banner17

Yeni korkuluğumuz mankenler, parlak cd'ler

Postmodern zamanlarla birlikte, korkulukların tasarımında da, adına sulandırılmış biçimde devrim denilebilecek bir değişim yaşanıyor.

Yeni korkuluğumuz mankenler, parlak cd'ler

 

Korkuluk, adı üstünde korkutmak amacıyla yapılır. Kimi zaman sazdan samandan, kimi zaman ottan odundan, kimi zaman çuldan, bezden, çaputtan yapıla yapıla zamanı zamana ekler durur.

Korkuluğun tarihine bakıldığında, modern tarihin, ilkel demeyi yeğlediği, eskinin teneke çalarak, ateş yakarak, bağırıp çağırarak korkutan ve bu şekilde buğdayını, çavdarını, mısırını, yaprağını kurttan kuştan korumaya çalışan insanları gelir ilkin aklımıza.

Denilebilir ki, kendi anlamlarını kendisinin ya da ürettiği şeylerin güvenliğini sağlama arzusunda bulan bir korkutma amacına yöneliktir bütün bu korkulukla korkutma ve korunma çabalarının.

Değil mi ki; Bir ürün ekilmiştir, bir fidan dikilmiştir, bir tohum yeşertilmiş ve bir yerde bütün bu çaba sonucunda beklenen ürünün korunması gerekmiştir.korkuluk

Kuş aklıyla yola çıkıp kuşu korkutmak…

Bütün bu gereklilik ve anlamlılık zemini üzerinde; hangi türden olursa olsun böylece korkutulan ve korkan kuşlar, kurtarılan ekinler, ürünler ve bir de uçsuz bucaksız tarlaların şurasında burasında ancak kuş aklına sığabilecek korkutuculuklarıyla heyulalar gibi salınıp duran korkuluklar sanki de antropolojik bir folklorun ispatları gibi dururlar hep.

İnsan aklı, eskimiş, eprimiş, parçalanmış giysilerle giydirdiği sırıkların sopaların ucuna aynı paçavralıkta bir de şapka takarak korkutucu kıldığı biçimlerle çıkmıştır kuşların karşına. İlk bakışta ilginç bir tercih gibi görülebilir bu. Belki de önce kendisi için, kendisi indinde korkutucu olarak imlediği deforme edilmiş bir şekil bularak kendini inandırmıştır insan. O kadar ki, incirine, üzümüne, mısırına, buğdayına dadanan aç ve haylaz kuşların karşısına çıkan bir zamanın toprak adamları, sanki de kendi korkularını kendi gerçeklerinden, kendi vehimlerinden devşirmiş, kendi korkuluklarını da kendi gerçekleri ve vehimlerinden yontarak, yanıbaşlarında buldukları materyallerden bulup çıkarmışlardır.

Zaman, korku ve korkuluklar…

Antropolojik verilere göre ilk çağlarda en azından bir nesne olarak korkuluklara rastlamak güçtür. Tabiatın kendisi zaten yeterince korkutucudur ve insan bu büyük korkutuculukla baş etmekten çok, neyin korkutucu olduğunu anlamaya ve anlamlandırmaya uğraşmıştır uzun zaman boyunca. O ilk zamanın korkuluğu da bu yüzden insanın kendisi, çığlığı, abartılmış hal ve hareketleridir. Fakat şehirlerin ortaya çıkması, yerleşim birimlerinin şekillenmesi ve tarım tekniklerinin öğrenilmesiyle birlikte Ortaçağın başladığı tarihlerde, tarlalarda boy göstermeye başlamıştır korkuluklar.

Giderek zaman ilerlemiş, toplu yaşam biçimleri farklı formlar kazanmış, teknoloji gelişmeye başlamış ama korkuluklar sanki olmazsa olmaz birer figür gibi, ekilen tarlaların orta yerinde durmaya devam etmişlerdir.

Üstlerinden uçaklar, yanlarından yörelerinden traktörler, araçlar, makinalar gelip geçmiş, eskidikçe eskimiş, rüzgârla, karla, yağmurla tanışmışlar ama bir biçimde hep varlıklarını sürdürmüşlerdir korkuluklar. İşte bütün bu halleriyle de;  sanki de insanın içindeki hep korkmaya hazır saf bir çocuğun, korkutmak için şekillendirdiği korkutucu ama bir o kadar da saf ve çocuksu yanını ele vermişlerdir.

korkulukKorkudan ve korkutuculuktan da öte, tarlasının orta yerine bir korkuluk diken insan; yapıp ettiği bu nesneyi oluşturan çul, çaput, çalı, çubuk, ot ve samanın, öylece tarlasının ortasına dikmiş olduğu bir şekilden daha fazla bir şey olduğunu düşünmüştür hep.

Pagan devrinin uyduruk tanrılarını kandıran insan…

Büyük bir merakla uzun yıllar korkulukların fotoğraflarını çeken fotoğraf sanatçısı Colin Gerrau’ya göre şimdi, bu zamanda çekilen bu fotoğraflar yüzyıllar öncesinde çekilmiş de olabilirler. Çünkü tarlalar da, korkuluklar da son tahlilde hep aynı kalmışlardır.

