‘Yûnus senün sözlerün mâ'nîdür bilenlere’

Yûnus Emre’ye göre içimizdeki iyiliğin farkına varıp ‘gerçek insan olmak yolunda ilerlemek’ ancak ve ancak sevgiyi yaymak, yaratılmış her canlıya aynı merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmak, gözümüzün görebildiği her zerrenin yaratıcısının Allah olduğuna kalp yoluyla inanıp akıl yoluyla idrak etmekten geçer. Zeyneb Demirel yazdı.

‘Yûnus senün sözlerün mâ'nîdür bilenlere’

Çocukluğumun en güzel zamanlarını etrafına toplayan kişidir Yûnus Emre. Gittiğim sohbetlerin dönüşünde beni yâne yâne yürütendir. Dost ikliminin rüzgârında savrulurken, altında dinlendiğim o korunaklı ağaçtır. Hangimizin değildir ki?

Hangimiz, henüz küçük birer çocukken elimize aldığımız sarıçiçeğe “Annen baban var mıdır?” diye sual etmemiş, bir dolabı inleten o derdi merak edip hüzünlenmemişizdir

İşte Yûnus Emre, yalnızca “Sarıçiçeği” ile bile, bir milletin en küçük yaştaki ferdinden tutun da, halkın okuma-yazma bilmeyen ümmî tabakasından ilim-irfan sahibi olup okuma-yazmayı hatmetmiş zümresine kadar her yaştan insanın gönlünde kendine bir yer edinmiştir.

Bir vakitler söylemiş idik, şimdi yine tekrar edelim: İçime baktığımda gördüğüm, ummana daldığımda bulduğumdur Yûnus. Dostuma uzattığım sevgi dalının kökleri Yûnus’ta biter, özümün aktığı dere Yûnus diye çağlar durur…

Soralım, yeryüzünde kaç insana kendisine herkes tarafından “Bizim” denmesi nasip olunmuş, kaç tanesi, insanlara karşılık beklemeden sunduğu sevgisine böylesine içten bir karşılık alabilmiştir? Yûnus gerçekten de bizimdir ve ‘biz’e âit ne mevcutsa, her köşesinde bir miktar Yûnus bulunur.

Yûnus Emre’nin destansı hayatı, doğum ve ölüm tarihleri ve mukim olduğu yer hakkında birçok farklı kaynak ileri sürülmüş, vefâtının ardından Anadolu’nun birçok yerinde Yûnus’a atfedilen türbeler yapılmıştır. Son olarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne kayıtlı bir mecmuada ise, Yûnus Emre’nin h. 638 (1240-41) yılında doğduğu, seksen iki yıl ömür sürdükten sonra h. 720’de (1320) vefat ettiği kaydına rastlanmıştır.

Risâletü'n Nushiyye’sinin (Öğütler Kitabı) Abdülbâki Gölpınarlı çevirisinin sonlarına doğru, Yûnus Emre bizlere yaşadığı dönem hakkında küçük bir de ipucu bırakmıştır:

Söze târih yedi yüz yediyîdi

Yûnus cânı bu yolda fidiyîdi

(Yunus Emre Dîvânı, haz. Abdülbâki Gölpınarlı, s. 50)

Bu tarihleri dikkate aldığımız zaman, bugün yedi yüz küsur yaşında olan Yûnus’un ilahilerinin, günümüz insanına kadar ulaşması, benimsenmesi ve hâlâ dillerde ve gönüllerde yer etmesinin sırrını Mehmet Kaplan şu sözlerle ifâde etmektedir: “En önemli sanılan olayları dahi çabucak unutan halk hafızası, kâğıt ve harf kullanmadan, Yunus’un şiirlerini nasıl hatırında tutmuştur? Dili mi, ahengi mi, anlattığı düşünceler ve duygular mı onu bugüne kadar getirmiştir? Yunus, bizim edebiyata dair birçok yargımızı sarsar. Edebiyat tarihçisinin büyük diye gösterdiği şairlerden hemen hiçbirinin sözü halk arasına inemediği hâlde, halktan olan Yunus’un sözleri, yüzyılları yenerek, aydınlar katına kadar yükselmiştir. (…) Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Yunus’a ait olduğu söylenen sekiz türbe varmış. Bir insanın bir millet tarafından benimsenmesinin ne güzel sembolü.” (Yunus Bir Haber Verir, Mehmet Kaplan, Dergâh Yayınları ss. 59-60)

Mehmet Kaplan’a göre Yûnus Emre bir Anadolu köylüsüdür ve gerçek insanı çok iyi tanımasının, ilahilerindeki bu erişilmez irfânın ve yüceliğin gücünü de yetiştiği Anadolu toprağının insanından almaktadır. Halktan olan Yûnus, yine halktan beslenmektedir ve onu bugünlere eriştiren de halkın dilini kullanması ve bu halka duyduğu sevginin sonsuz olmasıdır. Nasihat ederken dahi gönül yapması, Yûnus’u her devirde sözüne başvurulan bir kaynak yapmıştır:

Yûnus bir haber virür işidenler şâd olur

Yûnus Emre, insan eliyle meydana gelmiş olan iyi ve kötü her olayda bizlere nasihatlerde bulunmuş, insanlara yol göstermeyi, doğruyla yanlışı ayırt etmeyi ve doğru olanı savunmanın her zaman kurtarıcımız olduğunu her fırsatta bizlere anlatmaya çalışmıştır. Çağımıza âit kendi içimizde yaşadığımız kaygı ve ıstıraplarımızdan tutun da toplum olarak karşılaştığımız hemen her meselede bir çıkış yolu aramaya koyulmuşken onun sözlerine başvurmak ve onu anlayarak okumak sanıyorum ki bizler için yeterli olacaktır:

Gözün görür iken gel Hak yoluna
Komâgıl nefsüni kendüligine

Kamû çiğ işini bunda pişir

Yol ûzaktır yükûnü bunda devşir

Ki bunda bitmeyen iş onda bitmez

Sağır mı kulağın niçün işitmez

Yûnus da evvelâ bir insandır ve her insan gibi o da bir nefse sahip olup ömrünün nefsiyle olan mücadelesinde hak yolunda olmanın gerekliliklerini yerine getirmiştir. Hz. Âdem’den bu yana dünyanın şahitlik ettiği en gözle görülen kavgalar da hak ve bâtıl ile iyi ve kötü arasında yaşanmaktadır. Lâkin yüce Allah Kur’an’da, “Kim bir iyilikle gelirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır; kim de bir kötülükle gelirse o kötülükleri işleyenler yalnızca yaptıklarının karşılığını görürler.” âyetiyle (Kasas-84) iyiliğin kötülüğe her zaman için galip geleceğini buyurmuşlardır.

Özünden gayrı kimseyi beğenmez
Yüce yerde turur âşâğa inmez

Nice tahta binenler yîde düştü

Nice benim diyene sînek üştü

Sana uğratma kibrin endişesin

Uyarsan kibre ıraga düşesin

Fıtratı gereği insan, iyilik ve kötülük gücünü her zaman içinde barındırmaktadır. Ancak Allah’tan biz insanlara bir lütuf olarak verilen akıl, kalp ile birlikte hareket ettiği zaman insandaki iyilik kuvvetleri kötülük kuvvetlerini yenebilir. Nefsimizle yola devam ettiğimizdeyse aklımız ve hislerimiz de nefsimizin aydınlattığı o karanlık yolda yürümeye devam eder. Kibir, bizi insanlardan uzaklaştırdığı gibi Allah’a giden yolumuzu da geçişsiz kılmaktadır.

Ne iş kim işleye kendüye ziyan

Kim ola kend’üzüne öyle kıyan

Şeker yer ise dadı-dalı yokdur

Ki tatlu dirliği ile hâli yokdur

Hasud eli onunçün ermez işe

Kime kim kuyu kazsa kendû düşe

Yûnus Emre’ye göre içimizdeki iyiliğin farkına varıp ‘gerçek insan olmak yolunda ilerlemek’ ancak ve ancak sevgiyi yaymak, yaratılmış her canlıya aynı merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmak, gözümüzün görebildiği her zerrenin yaratıcısının Allah olduğuna kalp yoluyla inanıp akıl yoluyla idrak etmekten geçer. İnsan ancak bundan sonra iyiliği kötülüğe, barışı savaşa, dostluğu düşmanlığa, birlik ve beraberliği ayrılıklara tercih edebilecek olgunluğa erişmiş ve ‘Hâkir görme kimseyi, hiç kimse boş değil’ diyerek, cümle yaratılmışı kucaklayacak bir sevgi iklimi başlatmış olur.

Yûnus Emre’nin ilahilerini okuduğumuzda, birçoğunda insanın evvelâ saygı duyulması gereken bir canlı olduğunu hisseder ve öğreniriz. Bu, insan olmanın evveli şartıdır. Yine bu ilahilere baktığımızda, bizden daha zengin, daha üstün, daha güzel olanların etrafında toplanmamızı değil de, önceliğimizi hor görülüp dışlanmış, yoksul, hasta, bakımsız, çirkin diye tabir edilen kişilere vermemizi, el uzatılmamışa elimizi uzatmayı, sahip çıkılmamışa sahip çıkmayı, gönül yapmanın yüceliğini ve her insanın gizli birer hazine olduğunu idrak ederiz.

Miskinlikte buldular kimde erlik var ise

Merdivenden ittiler yüksekten bakar ise

Gönül yüksekte gezer dem-be-dem yoldan azar

Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise

Gönül Çalab'ın tahtı gönüle Çalap baktı

İki cihân bed-bahtı kim gönül yıkar ise

Sen sana ne sanırsan ayrığa da onu san

Dört kitabın mâ’nîsi budur eğer var ise

Biz ona, ‘Bizim Yûnus’ diyoruz, evet. O ise şiirlerinde kendisine ‘Âşık Yûnus, Miskin Yûnus, Derviş Yûnus, Biçâre Yûnus, Tapduk Yûnus, Koca Yûnus’ diyor. Şüphesiz ki; bu türlü hâllerdir onu ‘Bizim Yûnus’ yapan.

Asırlar öncesinden bize yol gösteren Büyük Yûnus’u okumaya devam ederken ihtiyacımız olan Yûnus’a ve onun kurduğu sevgi iklimine olan inancımızı diri tutmaktır.

Kendimize, ‘Yûnus Emre'nin gönül sazı ne diyor?’ diye sorarken, kendi gönlümüzün sazının akordunu Yûnus’a ayarlayıp yolu yürümeye devam etmeli. Yoksa bu çağ, insanı yok etmeye ve yok olmaya mahkûm bırakacak.

Söz bitmez lâkin tamamlamak gerek. Mehmet Kaplan’ın pek sevdiğim sözüyle tamamlayayım ben de: “Ben dikkatle okunursa, sadece Yunus Emre’nin bizi kurtaracağına inanıyorum.”

Zeyneb Demirel

Yayın Tarihi: 19 Kasım 2020 Perşembe 13:00 Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2020, 13:08
banner25
YORUM EKLE

banner26