Yılmaz'ın şiiri yalnızca okunmaz, görünür de!

Çok zor bir şiirin şairidir Ahmethan Yılmaz. Şiirinin zorluğu gerçekçiliğinden ileri gelir. Bir de o gerçekleri ahlakî boyutuyla ele almasından..

Yılmaz'ın şiiri yalnızca okunmaz, görünür de!

 

On yıl arayla yayımlanmış iki farklı şiir kitabı: Ankara İç Savaşında Üç Hainin Portresi (Kaknüs y., 2001) ve Sokaklar Açmak (Foo y., 2011). Bunlar Ahmethan Yılmaz’ın şiir kitapları. Defalarca okunacak tazelikte iki kitap.Ahmethan Yılmaz

“Defalarca okunacak tazelikte” dedik, öyleyse oradan devam edelim: Ahmethan Yılmaz, şiiriyle, şiirindeki biçim, üslup, konular ve konuları işleyişiyle okuyucusunu sarıp sarmalayan bir şair. Rahat okunan bir şiiri var. Ahmethan Yılmaz şiiri eğlencelidir. Yorucu değildir. Boğmaz, açar. Durmaz, hareket eder. Ağlayıp zırlamaz, savaşır. Bu tür özelliklerinden dolayı, onun şiirine başladığınızda soluğu şiirin sonunda alırsınız.

Ahmethan Yılmaz şiirinin zorluğu gerçekçiliğinden ileri gelir

Rahatlık ve okunurluk çoğu zaman Ahmethan Yılmaz şiirinin yanlış anlaşılmasına sebep olur. Yanlış anlaşılmasından kastımız; şiirlerin basit ve yüzeysel olarak algılanması. Özellikle İkinci Yeni ve 60 Kuşağı şiiriyle uzun süre hemhal olmuş, onun sonrasında 80 Kuşağı şairleriyle uğraşmış; yoğun imgelere, karanlık sahnelere, ne bileyim Çin’den, Maçin’den, Tevrat, İncil veya Yunan mitolojilerinden devşirilmiş sözlere, olaylara, çağrışım ve göndermelere alışmış ve işin acıklı tarafı şiiri bunlardan ibaret sanmış okuyucular için. Şiirin okunurluğu, yani okuyucuda tekrar tekrar okuma isteği uyandırması, onun bir başarısıdır; basitliğini değil, kalıcılığını gösterir.

Oysa çok zor bir şiirin şairidir Ahmethan Yılmaz. Şiirinin zorluğu gerçekçiliğinden ileri gelir. Bir de o gerçekleri ahlakî boyutuyla ele almasından. Az yazmasının sebebi de budur. Öyle ha deyince epik şiir yazılmıyor. Özellikle neo-epik şiirde duygulanmak, olayları veya kahramanı tasvir etmek, anlatmak ve yüceltmek yetmiyor; ayrıca anlamlandırmak, çözümlemek, görünmeyeni veya hesaba katılmayanı yakalamak ve bütün somutluğuyla ele almak da gerekiyor. O açıdan Yılmaz’ın şiiri Hakan Arslanbenzer şiirine yakın durur. İkisinin de epik şiirlerinde etik yön ağır basar, hatta belirleyicidir. Örneğin Hakan Şarkdemir’in Tadat kitabında estetik yön ağırlıdır; ses, ahenk, imajlar, müzikalite, uyum… Şarkdemir şiirinde etik, bunların yanında ikinci planda kalır ve belirleyici olmaz. Mehmet Akif, Ahmethan YılmazHakan Arslanbenzer ve Ahmethan Yılmaz gerçeğin karşısında estetiği ikinci plana atarlar, diğer bir deyişle feda ederler. Dile getirilecek hakikat ve dert onlar için daha önemlidir. Neredeyse tek ölçütleri ahlaktır bile diyebiliriz. Bireysel hayattan toplumsala, toplumsaldan dünya sistemine açılırlar. Diğer bir deyişle bireyin/kahramanın hayatındaki toplumsalı, toplumsaldaki dünya sistemini yakalarlar. Zorluk biraz bunlarla ilgilidir.

Akif, Yılmaz ve Arslanbenzer orijinalliği içinde yaşadıkları çağda arayan şairlerdir

Akif, Yılmaz ve Arslanbenzer bulundukları yerden harekete geçerler. Hareket alanları, şair neredeyse orasıdır. Şiir, yazıldığı yere, zamana ve şaire bitişiktir. Yılmaz “New York New York” adlı şiirinde 11 Eylül olayını ele alır ve şantiye işçilerinin sohbetinden olayın gerçeğine, ahlakî yönüne kayar. Arslanbenzer “Vatan Somuttur”da faturalardan, Türkiye’nin siyasetini yakalar. Akif’in “Hasta”sı sadece hasta ve yetim bir çocuğu mu anlatır? Onda “hasta adam”dan izler yok mudur? Şiirin gerçeklerle uğraşması açısından bu böyledir. Ne de olsa şairin işi, hayal veya rüyalarla uğraşırken bile gerçeklerledir. Şiirde yenilik de zaten bundan öte bir anlam ifade etmez.