Kabaca yapılmış bir tarih ve antropoloji okumasına göre ise, korkulukların tarihi, insanlığın Pagan dönemine kadar gidebilmektedir. Pagan inanışına göre, tanrılara adak olarak kendini ya da kendilerinden birini kurban etmek zorunda olan insanoğlu, zamanla bundan bıkıp usanmış ve bu uyduruk tanrılara insan kurban etmek yerine insana benzetmeye çalıştığı, insan şeklindeki kuklalar, korkuluklar sunmuş ve bunu yaparken de,  sanki içten içe sahte olduğunu bildiği bir tanrılar topluluğuna karşı sahte kurbanlar vererek kendini kurtarmaya çalışmıştır.

Batılı insanın Pagan demeyi yeğlediği, bize göre ise ‘Cahiliyye’ olarak adlandırabileceğimiz bu zamanlarda olagelen hale bakarak, insanın aslında fıtraten karşı olduğu bir güç karşısında gerçekten de ‘Tanrı’ diyerek sığınıp kendini güvende hissedeceği bir kutsalın arayışını bulup çıkarmak mümkündür.

İngilizce karşılığı ‘Scarecrows’ olan korkuluk; tam olarak ‘Karga korkutan’ anlamına gelir. Karga ve korku, bilgimizi E.A. Poe’ya, oradan da yeni zamanların yeni romancısı Murakami’ye kadar götürecek olursak, aslında oldukça anlam içeren ‘Gotik’ bir imleme gibidir. Zira, karga sadece renk olarak bile, içerdiği koyuluk ve parlaklık dolayısıyla hep bir korkunun simgesi olarak düşünülmüştür.korkuluk

Korkuluktan korku üreten modern zamanlar…

En başında kendinden ötedeki bir başka canlı topluluğunu korkutmak için tasarlanan korkulukların zamanla insan açısından da korkutucu bir yeni biçime sokulması ise hayli ilginçtir. Öyle bir zamandır ki bu; korkuluklar, kuşlar kadar insanlar için de korkutucu bir nesne haline getirilmiş, öyle olmasa bile sinema sanatının verdiği imkânlarla yeni bir görüntüye kavuşturulmuş ve insan için de tam bir korkuluk olarak şekillendirilebilmiştir. Daha çok korkuluk denen şeyin içinde saklandığı varsayılan kötücül ruhun anlatıldığı bu filmlerde; gizemli nesneler, çoğunlukla kirli ve saklı paralar, gizli belgeler hatta bazı zamanlar da cesetler vs. saklanmış, bundan da öte korkuluğun kendisi canlı olarak kurgulanmış ve peşpeşe çekilen böylesi filmlerle bir yandan korkuya ihtiyaç duyan bir çağın insanı anlatılırken öbür yandan da korkuluklar yeniden tarif edilmiştir.

Batılı kurgusal algıya göre; başları genellikle bal kabağından yapılan korkuluklar çoğunlukla da masculin /erkek bir karaktere sahiptirler. Kadınlara daha çok canlı biçimdeki bir ‘Cadı’lığı yakıştıran bu algının sonucunda ise, tam olarak kesinleştirilemese bile korkunun kaynaklandığı odak olarak erkeğin gösterildiği anlık bir kanaat oluşturulmuş ve daha ötesinde doğurgan olmayan bir verimsiz korkunun altı çizilmiştir.

Manken korkuluklar, parlak cd’ler…

Postmodern zamanlarla birlikte, korkulukların tasarımında da, adına sulandırılmış biçimde devrim denilebilecek bir değişim yaşanıyor. İnsanoğlunun artık pek çok şeyi eskitemeden gündemden kaldırdığı bir zamanın zorlamasından olacak, korkuluklar da artık çuldan çaputtan, sazdan samandan yapılmaktan çok plessiglastan, metalden ve zamanın kazandırdığı diğer maddelerden yapılıyor.

korkulukSözgelimi; Amerika’nın Mississipi eyaletindeki uçsuz bucaksız pamuk ve mısır tarlalarında, vitrinlerdeki sessiz görevlerini tamamlayan cansız mankenler hem de hesaplanmış aralıklarla kuşları korkutmaya devam ediyor.

İlginç bir korkuluk tasarımı ise 2000’li yılların ortalarından beri dikkati çekiyor; özellikle büyükşehirlerde balkonlara konan kuşlardan rahatsız olan metropol insanları, balkon demirlerine çiziksiz 'cd'ler asıyorlar, rüzgarda salınan 'cd'ler bütün kuşları korkutup balkonlardan uzak tutuyorlar böylece. Zamanın türlü tevir halleri işte, eskinin çuldan çaputtan korkulukları yerlerini böyle parlak, acaip korkuluklara bırakabiliyorlar.

Güvercinler, serçeler, kargalar artık o çuldan çaputtan korkuluklardan değil, miadını doldurmuş mankenlerden ve 'cd'lerden korkuyorlar...

İlginç değil mi?..

 

Şahin Torun yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2012, 09:38
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20