Yeni Müslüman mahkum teheccüdü sorarsa..

Cezaevi bazen bir imtihan vesilesi, bazen hidayet bulmanın adıdır. Amerikalı bir Müslümanın cezaevi ziyaretlerinde karşılaştığı manzaraları yazdığı günlüklerinin de paylaşıldığı Kalemle Öğreten Adına kitabında, yeni Müslüman olan mahkumlara dair güzel örnekler var..

Yeni Müslüman mahkum teheccüdü sorarsa..

 

Cezaevi, zindan, hapishane, mahpushane. İtici ve ürkütücü kelimeler. Kulağa pek hoş gelmeyen yer isimleri. Soğuk duvarları olan, demirden kapıların olduğu, demir parmaklık ve cam arkalarından telefon (cezaevinin özel ankesörleri) ile seslerin birbirine kavuştuğu, ziyaretçi olarak gidildiği zaman bile bir sürü eziyetin yaşandığı çile mekânları.

Farklı bir bakış açısı ile bakıldığında Yusuf’un medresesi. Hemen bütün iyi adamların,  düşünce adamlarının, idealistlerin, derdi olanların, mücadele adamlarının bir şekilde yolunun düştüğü bir eğitim kurumu zindanlar. Üzerine iyi şiirlerin (“Zindandan Mehmed’e Mektup”, NFK) yazıldığı, ağıtların ve ezgilerin (“Zindan gülistandır bize”) gökyüzüne yükseldiği mekânlar. Üzerine kitapların yazıldığı (İbn Teymiye’nin Hapishane Mektupları, Zeynep Gazali’nin Zindan Hatıraları, Emine Şenlikoğlu’nun Burası Cezaevi,  Gül Aslan’ın Bizi Ayıran Duvar, Naşit Tutar’ın 39. Koğuş) talimhaneler.

Dert adamı ağlatır da, dert adama söyletir de. Cezaevi bazen bir imtihan vesilesi, bazen hidayet bulmanın adıdır.

Bütün bunlar ile birlikte esas cezaevi ile ilgili hissiyatımın artmasına sebep olan esere gelmek istiyorum. Mustafa İslamoğlu’nun Düşün Yayınları tarafından neşredilen Kalemle Öğreten Adına adlı çalışması. Eser, müellifin geçmiş dönemde yazdığı makalelerin cem edilmesi ile hazırlanmış. Dönemin gündemine yönelik yorumların ağırlıkta olduğu çalışmada özellikle dikkatimi çeken sıralı üç makale hissiyatımın zülfüne dokundu. “Ardıçkuşu” başlıklı üç yazı. Müellifin takipçilerinden sosyal hizmetler uzmanı olarak Amerika’da doktora yaparken Müslüman mahkûmların ihtiyaçları ile ilgilenen bir zat-ı muhteremin günlüklerinden pasajların ağırlıkta olduğu üç makale.

Müellifin yazıyı kaleme aldığı gün itibari ile 28 müslümanın hidayetine vesile olan isimsiz bir kahramanın tuttuğu günlüklerde, kâğıda nakşettiği kelimelerin her biri hem sevinç gözyaşlarımıza vesile oluyor, hem de ufkumuzun açılmasına… Amerika hapishanelerinde İslam’ı seçen kardeşlerimizin hikâyelerini okudukça nasibin ne demek olduğunu, zindanda da olsa imanlı olduktan sonra insanın mutlu olduğunu, iman olmadığı sürece dışarıda da olsa insanın mahkûm olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Durmadan duraksamadan İslam’a hizmet için çalışmamızın önemi

Yeni Müslüman olmuş bir Amerikalı mahkûmun teheccüd namazının kaç rekat olduğunu sorması kısmını okuduğumda hapislerin insanı halktan uzaklaştırdığını fakat Hakk’a yaklaştırdığını hissettim. İbret almam gerektiğini, bu kardeşlerim için dua etmem gerektiğini, bu kardeşlerimin bana dua etmesinin beni ne kadar sevindireceğini düşündüm.

“Ardıçkuşu” başlıklı üç yazıda Amerika zindanlarında olan bitenleri günlük şeklinde yazan kardeşimizin azmi, duruşu ve hizmet algısı da takdire şayan bir durum. “Bir Müslüman istediğinde neler yapabilir”e bir daha imrenerek şahit oluyor insan.

Yeni Müslüman olmuş genç bir mahkûmun hikâyesi ise en derinden etkiledi beni. Hayatta annesinden başka kimsesi olmayan bu genç, annesini çok sevdiğini fakat annesinin aşırı bir Hıristiyan olduğunu ve kendisini İslam’dan döndürmeye çalıştığını fakat kendisinin annesi ile irtibat ve ilişkisini kesmeye karar verdiğini söylüyor. Kur’an okumaları yaparken anne ve babaya saygı ile ilgili ayetler okuduğunu ve bu durumda nasıl davranması gerektiğini soruyor. Sahi bu imanın en güzel şekli değildir de nedir? Bu satırları okurken Sad bin Ebi Vakkas aklıma geldiği esnada bir sonraki paragrafta müellifin Sad bin Ebi Vakkas ile bu genci benzetmesi ayrı bir tevafuk, ayrı bir güzellik oldu.

Güzellikleri okudukça umudum bir kat daha arttı. Durmadan duraksamadan İslam’a hizmet için çalışmamızın önemini daha iyi anladım bu üç makaleden sonra.

Yazı boyunca esasında ümmetin sabır fedaileri, zindan gülleri Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, İhvanı Müslimin mürşidi Muhammed Bedi, Esma’nın babası Biltaci, darbe mağduru Salih Mirzabeyoğlu, Zekeriya Şengöz, Fahri Memur gibi zindandaki Müslümanlar gözlerimin önünde geçti. Esaretten kurtuluş ve gerçek özgürlük için dualara vesile olması duası ile, kitaptaki o üç yazıyı okurlara tavsiye ederim.

 

Ferhat Özbadem yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:48
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13