Şair kendi içinde bulunduğu mekânı, birlikte yaşadığı insanları şiirinde yakaladığı zaman, peşine düştüğü orijinalliğe kavuşur. Sonuçta her çağın ve yerin orijinal, yani kendine özel dertleri, sıkıntıları, özellikleri ve sevinçleri vardır. Mühim olan çağını ve mekânını şiirine taşıyabilmektir. Estetik, biçim, güzellik ve lirizm onlardan sonra gelir. Akif, Yılmaz ve Arslanbenzer orijinalliği biçimde veya yetenekte değil, içinde yaşadıkları çağda arayan şairlerdir, yani insanda ve vatanda.

Şiiri, dağılmışlığın, parçalanmışlığın estetiğini taşır

Ahmethan Yılmaz cesur bir şairdir. Sinemanın, internetin, onlarca yayın organının hâkim olduğu bir ortamda, böyle bir zihin dünyasında, daha da önemlisi zihinlerin bunlar aracılığıyla şekillendiği bir dünyada, şiirin biçim değiştirmemesi veya değişik biçimlerden istifade etmemesi düşünülemezdi. Yılmaz bu imkânların ve değişimin farkında olarak şiirini kurar. Tüm imkânlardan istifade eder. Çılgın bir yeteneğe sahiptir. Örneğin görsellik onun şiirinde etkilidir. Okuyucuda mekâna dalış etkisi uyandırır.Ahmethan Yılmaz Bazen ham bilgiler kullanır. Bir ansiklopedi maddesini ya da bir diyalogu olduğu gibi şiirine alır. Mekân, diyaloglar, incelikler, espriler, söz sanatları ve şairin bunlara dokunuşu… Ahmethan Yılmaz şiirini ortaya çıkarır. Yılmaz, kendi deyişiyle şiirini çatar, kurar, şekillendirir ve billur bir hale getirir. Şöyle dersek belki onun şiirine daha da yaklaşmış oluruz: Onun şiiri yalnızca okunmaz, görünür.

Ahmethan Yılmaz mısraları dörde beşe kırar ve onları sayfaya yayar. Yılmaz’ın bundan kastı şiirde yalnızca biçim arayışları olamaz. Nazım Hikmet de biçim kaygılarıyla veya Mayakovski etkisinden dolayı mısraları kırmıyordu. Şekil yapmıyordu yani. Toplumsal şiirin böyle bir yönü vardır. Söyleneni daha net, etkileyici ve açık göstermek için, şiirin içeriğine uygun biçimi bulmak ve o biçimde yazmak.  O açıdan da Yılmaz çağının şairidir. Şiirde kullandığı biçim; parçalanmış mısralar, alıntılar, diyaloglar, tasvirler, yer yer başvurduğu imgeler, alıntılar, büyük puntolu harfler... dağılmışlığın, parçalanmışlığın estetiğini taşır. Bir yıkım başka nasıl anlatılabilirdi? Karışıklığın ve dağınıklığın karşısında bir toplayıcı, bir bakan göz, bir duyan kulak kesilir Ahmethan Yılmaz şiiri. Onda her şey vardır, yerli yerinde, algılandığı şekilde ve bütün tesiriyle. O dağınıklıktan arta kalan ve asıl dikkat edilmesi gereken şeyler yoluyla ulaşılan fikir, tepki, öfke ve duygu yoğunluğu, şiirde biçimini bulur ve tesirini okuyucuda bir de bu şekilde uyandırır.

Ahmethan YılmazO, şiirlerinde öyle açık seçik bir şekilde vardır ki…

Yılmaz’ın kendini bu şekilde diğer şairlerden ayırmak veya ayrılmak gibi bir kaygısı yoktur. Onun kendi çağdaşlarından ayrıldığı nokta ahlaka yaptığı vurguda gizlidir. Bu ahlak Sokaklar Açmak’ta şiddete bile dönüşür. “Yıkım_Öncesi_Şantiye_Çekimleri_05.09.07” başlıklı şiiri, bu şiddet, yıkım ve intikam gereksiniminin ifadesidir. Oyunların, yapmacık, düzmece olayların, modernizmin karşısında; ahlakın, dürüstlüğün, bozulmamış yani saf olanın yanında… “New York New York” şiirinde de yıkım ele alınır. Aslında şairin kendi içindeki yıkımın dışa yansıtılmasıdır bu; içten dışa doğru değil, dıştan içe doğru anlamın belirginleşmesi, gelmesi ve kendini göstermesidir.

Ahmethan Yılmaz orijinal bir şairdir. Şiirde çektiği numaralar, yaptığı espriler, söz oyunları, incelikler, hayata bakışı ve hayatı değerlendirişiyle okuyucuya kendini hissettirir. Mütevazılığı elden bırakmadan ve “Ben! Ben!” diye sayıklamadan.  O, şiirlerinde öyle açık seçik bir şekilde vardır ki görünmez olmuştur. Sesi ve hareketleri duyulur. Konuşturduğu kişilere kulak verişi ve suskunluğu görülür. Bu, şiirde bir nevi kahramanın ortaya çıkışıdır. Modernizme karşı modern kahramanın, şiirin, şairin ve düşünürün. Şiirin çatılışıyla/kuruluşuyla ortaya çıkan kahraman. Mısra mısra kelime kelime kendini göstermeye başlamıştır. Ahmethan Yılmaz o kadar kendisidir ki şiirlerinin bütününe baktığımızda neredeyse yalnızca onun resmiyle karşılaşırız.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Nisan 2012, 13:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13