri” olmaya devam edecek galiba!    

Ömer Karaoğlu

Bizim televizyonlara gelince…

Rengi açık yeşile çalan bir tür ikinci sınıf pavyon televizyonluğuna soyunarak başörtülü genç kızları stüdyolara serpiştirdikten sonra “yok aslında sizden farkımız” endişesini, yayın politikası sayanlara diyecek bir şey yok. Bir de popüler piyasanın unsurlarını ithal ederek vitrine taşıma ve böylece markalaşma telaşında olanlar var.

Aslında sözümüz daha çok, güzel işler başarma niyetinde olanlara dair.

Sözün gücü elbette ki esas.  Ancak stüdyolardan birbiri ardına yayın kuşağına nitelikli sohbet programı sunmak, özellikle genç izleyiciyle buluşmada etkili ve yeterli olmuyor maalesef.. Kültür-sanatın ifade araç ve imkanlarını etkin kullanmaya yönelik programların sayısını artırmalı. İlkeli ancak genç algıya daha fazla yönelen bir dili yakalamak adına elle tutulanlardan çok, ilk elde görünmeyen ama orta ve uzun vadede muazzam sonuçlara gebe alanlara (öncelikle de müzik ve sinemaya) yatırım yapmalı. Bu işlere para bulmak zor diyen dostları da seviyorum fakat “imkânsız” olmadığını onlar benden iyi biliyorlar.

Bir de sınırlı imkânlarla yapılabilecek çok güzel işlerin daha çok zihin ve samimi bir yürek mesaisi gerektirdiğini hatırda tutmalı. Bizim “bereket” diye bir kavramımız vardı bir vakitler...Şimdi hatırlama zamanı!...      

Diyalog:

-bana sen diye hitap edemezsin !

-tamam…siz terbiyesizlik yapıyorsunuz beyefendi!

-terbiyesizin önde gideni sensin

-ağzımı bozma benim

-beyler yapmayın Allahınız aşkına..yetmiş milyon bizi izliyor…

-yetmiş beş…

-her neyse

-sizin gibi iktidar yanlısı dinci takımı…

-çok şükür derin devletçi, Ergenekoncu değilim..

-ya bırak Allaasen, bir sürü aydını, saygın komutanı, gazeteciyi boş yere…

-sürü demesek sayın Pişkin, yanlış oluyor

- !!

-millete gerçekleri söyleyin arkadaş…

-buyur o zaman …emekli… Paşa’nın ses kaydında…

-söz hakkı doğuracak iddiaları lütfen şeyetmeyelim…

-e bağlansın söylesin o zaman şey bey!…

-rejiden bağlayabilirseniz arkadaşlar…

-bi dakika müsaade edin lütfen beyler… alooo, iyi akşamlar paşam,

-iyi yayınlar, oradaki beyefendi benim Türk Silahlı Kuvvetleri hizmetinde yıllarca…

-buyrun paşam…bu arkadaş sizin şöyle böyle…

-biz bu üslubu iyi tanırız sayın şey bey…

-bi saniye özür dileyerek kesmek zorunda kalıyorum komutanım, bi reklam aramız var…

-hay reklamınıza…

-pardon?

-yok bi şey!- değerli paşam ve değerli izleyiciler DİŞE DİŞ programı reklamlardan sonra tüm hızıyla…

 

 

Ömer Karaoğlu, TV'nin fişini çekti

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2010, 12:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26